Siyasetin tozlu raflarında duran, en eski ama son yıllarda en çok ihmal edilen altın bir kuralı vardır: Vatandaşın zihninde oluşan algı, bazen gerçeğin kendisinden çok daha güçlüdür. Bir kez o algı zihinlere bir mıh gibi çakıldı mı, sandık günü geldiğinde sonucu belirleyen "görünmez el" haline geliverir.
Hafızalarımızı tazeleyelim; bunun en çarpıcı örneklerinden biri geçmişte bir ilçemizde yaşandı. Dönemin belediye başkanı hakkında sokaklarda, meydanlarda kulaktan kulağa yayılan bir anlatı vardı: Sert bir üslup, vatandaşa mesafeli bir yönetim ve o meşhur “dediğim dedik, çaldığım düdük” tavrı... Hatta bu kibirli tabloyu tek bir cümle özetliyordu: “Ben bu kasabanın şerifiyim.”
Aslına bakarsanız, bu sözün o başkanın ağzından gerçekten çıkıp çıkmadığı bir noktadan sonra önemini tamamen yitirdi. Çünkü siyaset arenasında kitleleri harekete geçiren şey gerçeğin çıplaklığı değil, toplumun neye inanmayı seçtiğidir.
Kahvehanelerde çaylar yudumlanırken, esnaf dükkanını açarken hep aynı nakarat tekrarlandı: “Bu bir daha aday olsa kazanamaz.” Tepki o kadar büyüdü ki, sorun şahıstan çıktı: “Hangi partiden olursa olsun kazanamaz” noktasına, oradan da “Burada AK Parti bitti” hükmüne kadar uzandı.
Nitekim bugün dönüp baktığımızda, o ilçede iki dönemdir seçim kazanılamıyor olması, bu söylentilerin sadece boş birer dedikodu olmadığını; aksine seçmen davranışını iliklerine kadar etkileyen devasa bir algıya dönüştüğünü kanıtlıyor.
Siyasetçiler için burada buz gibi bir ders vardır. Vatandaşla kurulan dil, üslup ve o samimi temas; en cafcaflı seçim kampanyalarından, devasa projelerden ve boş vaatlerden çok daha kalıcı izler bırakır.
Bir yönetici eğer halkın gözünde:
“Ulaşılamaz”
“Hesap vermez”
“Tepeden bakan” bir profil çizdiyse, bu imajın geri dönüşü sanıldığı kadar kolay olmaz.Çünkü Türk seçmeni sadece aldığı hizmete, dökülen asfalta, yapılan parka bakmaz; kendisine nasıl davranıldığına, adam yerine konulup konulmadığına da bakarak oy verir.
İşin en tehlikeli boyutu ise bu tür memnuniyetsizlikler asla tek bir kişiyle sınırlı kalmaz. Bir ilçede başlayan o küçük yangın, dalga dalga büyüyerek ait olduğu siyasi partinin genel markasına, kurumsal kimliğine de zarar verir.
Eğer o ilçeyi yönetenler bu tabloyu doğru okuyamazsa, “Biz nerede hata yaptık?” sorusunu aynanın karşısına geçip samimiyetle sormazsa, aynı mağlubiyet hikâyesinin aynı ilçede yinelenmesi kaçınılmazdır.
Unutulmamalıdır ki siyaset; sadece sandıktan zaferle çıkmayı bilmek değil, kaybetmenin nedenlerini o "görünmez el"de, yani halkın dilindeki algıda arama sanatıdır. Aksi halde, her seçim gecesi o meşhur ve çaresiz soru yankılanmaya devam eder
Halbuki “Nasıl oldu da kaybettik?” sorusunun yanıtı, seçimden aylar önce sokağın fısıltısında, vatandaşın kırılan kalbinde çoktan verilmiştir.