TALEBE

İstanbul’daki Vefa semti adını Konya doğumlu olan Muslihuddin Mustafa’dan alır.  Muslihuddin Mustafa şiirlerinde “Vefa” ismini kullandığı için Ebu’l Vefa olarak anılırdı. Günümüzde Vefa olarak anılan semtte bir dergâhı vardı ve burada insanları ağırlardı.  Yolcular, yolda kalmışlar, zaman zaman sarhoşlar, yardıma muhtaçlar, derdi olanlar, derman arayanlar, ilim kovalayanların uğrak yeridir bu dergâh. Ve rivayete göre günün birinde sade giyimli iki kişi dergâhın kapısını çalar, Ebu’l Vefa ile görüşmek ister.

Dergâhtaki sofulardan biri durumu Ebu’l Vefa’ya bildirir. Ancak Ebu’l Vefa “Müsait değiliz. Geri dönsünler.” diyerek bu talebi reddeder. Düşkünlerin, sarhoşların hatta gayri Müslimlerin bile girdiği dergâhın kapısı bu ikiliye kapılıydı. Sofu, Ebu’l Vefa’nın ret cevabını kapıda bekleyen ikiliye vermekte tereddüt eder. Çünkü kapıda bekleyen iki kişiden biri cihan padişahı Fatih Sultan Mehmet’tir.

Fatih Sultan Mehmet’in âlimlere ve bilim insanlarına karşı oldukça ilgili olduğu bilinir. Gerek dini gerek bilimsel sohbetlere fazlaca katılır hatta doğu ve batıdaki bütün bilim adamlarını Osmanlı himayesinde toplamak isterdi.

Sofu’nun kapıda bekleyen Sultan’a ret cevabını vermekte tereddüt ettiğini gören Ebu’l Vefa “Emir edebi aşar” diyerek kararının arkasında durur. Haberi alan Fatih Sultan Mehmet ise lalasına dönerek (Molla Gürani olduğu rivayet edilir) şöyle söyler:

Gördün mü lala. Bizans’ın aşılmaz denilen surlarını aştık, bir tahta kapıdan geçemiyoruz! Rıza olmadan geçilmez, orduyla gelinmez, zorla da girilmez. Çaresiz döneceğiz.”

Ebu’l Vefa’nın padişahı kabul etmeme sebebi Fatih’in dervişliğe olan merakıdır. Onun kendini dervişliğe adayabileceği bu uğurda tahtı ve tacı bırakabileceğinden korkar Ebu’l Vefa. Bu yüzden istemeyerek de olsa cihan padişahını kabul etmez. Ancak Fatih Sultan Mehmet’in vefatı sonrası padişahın cenaze namazını Ebu’l Vefa kıldırır.

Bu hikâye Fatih Sultan Mehmet’in dervişlik kapısından ilk dönüşü değildir. Onun bu konudaki merakını ilk keşfeden kişi akıl hocası Akşemseddin’dir. İstanbul’un fethinden sonra Fatih’in talebeliğe girmek istediği ancak hocasının bunu kabul etmediği bilinir.

Akşemseddin’in Fatih Sultan Mehmet’e bu isteğe karşılık şöyle söylediği rivayet edilir:

“Osmanoğulları’nın dervişe değil, sultana ihtiyacı var! Dervişlikte bir hâlet vardır ki, eğer lezzet alınırsa, saltanat işlerinden kesin olarak el çekmek lâzım gelir. Sana mülk, bana hikmet verildi. Bunları terk edersek vebale gireriz.”