SEÇİMLER VE DEMOKRASİ


Gerçekten ekonomi ve eğitim alanında az gelişmiş ülkelerde halkın iradesi zaman zaman kâğıt üzerinde kalıyor. Bir taraftan siyasal iktidarın baskısı, diğer taraftan patronların etkisi seçimlerde önem kazanıyor. Bir de, en tehlikelisi halkın duygularını istismar etmek var. Güzel dinimizi sömürmek, inancımızı oya dönüştürmek çabası, tehlikeli sonuçlar doğruyor. Varlıksız hatta yoksul halkımızın ve demokrasinin varlığı büyük şeyler kazandırmayan geniş halk kitlelerinin inançlarını sömürmek bence ahlâki değildir.
Bence o halk kitlelerinin yaşam düzeylerini yükseltmek ideal olmalıdır. Yoksa her mahallede birkaç zengin yaratmanın hesabı yapılmamalıdır. Çağın koşullarına uygun evi olmayan, sağlık koşullarından gereği gibi yararlanamayan, evine ekmek parası götüremeyen geniş kitlelerin yüzünü güldürecek kimse o seçilsin başkan, il genel meclisi üyesi ve muhtar olsun diyoruz.
Trabzon’da adaylar belirlendi. Hepsinin toplumsal saygınlığı var. Hepsini az çok tanıyoruz. Özellikle Büyükşehir belediye başkan adaylarını geçmişleriyle biliyoruz. Bu adaylarımızdan beklentimizin başında karşılıklı saygıdır. Sonra hoşgörüdür. Birbirlerine hakaret ederek, birbirlerini küçülterek oy toplama dönemi sanıyorum çoktan bitti. Biz kimsenin kara kaşına kara gözüne bakarak oy verecek değiliz.
Bu güzel kentimize getirecekleri olumluluklar nelerdir, halkımızın çıkarına yönelik çalışmalar neler olacaktır? Bunları sunmaları ve insanları inandırmaları gerekir ki doğrusu da budur. Yapamayacağını, olmayacak projeyi önümüze sürmemelisiniz. Geçen dönem başkanlık yapan ve 61 proje ile karşımıza çıkan sevgili başkanımız, elbette ki güzel şeyler yaptı. Ama hani tren yolu, hani Taşbaşı’ndaki asansör!
Ben Trabzon halkının büyük bir olgunlukla seçimlere katılacağını ve beğendiği proje sahibine oy vereceğine inanıyorum. Tüm değer yargılarımızı hiçe sayan olumsuz tabloya olumlu bakmak niyetinde değiliz. Siyasi partilerimizin, yargı, yasama, yürütme, basın gibi kuruluşlara sahip çıkması ve demokrasi adına onları gözü gibi koruması en büyük isteğimizdir.
Montesquieü’nün dediği, yargılama gücü yasamadan ve yürütmeden ayrılmamışsa orada hürriyet yoktur. Eğer yargı, yasama ile birleşmiş ise vatandaşın hayatı ve özgürlüğü keyfiliğe bırakılmıştır. O zaman yargı hüküm veren değil, iktidarın isteği doğrultusunda tahakküm eden olabilir.”
Partiler ve program arasındaki yarış ve mücadele, ille de çamur atarak, iftira ederek yürütüldükçe onun oluşturduğu ürünlerde besleyici değil, zehirli meyveler getirebilir; demokrasimize zarar verebilir. Bugünün iktidarı yarının muhalefeti, bugünün muhalefeti yarının iktidarı olabilir. Ama bu ülke bizim. Demokrasi bizim. Ne ülkemizi değiştirebiliriz ne de demokrasiden vaz geçebiliriz.
Bilmem doğru mu söylüyorum?