SOSYAL MEDYA ÇIKTI, MERTLİK BOZULDU!

SOSYAL MEDYA ÇIKTI, MERTLİK BOZULDU!
Toplumların inançlarına göre günah ve sevap anlayışları farklılık gösterebilir. Ancak bir de dinlerden, kültürlerden ve coğrafyalardan bağımsız olarak kabul gören evrensel ahlak ilkeleri vardır. Hırsızlık, taciz, tecavüz, cinayet, zorbalık, insan onurunu zedeleyen davranışlar... Dünyanın neresine giderseniz gidin bunlar kabul görmez. Toplumlar bu davranışları dışlar, kınar ve suç olarak görür.
Fakat son yıllarda hayatımıza giren sosyal medya, sadece iletişim biçimimizi değil, değer yargılarımızı da derinden değiştirmeye başladı. En büyük tahribatı ise mahremiyet duygusunda yaşandı.
Eskiden insanlar toplum içinde yerken, içerken bile çevresini düşünürdü. "Yanımdaki insanın buna imkânı olmayabilir, canı çekebilir." diyerek daha ölçülü davranırdı. Bu, bizim kültürümüzde edep ve inceliğin bir parçasıydı.
Bugün ise tam tersi yaşanıyor. Ne yediğimiz, ne içtiğimiz, hangi restorana gittiğimiz, hangi kahveyi içtiğimiz saniyeler içinde sosyal medyada paylaşılır hâle geldi. Paylaşım artık ihtiyaç olmaktan çıktı; adeta gösteriş yarışına dönüştü. Oysa geleneklerimizde nimeti teşhir etmek değil, şükretmek esastır.
Daha da düşündürücü olan ise hasta ziyaretlerinin bile sosyal medya malzemesine dönüşmesidir.
Hasta ziyareti; moral vermek, dua etmek, yanında olduğunu hissettirmek için yapılır. Fotoğraf çekip paylaşmak için değil. Hastanın mahremiyetini hiçe sayarak onu sosyal medyada teşhir etmek ne insanîdir ne de ahlakidir.
Bir an empati yapalım. Zaten hastalıkla mücadele eden bir insan, etrafında fotoğraf çekenleri görünce "Acaba durumum çok mu ağır? Son fotoğrafım mı çekiliyor?" diye düşünmez mi? Böyle bir psikolojiyi kimsenin yaşatmaya hakkı yoktur.
İyilik, reklam yapıldığı anda değer kaybetmeye başlar. Samimiyet ise kameraya değil, vicdana yakışır.
Özellikle makam ve mevki sahibi kişilerin bu konuda çok daha hassas davranması gerekir. Toplumun önünde bulunan insanlar; hasta ziyaretlerini, yardım faaliyetlerini ya da özel anları paylaşarak değil, ortaya koydukları hizmetlerle, ürettikleri projelerle ve bıraktıkları eserlerle konuşulmalıdır.
Sosyal medya elbette hayatımızın bir gerçeği. Ancak her gerçeğin bir sınırı vardır. Paylaşılabilecek şeyler olduğu gibi paylaşılmaması gereken değerler de vardır. Mahremiyet bunların başında gelir.
Teknoloji ilerledikçe insanlığın da aynı oranda olgunlaşması gerekir. Eğer teknoloji gelişirken edep, nezaket ve mahremiyet geride kalıyorsa, o gelişmenin adına ilerleme değil, değer kaybı denir.