SİYASETİ BİLMİYORUZ!

Etrafımdaki ketum figürlerden biliyorum. Bunların isimlerini tek tek sayarım ama her ifşaat her yerde yapılmaz onu da bilirim.

Kimlerden bahsediyorum?

"Türkiye’de siyaset yapmasını bilen, siyaset dilini verimli kullanan ister muhalefetten olsun ister iktidardan olsun hemen hemen kimsenin olmadığından".

Bir basit tükürük yarışının ötesine geçilemiyor. Bazılarının eski söylemlere takılıp kaldığını, her söze septik yaklaştığını görüyoruz.

Hali vakti yerinde, yarınından endişesi olmayan, sağlıklı bireylerden bile sanki enkaz altında kalmış bir Türkiye okuması yorumları geliyor.

Bir ekmeği zor bulan, cebinde benim gibi zaman zaman çay parası dahi olmayan insanlardan da memleketin vaziyetine sitayişler sıralanıyor.

Yani gerçeğe uzağız. Biriktirilmiş kinlere ya da alkışlara esir olmuş bir siyasi iklim içinde yaşıyoruz.

Aslında biz yani çoğumuz, siyaset yoluyla memlekete güzellik getirme derdinde değil kendi beynimizdeki kinleri veya alkışları iktidara getirmek için adeta savaş halindeyiz.

Biraz öznesiz gittim değil mi?

Çok genel ölçütlerden daha somuta doğru yazımızı evirelim isterseniz.

Bir ülkücü arkadaşım; "Biz PKK ve FETÖ konusunda yanılmadık. Andımızı ve TC ibaresini kaldıranlardan olmadık. Şimdi yapılan bu mücadelelere de inanmıyoruz" diyor.

İktidarın bugün ülkücülerin yıllardır savunduğu şeyleri bir bir gerçekleştirmesine memleketi adına sevineceği yerde "dün biz demiştik" tekerlemesine saplanıp kaldığını görüyoruz bu arkadaşın ve bunun gibilerin. Yani terk edilmiş yanlışların yerine iki yıldır konan güzellikleri temaşa etmenin hazzını yaşayamıyorlar bir türlü.

İktidar kanadından müzmin (çok dikişli) bir tıp öğrencisi, geniş bir tartışma ortamında Başbuğ Alparslan Türkeş'e idraksiz laflar ediyor, Devlet Bahçeli'yi devletçi yaklaşımından ötürü göklere çıkarıyor.

Bu tıpçı ve bunun gibiler Başbuğ'un yetiştirdiği bir değere değer verirken değerin kaynağına laf edebiliyor.

Dedim ya "biz siyaset yapmasını bilmiyoruz"...

Siyaseti memleket menfaatlerine dönük değil de kendi egolarımıza kapılıp sünepeleştiriyoruz.

Sağduyulu, hassasiyetleri gözeten, her sözün her yerde söylenmeyeceğini bilen insanlara lafım yok. Sayıları az olsa da böyleleri bu toplumda iyi ki var.

Yoksa bizi hafakanlar basardı.