Trabzonspor’un şu ana kadar oynadığı maçlara baktığımızda, ortaya koyduğu futbolun beklentilerin altında kaldığını açıkça söyleyebiliriz.
Her geçen hafta üzerine biraz daha koymasını, futbolunu geliştirmesini ve sahada daha güçlü bir Trabzonspor görmeyi beklerken, Bordo-Mavili ekibin adeta yerinde saydığını görüyoruz.
Oysa bu takımın maliyeti ve kadro kalitesi düşünüldüğünde, Trabzonspor’dan çok daha gösterişli, tempolu ve mücadele gücü yüksek bir futbol beklemek en doğal hakkımız. Başakşehir karşısında alınan galibiyet elbette önemlidir.
Ancak kazanmak her zaman iyi futbol oynandığı anlamına gelmez.
Trabzonspor, o maç da dahil olmak üzere sahada zaman zaman adeta yürüyerek oynuyor. Topun hızı düşük, oyunun temposu düşük, rakip üzerindeki baskı ise yeterli değil. Böyle bir futbol anlayışıyla Trabzonspor’un mücadele ettiği kulvarlarda hedeflerine ulaşması kolay görünmüyor.
Çünkü Trabzonspor’un artık sahada “bir şeyler olsun” diye bekleyen değil, bir şeyleri olduran bir takım olması gerekiyor.
Rakip kim olursa olsun Bordo-Mavililer tempolu oynamalı.
Pas trafiğini hızlandırmalı, rakibi hataya zorlamalı ve rakibin üzerine cesaretle gitmeli. Hızlı pas, hareketlilik, önde baskı ve sürekli hücum düşüncesi…
Sağa pas, sola pas, geriye pas, tekrar kaleciye pas…
Böyle olmaz!
Trabzonspor’un formasını giyen futbolcu, maçın son düdüğü çaldığında “Keşke biraz daha koşsaydım” dememeli.
Tam tersine, sahadan çıktığında formasının terini son damlasına kadar akıtmış olmalı. Çünkü Trabzonspor forması sıradan bir forma değildir.
O formanın üzerinde büyük bir tarih, büyük bir mücadele ve milyonlarca insanın sevgisi vardır. O formayı giyen futbolcunun sahada bunun sorumluluğunu hissetmesi gerekir. Trabzonspor taraftarı kaybedilen her maçta sadece skora üzülmüyor.
Sahada mücadele etmeyen, rakibine üstünlük kurmak için çabalamayan bir takım gördüğünde daha fazla kırılıyor.
Çünkü bu şehir mücadeleyi sever.
Trabzonspor’un ruhunda mücadele vardır.
Son düdüğe kadar savaşmak, pes etmemek, rakibin karşısına korkmadan çıkmak vardır. Trabzonspor’u Trabzonspor yapan da biraz budur.
Bu nedenle futbolcuların maç içerisinde kaçak oynaması, sorumluluktan uzaklaşması, mücadeleden geri durması kabul edilebilir bir durum değildir.
Eğer herkes sahada elinden gelenin tamamını ortaya koyarsa, sonuç ne olursa olsun taraftar o futbolcunun arkasında durur.
Bir de işin teknik tarafı var.
Fatih hoca bu süreçte kesinlikle maceraya girmemeli.
Formayı hak edene vermeli.
Kim antrenmanda daha iyi çalışıyorsa, kim sahada daha fazla mücadele ediyorsa, kim Trabzonspor’un formasının ağırlığını daha fazla taşıyorsa, o oyuncu sahaya çıkmalı. Çünkü kadro tercihi bu takım için çok önemli.
Yanlış bir oyuncu tercihi, yanlış bir plan veya formsuz bir futbolcuda ısrar, Trabzonspor’un sahadaki gücünü doğrudan etkileyebilir.
Bu nedenle teknik heyetin çok daha dikkatli ve cesur olması gerekiyor. Trabzonspor’un artık bir silkelenmeye ihtiyacı var.
Yeni bir başlangıca, yeni bir heyecana, yeni bir mücadele ruhuna…
Belki de bunun için en doğru adres Amed maçı olacak.
Umut ediyoruz ki Trabzonspor, Amed karşılaşmasıyla birlikte kendisine yeni bir sayfa açar. Sahada daha hızlı, daha istekli, daha agresif ve kazanmayı gerçekten isteyen bir takım görürüz. Çünkü bu taraftar, yürüyen değil koşan bir Trabzonspor görmek istiyor.
Ve unutulmasın…
Trabzonspor sahaya çıktığında sadece 11 futbolcu oynamaz.
O formanın altında bir şehrin yüreği atar.