TEKKE-BALL

Samsunspor camiası için Trabzonspor maçlarının her zaman ayrı bir anlamı olmuştur. Bu karşılaşma için hafta içi antrenmanlarını taraftara açmaları, hazırlık sürecini adeta bir seferberliğe dönüştürmeleri de bunun açık göstergesiydi. Bu nedenle maçın başlangıcında yoğun ve agresif bir Samsunspor baskısı bekliyordum nitekim ilk dakikalarda bunu net şekilde gördük.

Ancak Trabzonspor bu baskıyı beklenenden çok daha kısa sürede kırdı. İlk yarının tamamında oyunun kontrolünü elinde tutan, sezonun belki de en kompakt 45 dakikasını oynayan bir Trabzonspor izledik. Birlikte savunma yapan birlikte hücum eden, mesafeleri doğru ayarlayan bir takım vardı sahada. Özellikle Zeki Yavru’nun kullandığı kanatta Mustafa’nın doğru zamanlaması ve etkili bindirmeleri oyunun yönünü sürekli Trabzonspor lehine çevirdi. Top Samsunspor’dayken ise Trabzonspor’un topun arkasına geçişi son derece disiplinliydi. Bu sezonun en iyi ilk yarısıydı, tartışmasız.

Hücum tarafında Muçi–Onuachu–Augusto üçlüsünün sürekli yer değiştirmesi ve hareketliliği Samsunspor savunmasının eşleşmelerini bozdu. Trabzonspor bu avantajı çok doğru okudu ve etkili şekilde kullandı.

İkinci yarıya da Trabzonspor kaldığı yerden devam etti. Bulduğu pozisyonların biri ofsayt, diğeri ise çok hafif bir temas gerekçesiyle iptal edildi. İlk 60 dakika oyun ve planlama açısından kusursuza çok yakındı. Ancak bu dakikadan sonra Samsunspor’un belirgin bir baskısı başladı. Trabzonspor’un çift merkezde ısrar etmesi ve kontra atak tehdidinin zayıflaması bu baskının kırılmasını zorlaştırdı.

Buna rağmen altını çizmek gerekir. Son bir ayı oldukça çalkantılı geçen bu takım hem teknik heyet hem de oyuncular düzeyinde çok güçlü bir reaksiyon verdi. Bu iyi niyetli, sahaya karakter koyan takıma düşen kadar tribünlere düşen sorumluluk da var. Bu ekip sonuna kadar desteği hak ediyor.


Kocaeli’de takım otobüsünün taşlanması, Antalya’da benzer bir olayın yaşanması ve şimdi Samsun’da tekrar aynı tablo… Üç ayrı şehir, üç benzer saldırı. Bu artık “münferit” diye geçiştirilebilecek bir durum değil. Sportmenlik, taraftarlık ve futbol kültürü adına son derece rahatsız edici bir tabloyla karşı karşıyayız. Rekabet sahada kalır taşla, kurşunla, pusu kültürüyle değil. Bu zincirin tesadüf olmadığı ciddi şekilde ele alınması gerektiği ortada.