SOYLU'NUN ANLATMAK İSTEDİĞİ!
Hainliğin böylesi bir ilkti!
Ordumuzun erleri tatbikata çıkıyoruz diye kandırıldı.
Ordumuzun tankları kendi milletimizin üzerine sürüldü.
Ordumuzun silahları kendi milletimize sıkıldı..
Ordumuzun uçakları kendi Özel Kuvvetler Komutanlığı’mızı bombalayarak, onlarca kahramanımızı şehit etti.
Tarihte hiç görülmemiş şekilde TBMM’miz bombalandı..
Ordumuzun Genelkurmay Başkanı kendi yaverleri tarafından rehin alınırken, başına silah dayanarak, boğazı kemerle sıkılıp darbe bildirisi imzalatılmak istendi..
Kuvvet komutanlarımızın hepsi; elleri, gözleri bağlanarak daha düne kadar yakın çalışma içinde oldukları arkadaşları tarafından rehin alındı.
Cumhurbaşkanımızın kaldığı otele baskın yapıldı..
Masum, kandırılan Mehmetçiklerimiz kemerlerle dövüldü!
Açıkçası 12 Eylül’de bile bunlar yaşanmadı..
Böylesine alçakça bir girişim olacak iş değildi!
Bu nasıl cesaretti!
Ordumuz içinde çeteleşmiş bu cuntacı paralel yapının arkasında bir güç olmadan böylesine bir darbe girişiminin olması imkansızdı..
***
Bu noktada kimsenin bırakın konuşmayı, cesaret bile edemediği açıklamayı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu, çarpıcı bir şekilde yaptı..
Olay oldu..
Bakan, sosyal medyadaki ilk tweetinde ABD Dışişleri Bakanı John Keryy’e son derece anlamlı bir gönderme yaptı..
Dedi ki..
“Kerry, darbe teşebbüsünün ilk saatlerinde ‘umarım barış bir an önce sağlanır’ dedi. Darbecilerin ismi ‘Yurtta sulh konseyi idi’ ilgililerine..”
Daha sonra ekranlara çıkarak noktayı açıkça koydu..
“Darbenin arkasında Amerika Birleşik Devletleri var. Oradan yayınlanan bir kaç dergi, bir kaç aydır faaliyette bulunuyordu. Biz ABD’ye aylardır Fethullah Gülen konusunda bir mesaj veriyoruz. ABD bize Fethullah Gülen’i vermek zorundadır. Ben tarihi tespitler yapıyorum. Bizim Atatürk Havalimanımız ne zaman patlıyor Rusya ve İsrail’le anlaşma gerçekleştirmemizin hemen akabinde patlıyor. Bütün bu soruların elbette ki kendi adına bir cevabı vardır.”
Bakan Soylu’nun sözleri son derece yürekli milli bir çıkıştı..
Çok ses getirdi..
ABD’de de anında tepki ile yankılandı..
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanının böylesine bir açıklama yapması, darbe girişiminde ABD’yi hedef göstermesi Beyaz Saray’ı son derece rahatsız etti..
Hemen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu arandı..
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, Çavuşoğlu’na Dışişleri Bakanı Kerry’nin Soylu’nun açıklama ve imaları konusunda rahatsızlığını dile getirip “Kerry, ABD’nin soruşturmayı yürütmesinde Türk yetkililere yardım etmek istediğini açık olarak dile getirdi. Ancak ABD’nin başarısız darbe girişimindeki imaların veya iddiaların tamamen yanlış olduğu ve ikili ilişkilere zarar vereceğini de söyledi” demek zorunda kalırken, kibarca tehdit eder gibiydi..
Bakan Soylu geri adım atmadı.
ABD’ye cevabını yine sosyal medyadan yapıştırdı..
Bu kez;
“ABD ‘Darbeye destek ithamı ilişkilerimize zarar verir’ demiş. İlgililerine ricam ‘darbe olsaydı ilişkilerimiz ne olacaktı?’ diye soru versinler” dedi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanının geri adım atmadan, darbe girişimi nedeni ile ABD’ye karşı açık ve net bir tavır ortaya koyması, milli iradenin yansıması gibiydi de..
Bu sözler hükümetin bir bakanının çıkışı olarak ilkti..
ABD, Soylu’nun açıklamasından her ne kadar rahatsız olsa da, bugüne kadar Türkiye’de yapılan tüm ihtilallerde ismi dış destek olarak gündeme gelmedi mi?
Tarihi gerçekler ortada..
İşte size darbeler için tarihten çok çarpıcı itiraflar..
ABD’nin en önemli iş adamlarından, ABD finans sektörünü elinde tutan, Beyaz Saray’ın ekonomik dış politikalarında etkin olduğu söylenen Yahudi asıllı ABD’li ünlü Bankacı David Rockefeller’in “Yüzyılın itirafları” başlığıyla yayınlanan itiraflarında Türkiye üzerine oynanan oyunlar bölümü çok şey anlattı!
Yani unutulmadı..
İyi okuyun..
***
“1980 darbesi de bizim isteklerimiz doğrultusunda yapıldı. O zamanlar ülkede bir solcular, bir sağcılar iktidara geliyor ve bizim isteklerimiz doğrultusunda ülke ekonomisini yönlendiriyorlardı.
Fakat Amerika ve Avrupa’da gelişmiş ülkelerin piyasaları doyuma ulaşmışlar ve biz yeteri kadar mal satamaz olmuştuk. Bunun üzerine diğer az gelişmiş ülkelere uyguladığımız planı onları da uygulamak istedik ve serbest piyasa ekonomisine geçmelerini ve ithalatın serbest bırakılmasını talep ettik.
