TOPAL MUSA!

Dünya üzerinde özgürlüğünü en pahalıya satın alan ülke Türkiye’dir. Karşılığında kan akıttık, can verdik. Çanakkale’de iki yüz elli bin, Kurtuluş Savaşında seksen bin şehit verdik. Analar yiğit doğurdu biz şehit verdik. Analar yiğit doğurdu biz şehit verdik. Bunca şehidin karşılığında ÖZGÜRLÜK denen o güzeller güzeli sevgiliye ulaştık. Değmez miydi bunca can bu güzel sevgiliye?...

Biz millet olarak yakın tarihimizi çok iyi bilmiyoruz. Çünkü; gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bizde mahalli tarih, mahalli coğrafya, mahalli edebiyat dersleri yok. Demem o ki; bugüne dek Çanakkale Destanı diye yüzlerce eser yazan yazarlarımız, tarihçilerimiz var. Bunun yanında bir buçuk milyon şehit verdiğimiz Harşit-Tirebolu savunmasını ayrıntılı bir şekilde anlatan eserlerimiz yok. Bu çok büyük bir eksiktir diye düşünüyorum.

Son yıllarda bölük-pörçük bazı kaynaklar Harşit çayında, Tirebolu yöresinde yaşanan çok acıklı öyküleri yazmaya başladılar. Bu konuda Hikmet Aksoy’u ve Cemal Aksoy’u kutluyorum. Büyükliman savunmasını ve bu savunmanın kahramanı Yüzbaşı Hasan Fehmi Bozalioğlu’nu anlatan kitaplar yazdılar.

Ben de bu savunma içerisinde yaşanan “Topal Musa” öyküsünü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Rus işgali yıllarında (1916-1918) Karadeniz Bölgesinde iki tane topal kahramanımız vardı: Topal Osman, Topal Musa…

Topal Musa, Trabzon’un Tonya ilçesine bağlı Sayraç köyünde doğmuş. Çok fakir bir ailenin yaramaz çocuğu…

Yaramaz denmesinin nedeni çok hareketli, afacan oluşu…

On üç yaşlarında dedesinden kalan toplu tabancayı kaza ile patlatarak –kendi kendini- kasığından vurmuş. Kendi olanaklarıyla, ilkel yöntemlerle, tedavi görmüş ölmemiş ama topal kalmış. Adıyla, sanıyla Topal Musa olarak anılmaya başlanmış. Taun (veba) salgını nedeniyle ailesini kaybetmiş. Şans eseri kendisi kurtulmuş. Ruslar birden bire yöremizi işgal edince ne yapacağını bilememiş. Muhacirliğe bile çıkamamış. Dağlarda, ormanlarda uzun süre aç, garip yaşamaya çalışmış. Neden sonra kendi kendine : “Hiç olmazsa Topal Osman Ağa’nın birliğine katılayım. Şu ülkede benim de bir hizmetim olsun” demiş.

Sisdağı’nın arkalarından, Sivri ve İzmis tepelerinin önünden gizlene gizlene Topal Osman Ağa’nın birliğine ulaşmış: “Ağam ben keskin nişancıyım, sana geldim. Bu yüce vatana benim de bir hizmetim olsun. Peşime ağlayacak hiçbir yakınım yok. Ölürsem şehit, yaralanırsam gazi olurum. Ne olur bana da bir görev ver.” Osman Ağa şöyle bir düşünmüş: “Bir birlikte iki topal fazla. Sen topal, ben topal. Kaçsan kaçamazsın, kovalasan yakalayamazsın. Seni ben ne yapayım.” Topal Musa ağlamaklı olmuş, “Bak ağam. Ben öyle bir kahramanlık göstereceğim ki; seni de mahcup edeceğim. Göreceksin…” demiş

Topal Musa, geldiği yoldan gerisin geriye, köyüne dönmüş. Ruslar daha çok sahil boyunca yığınak yaptıkları için iç kesimlerde fazla askerleri yokmuş. Zaman zaman karakollarının dışında devriye çıkarırlarmış. Topal Musa, gece baskınlarıyla Ruslara büyük kayıplar verdirmiş. Uzaktan tek mermi ile onlarca Rus askeri öldürmüş.

