ŞU AVRUPA PARLAMENTOSU VAR YA!
Türkiye’nin Gezi olaylarından bu yana yayımlanan ve devletimiz açısından ‘kabul edilemez’ unsurlar içeren AP belgelerini geri gönderme politikası izlemeye devam etmesi, tam bir ‘milli devlet’ duruşu oldu...
Belgelerde Türkiye’ye her türlü dayatma var..
Küstahlık öyle boyuttaki..
Raporda, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları dahi kınanmış, Türkiye tarafından ‘kırmızı çizgi’ olarak kabul edilen ‘soykırım’ atfı da yer almış.
O nedenle Türkiye artık eğilip bükülmeden, ‘Acaba ne derler’ demeden, AB ve AP’ye karşı anladığı dilden cevap veriyor..
Çünkü eski Türkiye yok..
Türkiye artık dimdik kendi ayakları üzerinde duruyor..
Türkiye artık IMF belasını üzerinden atarak kimseye el açmıyor..
Türkiye artık mazlumların, kimsesizlerin kimsesi olan bir ülke..
Türkiye artık ulaşımından silah sanayine kadar attığı dev adımlarla, dev projelerle dünyanın hayranlıkla seyrettiği yükselen bir değer...
Türkiye artık AB’nin ve AP’nin gerçek niyetini bilerek hareket ediyor.
Çünkü artık iyice hadlerini aştıkları görülüyor..
Son küstahlıkları terör kriteri çıkarmaları oldu..
Neymiş, ‘Vizesiz Avrupa’ için Terörle Mücadele Kanunu’nda değişiklik yapıp, terör tanımını değiştirmemiz gerekiyormuş..
İstedikleri de belli. Eyleme geçmeyen teröriste dokunulmaması. Onların ‘terörist’ olarak kabul edilmemesi. Peki biz, pusuda bekleyen, tuzak kuran hainleri nasıl engelleyeceğiz. İnlerinde bomba üretenleri nasıl bulacağız? Canlı bombaları nasıl önleyeceğiz? Onlara uyarsak, kendisini patlatmasını onlarca insanımızın katledilmesini bekleyeceğiz. Sonra da dağılmış terörist ceset parçalarını toplayıp, onları tutuklayacağız!
Öyle mi?
Bunlar yetmezmiş gibi teröre destek veren milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına da karşı çıkıyorlar..
Yanıbaşlarına çadır kuran teröristlere izin veren sanki bunlar değil!
İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan bu dayatmalar karşısında restini çekiyor..
Çünkü gerçek yüzlerini tarih yazıyor. Türkiye’ye bakışlarında dünden bugüne değişen bir şey olmadığını iyi biliyor.
Kilise tarafından kurgulanmış kafalar aynı kafalar!
Bakın bu yönde önemli bir tarihsel örnek...
***
Ord. Prof. Fritz Neumark
Kendisi Alman asıllı.
1933’te Hitler zulmünden kaçarak Türkiye’ye sığınır.
Sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde 1933-1952 yılları arasında dersler vermeye başlar.
Artık bizden biri olur. Kendisine ‘Hocam Avrupalılar bizi neden sevmez’ diyen öğrencisine verdiği cevap bugünler için de sözün bittiği yerdir..
Bakın ne der..
“Çok samimi olarak itiraf edeyim ki, Avrupalı Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir. Asırlardır kilisenin Türk ve İslam düşmanlığı Hristiyanların hücrelerine sinmiştir. Siz farkında değilsiniz ama onlar şu gerçeğin farkındadırlar. Türkler tarihten çıkarılırsa ortada tarih kalmaz. Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa. Bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir. En az 400 yıl Avrupa’da sırtımızda at koşturdunuz.
Selçuklular Anadolu’yu, Osmanlılar ise Orta Avrupa ve Balkanları Haçlı Ordularına mezar ettiler. Selçuklu ve bilhassa Osmanlı, İslamiyet uğruna her şeyini feda etmeseydi, İslamiyet bu gün belki sadece Hicaz’da varlığını devam ettirebilirdi. Kaldı ki Vehhabiliği kuranlar da İngiliz Dominyon Bakanlığının adamlarıdır.
Batı, her yerde İslamiyet’i sapık inançlara kanalize etti. Ama Osmanlı, Asr-ı Saadet’i devam ettirdi. İfade ettiğim sebeplerden kilise size kin kusmaktadır.”
Soralım. Bu sözler geride mi kalmıştır!
Asla..
İşte gerçek bakış ve niyetleri bu sevgili okurlar..
***
Peki kim bu birlik?
