Şehirlerimiz (1)


Her gün yaşadığımız şehirler hakkında olumlu ya da olumsuz yorumlar yapıyoruz. İstanbul'da Fikirtepe için yaşanan tartışmalar, benzer şekilde Trabzon'da Zağnos, Çömlekçi'de, Beşiktaş İnönü Stadı’nda yaşananlar da Avni Aker Stadyumu ve çevresinin kentsel dönüşüm projesi olarak düzenlenmesinde yaşanmakta.


Yaklaşan yerel seçimler mevcut yöneticileri ve adayları, yeni arayışlara/projelere yönlendirmekte. Bazıları geçmişte yapılanlara bakıp ders çıkarırken, iyi olmuş devam diyenlerde var...


Aslında işin bir de söylenenler ile yapılanlar tarafı var.


Belki idareciler anlaşılmıyor, belki de onlar halkın ne istediğini anlamıyor, belki de idari mekanizmanın alt ile üst arasında bir UYUM sorunu yaşanıyor.


"Eğer şehir denildiğinde aklına taş gelen, aklına beton gelen, aklına sadece asfalt gelenler varsa, açık söylüyorum; onlar kendilerini ve medeniyet algılarını lütfen tekrar tekrar sorgulasınlar, onlar bu işi bilmiyorlar. Yunus Emre’nin dediği gibi kendilerini viran etsinler. İmaretin, imarın, mimarinin ne olduğunu ancak bu şekilde anlasınlar ve anlayabilsinler" (1).


Bu cümleler başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmalarından çıkarılmış.


Bu mihenk noktasından baktığımızda, bugünkü şehirlerimiz ve Trabzon nasıl? İnsanlar sokaklarda, şehrin huzur ve dinginliğini içinde yaşayabiliyorlar mı? Evet mi? Hayır mı?...


Yoksa, "Üstat Necip Fazıl, şehirlerimizin katledilmesi karşısında 1942’de yazdığı bir yazıda; “Allah’ım, beni evimden dışarıya çıkarma da az ızdırap çekeyim”(1), söylemi bizi de mi kuşattı...


Zağnos vadisi rekreasyon düzenlemesinin tartışmaları bitmeden, vadiye yapılan inşaatlar ve betonlaşma tartışılır olması "Bu ne yaman ÇELİŞKİ" dedirtiyor insana.


Aynı cümlelerin devamında Sayın Başbakanımız yetkilileri uyarmaya devam ediyor...


"Belediye reislerinin elinde Türkiye. Türkiye’nin o aziz şehirleri kimlikli, kişilikli, ruh ve estetik sahibi şehirleri maalesef harap olup gitti. Bizim metropollerimiz vardı, ama o metropoller beceriksiz ve estetik dünyası olmayan, estetik ruhu olmayan ellerde adeta nekropole, yani ölü şehirlere dönüştü. Eskiden yeşilin içinde yeşille uyumlu yapılar inşa edilirken, şimdi artık saksılarda çiçekler yetiştiriliyor. Eskiden derelerin, nehirlerin kenarına evler inşa edilirken, maalesef dereler örtüldü, nehirlerin yatağı değiştirildi, şehir adeta suyu yuttu. Bazen arkadaşlarım diyor ki, derenin yatağını şöyle biraz kaydıralım, şöyle biraz değiştirelim. Yapma, bak er veya geç o dere yatağını bulur, derenin hakkı vardır, hakkını alır, hakkını aldığı zaman bedeli ağır olur, canlar gider,  ondan sonra feryat etmenin de hiçbir anlamı kalmaz; hassas olalım buralarda. Buradan 3-5 kazanacağız diye bu yataklarla oynamayalım, bırakalım dere yatağında aksın" (1)


Bizce de yatağında aksın... Sizce ya sayın okurlar ve yetkililer?


(1) Başbakan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN, 4. Uluslararası Yerel Yönetimler Sempozyumu açılış konuşması, 2013