TAM BAĞIMSIZLIK

Birinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan modern Türk Devleti, sömürgeleşmiş ve ümmetçi devletten farklı olarak yapılanmıştı.

Ekonomik kalkınmasını kendi kaynaklarından sağlamayı hedeflemiş, dış borç, yardım ve yabancı sermaye konularında isteksiz davranmıştır.

Kapitülasyonlardan kısa sürede kurtulmuş ve tam bağımsızlık politikası 23 Şubat 1945’e kadar sürdürülmüş, ancak bu tarihte ABD Hükümeti ile imzalanan Askeri Yardım Anlaşması ile eksen kayması başlamıştır.

Savaş sonrasında da imzalanan 10 milyon dolarlık kredi anlaşması ve süreçte yapılan her ‘’ikili anlaşma’’ temel politikadan yani kendi gücüne, kaynağına dayanma ilkesinden uzaklaşmasına neden olmuş ve günümüze kadar bağımlı kalmamıza sebep olmuştur.

Toplum, bunların olumsuz yansımalarının sebep olduğu zor yollardan geçildiğini ve sürekli istismar edilebilecek konular bulunduğunu görerek yaşarken tekrarlanan senaryoların da bitmediğinin farkındadır.

Sevr yanlıları, Sykes-Picot’cular ve yerli işbirlikçiler her ayaklanma, terör, mezhep çatışmaları, etnik farklılıkların kutuplaşmasından, ziyadesiyle memnun olmuş ve her fırsatta dışa bağımlılık gibi zayıf noktamızı istismar etmeye çalışmıştır.

Dışa bağımlılığımıza ve ABD Başkanının tehditkâr mektubuna rağmen Kıbrıs Barış Harekâtını yaparak olumsuz tecrübeler edinse de gerekli başarılı refleksi göstermiş ve sonrasında da yerli ve milli savunma sanayiine hızla yöneliş başlamıştır.

İstekleri ve talepleri hiçbir zaman bitmeyen Emperyalist Güçler, farklılıklarımızdan oluşan zenginliğimizi istismardan asla vazgeçmemiştir.

Hâlbuki bu farklılıkları zenginlik olarak gören Mustafa Kemal Atatürk 1922 yılında düşmanlarını hayli üzen konuşmasında şöyle der. ‘’İngilizler, Musul civarında bir Kürt hükümeti kurmak istiyorlar. Bunu yaparlarsa, bu düşünce sınırlarımız içindeki Kürtlere de yayılır. Kürt öğeleri Türklerin içine gire gire öyle bir sınır oluşturmuştur ki, Kürtlük adına bir sınır çizmek istesek Türkiye’yi mahvetmek gerekir. TBMM hem Türklerin hem Kürtlerin yetkili temsilcilerinden oluşmuştur.’’

Anayasada yer alan yerel özerkliğin kullanılabilmesi için TBMM'nin özel bir yasa çıkarıp söz konusu kurullara yetki vermesi de zorunluydu. TBMM anayasada bulunan bu hükmün uygulanması için gereken yasaları çıkarmaz ya da o madde anayasadan çıkarılacak olursa özerklik olanağının da yasal dayanağı yitirilecekti. Nitekim öyle olmuş ve ilgili madde 1924 Anayasasında yer almamıştır.

O maddelerle devam edilseydi ne olurdu? Yaşamadan bilinmez tabii ki. Denenebilir ve sakıncaları varsa görüldükten sonra değişiklik yapılabilir miydi? Böylece hala süregelen tartışmalar, özerklik ve parçalanma endişelerinden uzaklaşılmış olunabilir miydi? Tarih okumalarında kesin hüküm olmaz.

Gerçek olan şu ki, geçmişin süper gücü İngiltere şimdilerde ise Amerika, bölgeyi kendi eyaleti gibi kullanmak istiyor. Bu yüzden planları ve hileleri hiç bitmemiştir.

5 Haziran 1926 tarihinde Musul, İngilizlerin kurnaz ve kalleş planları yüzünden beş yüz bin sterlin karşılığı terk edilmek zorunda kalınmıştı. O zaman İngiltere şimdi Amerika, ne fark eder al birini vur ötekine. Aynı hain, kalleş ve kurnaz parçalama planları yürürlükte.

Coğrafya kader olduğuna göre, asgari müştereklerde buluşarak, anlaşarak kardeşliği artırmak hainleri üzerken, Milletin geleceğini aydınlatacaktır. Bölgede sürekli bir senaryo oynanmaya çalışılıyor, senaryo aynı oyuncular farklılaşsa da bunların senaryoları artık bu iklimde asla filmleştirilemeyecektir.

Türkiye’de askeri ikili anlaşmalarla kurulan yabancı üsler ve her biri en az 40 yıl süreyle ekonomik bağımsızlığımıza götürecek yolları tıkayan ikili anlaşmalar var oldukça tam bağımsızlıktan söz etmek mümkün olmayacaktır.

Atatürk’ün ‘’Tam bağımsızlık siyasal, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Herhangi birinde bağımsızlıktan yoksun ulusun gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksun olması demektir’’ sözlerini hatırlamak ta büyük fayda var.

Türk Milleti 1950’li yıllarda ilkokul öğrencilerine zorla içirilen ve kansere yol açan, zehirli aflatoksinli süt tozlarını asla unutmamalıdır.

Emperyalistler kendi çıkarları doğrultusunda her şeyi yaparlar. Güvenerek kayığına binenler nihayetinde alabora olur ve dibi boylarlar…