Bu Avrupa Birliği’nin bu Avrupa Parlamentosu’nun gerçek yüzü nedir? Kendi iç yapısı ne anlatır?
Size bu noktadada son derece önemli bir belge sunmak istiyorum..
Hani bize demokratikleşmenin, özgürlüklerin, şeffaflığın, hukukun, adaletin eşsiz bir anıtı gibi gösterilen Avrupa Parlamentosu var ya, ona yakın tarihte bir parlamenteri tarafından sorulan ve Avrupa’da da tartışma yaratan soruları biliyor musunuz?
İngiltere Bağımsızlık Partisi’nden bir dönem Avrupa Parlamentosu’na seçilen Parlamenter Robert Kilroy-Silk’in Avrupa Parlamentosu tarafından cevaplandırılmasını istediği 16 soru çok konuşulmuştu..
Çünkü gerçek yüzlerini ortaya çıkarmıştı..
Kendi içerisindeki aymazlıklarıyla ilgili çok şey anlatıyordu o sorular.
İşte bu sorulardan bazıları...
***
Rüşvet ve sahtekârlığa giden paralar: 1990 yılından beri her yıl, Avrupa Komisyonu’ndaki rüşvet ve sahtekârlıklar nedeniyle kaybedilmiş toplam paranın tutarını, Sayıştay denetçilerinin bulgularına dayanarak lütfen açıklayınız!
Rüşvet ve sahtekârlığa karışan resmi görevliler: 1990'dan beri, rüşvet ve sahtekârlıklara adı karışmış kaç Avrupa Komisyonu üyesi bulunduğunu ve bunlardan kaçının işten atıldığını ya da disiplin cezası verildiğini lütfen açıklayınız!
Yasadışı icraat ihbarı yapan görevlilere yapılan işlemler: İngiltere’de, bizim uzun yıllardır uygulamakta olduğumuz bir iş yasası bulunmaktadır. Bu yasaya göre, işverenlerin yasadışı icraatlarını ya da yolsuzluklarını ihbar eden çalışanlar yasalarca korunur.
Bu kişiler ayrıca, iş mahkemelerinde büyük tazminat davaları açma hakkına sahiptirler. Ancak, öğrendiğime göre Avrupa Birliği bünyesindeki sahtekârlıkları ortaya çıkardıkları için, aşağıda adları yazılı olan görevliler cezalandırılmışlardır:
-Bernard Connolly Paul
-Van Buitenen Marta Andreasen.
Bu kişiler için verilmiş cezaların gerekçesi nedir?
1990'dan beri, Avrupa Komisyonu’nun rüşvet ve yolsuzluklarını su yüzüne çıkarmış olmalarından dolayı kaç kişi işinden atılmış ya da disiplin cezasına çarptırılmıştır?
Avrupa Komisyonu; rüşvet, sahtekarlık ve yolsuzlukları ortaya çıkaracak elemanlarını yasal yönden koruyacak maddeleri iş sözleşmelerine koymakta mıdır?
Avrupa Komisyonu’nun açmış olduğu davalar: Avrupa Komisyonu kaç kez AB üyesi devletleri aleyhine, İngiltere de dahil, Lüksemburg'daki Avrupa Mahkemesi’nde dava açmıştır?
***
İşte yüzyılın en büyük uygarlık ve demokrasi projesi olarak sunulan Avrupa Birliği’nin parlamentosu içerisinde, AB’nin kurumlarındaki rüşvet ve sahtekârlıkların, Avrupa Komisyonu’ndaki sahtekâr üyelerin sayısı ve adları, rüşvet ve sahtekârlıklarını ortaya çıkarmış AB müfettişlerinin başlarına gelenlerin hesabı soruluyor mu?
Hiç ses çıkmıyor!
Hani Avrupa Birliği ve Avrupa Parlamentosu demokrasinin, hukukun, şeffaflığın eşsiz bir anıtıydı?
O nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa Birliği ve Parlamentosuna karşı ortaya koyduğu tepki için Osmanlı’nın en başarılı, en yürekli padişahlarından Yavuz Sultan Selim’in çok önemli bir sözünü örnek vermek gerekir..
Yavuz der ki;
“Cesaret insanı zafere, kararsızlık tehlikeye, korkaklık ise ölüme götürür.”
Türkiye artık geriye dönüş yapmadan çok cesaretli ve kararlı yolculuğuna devam etmeli..
Dün İngiltere AB’de kalalım mı, yoksa çıkalım mı diye halk referandumuna gitti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da AB’yi halk referandumuna getirmek istemesi niye birilerini rahatsız ediyor!
Dedik ya..
Cesaret ve kararlılık, Türkiye için artık kaçınılmaz bir gerçektir..