SİSTEMİN KURBANLARI
24 Ocak 1980 kararları ile ülkemiz, karma ekonomiden liberal ekenomiye geçmiştir. 12 Eylül 1980 darbesi bu kararların uygulanmasında otoriter yapıyı oluşturmuştur. Cumhuriyetle birlikte elde edilen sosyal kazanımlar teker teker budanmış ve kolu kanadı kırılmış ve göstermelik haklar olarak bırakılmıştır. Özellikle 2008 yılı sonlarında patlak veren ve kapital krizi olarak tüm dünyayı etkisi altına alan ekonomik bunalımın faturası yine emeği ile geçinenlere çıkarılmıştır.. Emek ucuzlatılmış, güvensizlik oluşturulmuş, bu arada işsizlik istenmeyen oranda artmıştır.
Acısı içimizi ezen Soma katliamı tarihimize kara leke olarak sürüldü. O emekçi kardeşlerimizin ölümünü “kadere” bağlamak insan inancını sömürmek demektir. Gelişmiş ülkelerin kömür ocaklarının ölçülerinde çalışma ortamı hazırlanırsa ve bu olumsuzluk oluşursa ona diyeceğimiz yok. Ancak hiçbir önlem alınmadan insanları kara elmasın içine atarsanız ve bunun adına da kader derseniz, bu yaklaşıma kargalar bile güler.
“Ekmeği, ekmekçiye ver, bir ekmek de üste ver” diye çok güzel bir özlü sözümüz vardır. Madencilik en riskli sektördür. Yerin kilometrelerce altında insanlarımız çalışır. O emekçimizin işvereni, insana ve insan onuruna değer veren birisi olmalıdır. Aksi halde patron dediğimiz kişi sadece kazancına bakar. “Ölen ölür kalan sağlar bizimdir” der geçer ve bu acımasız yaklaşım içinde küpünü doldurmaya bakar.
Özelleştirme adı altında devletçe elde edilen kazanımları yandaşlarımıza yabancı şirketlere peşkeş çektiğimizde sonuç bu olur. Hele sattığımız tesislerimizin denetimini elimizde tutamazsak, “Saldım çayıra, Mevla kayıra” yaklaşımını benimsersek biz çok daha Soma Katliamı ile karşı karşıya kalırız.
Peki bu katliamın suçlusu kim?
Herhalde orada asgari ücretle çalışan işçiler suçlu değildir. Görev yapan memurlar da suçlu olamaz. Mühendislerimizin verdikleri raporlar aksaklıkları dile getiriyorsa onlar da suçlu sayılmazlar. Kontrol görevlileri hazırladıkları dokümanlarda yapılması gerekenler sıralanmışsa onlar da es geçilebilir. Ama işveren tüm olumsuzlukları bildiği halde o genç insanları bile bile ölüme götürmüşse önce kendi vicdanında sonra yasalar karşısında suçludur.
Ya, özel kuruluşları o güzelim kuruluşları yok pahasına satan hükümet için ne demeli? “Ver kurtul” politikası ile varılan sonuç bu olur işte. Başka memleketler kadar kendi ülke insanına zaman ayırılsaydı bu elim ölümler olmayabilirdi. Yetim çocuklar, dul hanımlar bağrı yanan analar olmazdı.
Suçlular ayağa kalkın dersek, birkaç zavallıyı iterler öne!