TOPLUMSAL GÜVEN ÜZERİNE


“Bana güvenin” demek yeterli bir yaklaşım değildir. Yaklaşımlarınla, uygulamalarınla bireye ve topluma inandırıcı olmak zorundasın. Öyle bir yere geldik ki polis polise, savcı savcıya; siyasetçi diğer siyasetçiye güvenmiyor. Bu oluşumun peşinden toplumsal barışı ülkemize sağlamak mümkün mü? Bir hükümet düşünün, ben hükümetsem ben hükmederim diyorsa ve yargıyı, yasamayı, basını ve bunların ötesinde uluslararası bağlantıları hiçe sayarak hep “ben” diyorsa demokrasinin özünü oluşturan “Biz” paylaşımını unutuyorsa orada güvenden söz edilemez.
Bir savcı çıkıyor, geniş bir yolsuzluk dosyası hazırlıyor. Soruşturmak için mahkemeden karar çıkarttırıyor, onun üzerindeki savcı günlerce emek verilmiş dosyayı o savcıdan aldığı gibi yetkisini de kaldırıyor. Burada birisi doğruyu yapmıştır. Doğruyu yapan belli ki mağdur edilendir. Bundan daha vahimi mahkeme kararını emniyet uygulamıyor. Şimdi savcı, savcı arkadaşına, savcı polis teşkilatına nasıl güvenebilir, nasıl iş yaptırabilir? Yasaların verdiği yetkiyi nasıl uygulayabilir?
Anayasa ve yasalarla yargıçlar, savcılar güvence altına alınmıştır. Vereceği kararlarda özgürdürler. Özünde bu, hukuk devleti olmanın da bir gereğidir.
Tarihin derinliklerinden gelen uluslar, devlet denilen örgütü iki esas üzerinde kurmuşlardır. Birincisi yasama meclisinin çıkardığı yasalarla diğeri de tarihten gelen gelenekleriyle. Geleneklerin temelini toplumsal inançlar, toplumun oluşturduğu ahlaki değerlerdir. Özünde toplumu toplum yapan da yasalardan çok toplumların oluşturduğu ve tarihin akışı içinde süzüle süzüle gelen ve kökleşen değerlerdir. Çıkarılan yasalar, çıkarılan yönetmelikler toplumsal değerlere ters düşürse o yasa çıktığı gün ölmüştür. Toplumun benimsemediği bir yasayı ve uygulamayı zorla uygulamaya kalkışırsak işte o zaman belirli güçlerle toplumu karşı karşıya getiririz ki bu da iç barışı bozar.
Mahkeme salonlarında “Adalet Mülkün Temelidir” yazar. Ne güzel bir söz. Yargıç yasaların verdiği yetkiyle beraber kendi vicdanının sesini duyarak karar vermelidir. Ama bir ülkede adalet mülkün temeli olmaktan çıkarılırsa orada hukuktan, hukuk devletinden, daha ötesi demokrasiden söz etmek mümkün değildir.
Öyle ise ailede aile bireyleri birbirilerine güven duymalıdır. Toplumlarda toplumsal liderlere itimat edilmelidir. Yine o toplum devletinin sıcaklığını teninde hissetmelidir. Eğer bendendir, benden değildir diye ötekileştirdiğimiz zaman makamın ne olursa olsun, ekonomik yapın ne kadar güçlü olursa olsun, etrafındaki çıkar grubu ve şakşakçılardan başka kimse kalmaz.
Güven, sevgiyle gelişir yeşerir. Çünkü toplumsal sevgiyi aşacak, onu yok edecek hiçbir güç yoktur. Türk toplumunun yüreğine yer etmiş güçlü liderleri, Fatih gibi, Atatürk gibi insanları ne yaparsak yapalım beyinlerden silemeyiz. Çünkü onlar toplumlarına önce sevgiyi sonra adaleti ve dolayısıyla güveni vermişlerdir. Onlar muhtaç oldukları kudreti kendi vicdanlarında yeşertmişler ve toplumlarına sunmuşlardır. Çünkü onlar gerçek liderlerdir. Biz, çağdaş, hukukun üstünlüğünü içine sindirmiş bir toplum olmak istiyoruz. Biz toplumunu çağdaşlaştırmak için çaba gösteren, milli birlik ve beraberliğimizi koruyan, uluslararasında saygınlığı olan, ekonomik paydan insanca pay almasını sağlayan liderler, yöneticiler istiyoruz.
Biz, yürüdüğümüzde arkamızda güven duyulacak ortamı yaratan, düşündüğümüze, yazdığımıza hoşgörülü bakan ve kendisine ders çıkaran, kültürlü, sevecen liderler istiyoruz.
Peki mümkün mü?