SOR-SORGULA!

İpin ucu bir kaçmaya görsün…

Çoğu kez sürece ilişkin; bilginin, birikimin, insana dair onca kazanımın, erdemliliğin hiçbir kıymeti harbiyesi kalmayıp, kimilerini bir zamanlar Organize Suç Örgütü lideri diye mahkum ettirdiklerinden, medet umar duruma düşürebiliyor!

Hayat denilen bilge, ters yüz olmuş böylesi bir dünyanın etrafa dağılan parçalarını bir araya getirip, umudun ya da umutsuzluğun kaostan doğan formunu yakalamak çabasıyla öylesine sorgulama metotlarıyla çıkıyor ki karşınıza, artık o sınavdan kanaat notuyla yetinip geçmek bile sizin için en büyük ödüle dönüşebiliyor.

Şimdileri bilmem ama bizim kuşak çok iyi anımsayacaktır;

Eskiden öğretmenlerimiz, kritik durumlarda iyi halden kanaat notu kullanıp salıverirlerdi bizi takıldığımız derslerden.

Demem o ki; hayat denilen bilge de, öğretmenlik işlevini ifa ederken, bir güzellik yapıp, keşke kanaat notu kullansa ve başarılı kılsa tıkanıp, tökezlediğimiz kaldığımız yerlerden!

Yaş, baş önemli değil, kemale ermiş olsak da artık bir an önce mezun olup, bıraktığımız yerden yaşamaya koyulsak hayatı yeniden, ne güzel olurdu değil mi?

Ama nerdeee?

Çıkarmak zorunda olduğu dersler, başarmakla ödevli olduğu sınavlar ve 83 milyonun çözüm bekleyen sorumluluğu önlerinde dağ gibi yığılı olanlar acı reçete yazıp, askıyı asanla, uçak filosu eşliğinde pikniğe gitmekte beis görmüyor bile!

Bugün ki yazımı bu duygu sarmalında ve akıl-ruh sağlığımızı koruma adına!

Değerli bir Sosyal Bilimci dostun “gerçekten uyandıysanız!” önerisiyle başlayan iletisinden alıntıyla sürdürmek istiyorum.

İnanın iyi gelecektir;
-Yataktan kalkar kalkmaz içinizden bir şarkı tutturun, anlamlı ya da anlamsız sözleri her neyle ilgili olursa olsun… Bilinçaltınız da ne varsa beyniniz size onu sunacaktır.

-Balkona çıkın derin nefes alın, hücrelerinizi bolca oksijenle doldurun.

-Hava yağmurluysa, başınızı gökyüzüne kaldırıp iliklerinize değin ıslanın.

-Halen sıcak bir bölgedeyseniz, yüzünüzü güneşe dönün ve onunla selamlaşın belki de birbirinize söyleyecek çok şeyiniz vardır.

-Dışarı çıkıp yolda gördüğünüz ilk ağaca sarılıp, yapraklarına dokunun onunla sohbet edin… Kulağınızı gövdesine dayayıp onu dinleyin, anlamaya çalışın.

-Ayaklar çırılçıplak bir şekilde toprağa basın, hamurunuzun hammaddesini vücudunuzda hissedin.

-Önünüzde ardınızda, sağınızda solunuzda, üstünüzde altınızda nefes alan yürüyen tüm canlılara selam verin. Onlarında, sizin kadar değerli olduklarını, onların da zorlu bir yaşam mücadelesi verdiklerini asla unutmayın.

-Kağıt toplayan çocuğa, çöpleri karıştırıp yiyecek arayan yoksula, yeni uyanmış minik serçeye, kalın sesli kargaya, kuyruğundaki pireler ile cilveleşen köpeğe merhametle yaklaşın.

-Sahile inin, öylece denize atlayıp sonra elbiseleri sırasıyla kurutun. Üşümenin ve sıcaklığın ne demek olduğunu iliklerinize değin hissedin.

-Ayaklarınızı birbirine değdirerek kumu temizlemenin inceliğini gözlemleyin.

-İşiniz yoksa doğayı (size bahşedilen hazineyi) keşfetmeye devam edin.

-Empatiyi yaşamınızdan eksik etmeyin. Onaylamadıklarınız olsa da insanları dinlemeyi çokça deneyimleyin.

-Tesadüfe inanmayın, çünkü her şey bir bilgelik ve düzen çerçevesinde tanzim edilmiştir. Siyaset esnafının kutuplaştırıcı söylem ve eylemlerinden uzak durun.

-Doğayı ve tüm canlıları (bizden önce var olanları) değer verip sevin.

-Zira onlar bize değil, biz onlara misafiriz…

-Artık uyanıp tüm olup bitenlerin de farkına varın…

-Sorgulayın… Sorgulayın… Sorgulayın!

Dünyayı, yaşam döngüsünü kavrayıp, canlılar arasındaki adaleti ve düzeni ancak sevgi kurtarır cümlesini asla unutmayın!