Bu istediğimizi kabul etmiş görünüyorlar, fakat işi uzatıyorlardı. En sonunda bu ikilem yine bildiğimiz yollarla, Ordo Ab Chaos ile çözüldü. Yani önce kaos, sonra düzen. Provokatörlerimiz aracılığıyla sağ ve sol ideoloji kavgaları başlatıldı. Ülkeye gönderilen provokatörlerimiz için bu halkı kışkırtmak hiç zor olmadı. Ülke halkı sağcı ve solcu olarak ikiye bölündü ve çatışmaya başladılar.
Olaylar öyle bir dereceye geldi ki, her gün elli altmış kişi sokak çatışmalarında ölmeye başlamıştı. Bütün ülke terör korkusu altında eziliyordu. İnsanlar akşamları sokağa çıkamaz olmuştu. Her an bir serseri kurşuna hedef olmak vardı.
Binlerce Türk genci uydurma ideolojiler uğruna can vermişti. Sonra darbe geldi ve bütün olaylar bıçak gibi kesiliverdi. Zavallı ülke halkı bu sözde başarıyı darbenin bir neticesi olarak gördüler. Çünkü nihayet terörizm sona ermiş, ülkeye huzur gelmişti. Aslında provokatörlerin görevi bitmiş, sahneden çekilmişlerdi.
Burada oynanan oyun, halkı umutsuz ve çaresiz bir duruma düşürmek ve onlara bir ‘kurtarıcı’ sunmaktır. Ondan sonra bu kurtarıcı ne yaparsan yapsın hemen kabullenecektir. Askeri hükümet bir süre devlet yöneticiliği yaptı ve bizim belirlediğimiz bir kişiye yönetimi devretti.
Ülkenin kapılarını bize sonuna kadar açtı. Bizim şirketlerimiz bu bakir piyasaya kurtlar gibi saldırdılar. İlk önceleri fiyatları çok düşük tutarak yerli sanayinin rekabet gücünü düşürdüler. Ülke artık Amerikan ve Avrupa yapımı mallarla dolmuştu. Sanayi şirketlerimiz stoklarını eritirken finans şirketlerimiz de ülkeyi artan ithalatı karşılayabilmeleri için yüksek faizlerle borç yatağına sürüklüyorlardı.
Bu arada, istediğimiz kanunlar yavaş yavaş çıkarılmıştı. Bu ülke vahşi kapitalist sistemle o kadar çabuk uyum sağladı ki, bizim bile düşünemediğimiz hayali ihracat gibi vurgun yöntemleri keşfettiler.
***
İşte Rockefeller’in itirafları böyleydi.
Bu itiraflar hiçbir zaman ABD yönetimi tarafından açıkça reddedilmedi..
Bakan Soylu 15 Temmuz gecesi ile tam da bu noktaya değindi!
Sözün özü..
15 Temmuz bir milat oldu..
Türkiye ‘eski Türkiye’ olmadığını ortaya koydu..
Bir millet uyandı artık.
Bu uyanışını demokrasi ile taçlandırmak için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı ile 5 dakikada ellerindeki bayraklarla sokaklara indi, tankların önce önüne, sonra üstüne çıktı. ‘Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal’ diyerek demokrasi nöbetine başladı..
Bakın ‘Demokrasi nedir?’ sorusu üzerine çok anlamlı bir Latin cevabı vardır..
Vox populi vox dei..
Türkçesi;
Halkın sesi.. Hakkın sesi..
İşte Türkiye “Halkın sesi.. Hakkın sesi” diye haykırdı..
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu yaptığı çıkış ile hiç tartışmasız milletinin hislerine tercüman olurken, ABD’nin de ruhalitesini bozdu..
Soylu devlet adamlığının gereğini yaptı. Çünkü sıradan bir siyasetçi değil, bütün genlerinde siyaseti yaşayan bir demokrattı..
Türkiye’ye diz çöktüren darbeler tarihini çok iyi bilen, “Erdoğan’da Menderes’i görüyorum” diyerek AK Parti’ye katılan, sloganı milletin hafızalarına kazınmış ‘Yeter söz milletin’ olan, demokrat parti geleneğinden gelen bir devlet adamıydı.
Her devlet adamının kapalı kapılar ardında söylediğini o açıkça çıkıp dile getirdi.
Biliyordu ki tıpkı Menderes gibi bugün de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bertaraf edilmek isteniyordu..
Onun teslim alınmasının, milli iradenin teslim alınması demek olacağını da..
***
Son sözüm şudur..
ABD’nin Ortadoğu’daki projesinin hedefinde dört ülke var..
İran, Irak, Suriye ve Türkiye.
Burada işi en zor olan ülke Türkiye’dir.
Zira Türkiye hem projenin hedefidir ama hem de projenin sahibinin müttefikidir!
İşte Türkiye’nin artık bu gerçeği görmesi rahatsız etmiştir..
Ve hedef olmuştur..
15 Temmuz da işte budur..
O nedenle tıpkı 15 Temmuz gecesi ve sonrası olduğu gibi hiçbir siyasi görüş ayrımı yapmadan, milli konularımızda el ele vererek ‘Tek Millet, Tek Vatan, Tek Bayrak, Tek Devlet’ ülkümüze daha çok sarılalım..
Ne güzel değil mi?
AK Parti’lisinin.. CHP’lisinin, MHP’lisinin ‘Söz konusu Türkiye’ olduğu zaman el ele vermesi..
Allah bozmasın..