Yıl 1918 Şubat ayının ilk günleri. Ruslar çekilmeye başlamışlar. Bu sırada yerli milisler o kadar Rus askeri öldürmüşler ki; sahil boyunca ölüleri gömme bile sorun olmuş. Bu kez bu cesetlerin kokması ve etraflara saçılmaları sonucu veba (taun) salgını bir kez daha ortalığı kasmış kavurmuş. Harşit savunmasında kaybettiklerimizden daha çok insan kaybetmişiz.

Şubat’ın başlarında Topal Musa –gizlene gizlene- Vakfıkebir deresine (Fol deresi) inmiş. Bir de ne görsün, bir Rus Piyade Birliği Vakfıkebir’in o zaman ki tahta köprüsünü geçmek üzere! Ortalarında kıratın üstünde omuzu kalabalık (salkım saçak rütbeli) bir subay var. Topal Musa ya Allah! deyip -çakmaklı tüfekle- Rus generalinin göğsüne nişan alıyor. Olay bugün ki Vakfıkebir Stadyumu yanlarında yaşanmış. Generalleri öldürülünce, birlikte baskına uğradık korkusuyla çil yavrusu gibi dağılmış. Kaçan kaçana…

Topal Musa, Rus’un öldüğüne kanaat getirdikten sonra saklandığı yerden çıkmış. Eğitilmiş at Musa’yı bir türlü yanına yaklaştırmamış. Neden sonra atın yeteğini eline geçirmiş. Rus’un nişanlarını, giysilerini, sapuklarını (çizme) bir bohça yaparak ata yüklemiş. Ne olur ne olmaz düşüncesiyle yine gizlenerek Sayraç’a (Toyfa) çıkmış. Aradan altı-yedi sene geçmiş. At iyiden iyiye Musa’ya alışmış.

Yıl 1925, Topal Musa Vakfıkebir’e inmiş. Bir kalabalık, bir kalabalık… Şaşırmış. Kürsüde iri yarı bir Türk generali konuşuyor. (Maraşal Fevzi Çakmak): “Sevgili Karadenizliler, yiğit insanlar. İstiklal Savaşını sizlerin vatanseverliğiniz sayesinde kazandık. Elinizde savaşta kullandığınız araç-gereç ne varsa bize getiriniz. Bir tarih müzesi kuracağız. Hepsini para ile satın alacağız.”

Musa’nın aklına anacığından kalan tek hatıra tahta sandıkta sakladığı o nişanlar elbiseler gelmiş. Acaba para ederler miydi; diye içine bir sevinç düşmüş. Ata atladığı gibi iki saatte Tonya’ya (Sayraç’a) çıkmış. Nişanların bulunduğu bohçayı kaptığı gibi tekrar Vakfıkebir’e koşmuş. Ama çok yazık Mareşal Fevzi Çakmak Trabzon’a gitmiş. Atını Tonya yolu üzerindeki hana bırakarak,-kayıkla-Trabzon’a hareket etmiş. Sabahın erken saatlerinde Atatürk Köşküne ulaşmış.

Mareşal Çakmak orada kalıyormuş. Köşkün nöbetçilerini ikna etmek ne mümkün? Paşamın eteğini öpeceğim!

Bırakın beni…

Bu bağırmalar arasında Paşa balkondan seslenmiş; “Bırakın gelsin” El etek öpme merasiminden sonra; paşam demiş. Ben büyük bir Rus subay vurmuştum. Nişanları da burada, işinize yarar mı bilemem!..

Yararsa alınız. Mareşal’in gözleri açılmış. “Oğlum sen Rus General İncinar’ı, vurmuşsun! Onun nişanı.”

Paşa, gariban Topal Musa’ya epeyce bir harçlık verip göndermiş. Aradan iki ay geçiyor Tonya’da Topal Musa’yı arayan görevliler Musa’ya maaş bağlamak için Ankara’dan gelmişler.

Özgürlüğümüzü yüce Topal Osman’lara, nice Topal Musa’lara, nice tarihin derinliklerinde kalmış meçhul yiğitlerimize, gazilerimize, şehitlerimize borçluyuz.

Ruhları şad olsun.

Bu yiğit insanların, bu toprakları yurt yapan kahramanlar ruhlarınız şad olsun.

Tarihe damgasını vuran örnek kahramanlarımız, örnek devlet adamlarımız, bugün sizlerin sayesinde özgürlük şarkıları söylüyoruz.

Nur içinde yatın.