Siyasette vefa ve omurga kavramları, bireysel bir karakter sorununun ötesinde toplumsal güvenin inşasındaki en temel kolonlardır. Bugün Türk siyasetinin panoramasına baktığımızda, dün kendisine can suyu olanlara bugün sırt çevirenlerin sergilediği nankörlük ile bu ihanet sarmalına zemin hazırlayan basiretsizliğin ibretlik bir karışımını görüyoruz. Ali Babacan’ın “Bu ülkeyi CHP’ye bırakmak istemiyoruz” şeklindeki son çıkışı, siyasi bir eleştiriden ziyade derin bir siyasal tutarsızlığın ve "siyasi parazitliğin" dışavurumudur. Kendi başına girdiği hiçbir seçimde toplumsal karşılığı tescillenmemiş olanların, bugün CHP seçmeninin helal oylarıyla oturdukları koltuklardan o kitleyi küçümsemeye kalkması, Türk siyaset tarihine geçecek bir vefa borcu inkârıdır.
Bu trajik tablonun bir diğer sorumlusu, "sofra kurma" vaadiyle yola çıkıp partisinin ve seçmeninin iradesini siyasi ömrünü tamamlamış figürlere altın tepside sunan Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Kılıçdaroğlu’nun sergilediği bu basiretsiz tutum, bugün CHP’ye üstten bakan bu dillerin filizlenmesine olanak tanımıştır. Kendi partisine ve ideallerine ihanet edercesine açtığı bu alan, Türkiye’nin geleceği yerine vefa duygusundan yoksun isimlerin ikbaline hizmet etmiştir.
Babacan gibi geçmişte ekonomi yönetiminin en kritik katmanlarında görev yaparken çevresindeki kadroların FETÖ bağlantılarıyla anılmasına göz yumanların, bugün kendilerini tertemiz birer demokrasi kahramanı gibi sunması toplum hafızasında karşılıksız kalmaktadır. Dün birlikte yol yürüdüklerine bugün "kandırıldık" diyen, dün destek istediği kesimleri bugün hedef alan bu tarz, siyasi literatürde "omurgasızlık" olarak yerini almaktadır.
Siyasetin bu karanlık ve güven sarsıcı tarafının aksine, halkın iradesini her şeyin üzerinde tutan ve bu uğurda ağır bedeller ödeyen isimler, geleceğe dair umudu diri tutmaktadır. Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş, iktidarın her türlü yargı tacizine, kumpasına ve engellemesine rağmen geri adım atmayarak gerçek birer direnç sembolü haline gelmişlerdir. Onlar, Babacan gibi konforlu alanlarda strateji kasmak yerine, halkın arasında ter dökerek ve her türlü siyasi riski göze alarak rüştlerini ispat etmişlerdir. Bugün CHP Genel Başkanı Özgür Özel de bu zorlu süreçte partisini değişimle ayağa kaldırmaya çalışırken, hem iktidarın baskısıyla hem de Kılıçdaroğlu ve Babacan gibi isimlerin yarattığı nankörlük enkazıyla mücadele etmektedir.
Türk seçmeni, rüzgâra göre yön değiştirenlerle fırtınada dimdik duranları birbirinden ayırmayı öğrenmiştir. Dün başka konuşup bugün başka yerde duranlara, kendisine el uzatanı ilk fırsatta arkasından vuranlara karşı duyulan güven geri dönüşü olmaksızın tükenmiştir. Siyaset bir hafıza ve omurga sanatıdır; tarih bedel ödeyen İmamoğlu, Yavaş ve Özel gibi isimleri onurla anarken; vefayı unutup ihaneti bir siyaset tarzı haline getirenleri sadece ibretlik birer dipnot olarak kaydedecektir.