TRABZON TRABZON’A KARŞI

Dışarıdan bakıldığında Trabzon; fırtınalı bir denizin kıyısında duran, vatanseverliğin sembolü, mert insanların diyarı ve Türk misafirperverliğinin yıkılmaz kalesi olarak bilinir.

Kadınının nasırlı ellerindeki fedakârlıkla büyüyen, nezaketi ve azmiyle Türkiye’nin her köşesine kök salan bu kadim şehir, tarih boyunca işgalin de ihanetin de en acısını görmüş; ancak küllerinden her defasında daha güçlü doğmayı başarmıştır. Fakat bugün, sokaklarında dolaşan her yaştan Trabzonlunun aklına takılan bir soru var: Türkiye’nin her yerinde destan yazan Trabzon, nasıl oldu da kendi evinde takatsiz kaldı? Yoksa Trabzon, Trabzon’a karşı gizli bir savaş mı açtı?

Bugün karşımızda duran tablo, ne yazık ki iki yakası bir araya gelmeyen, "hep benim olsun" zayıflığına yenik düşmüş ve geçmişin onurlu hafızasını hızla tüketen bir şehir yaşantısıdır.

Şehrin en büyük markası ve gururu olan futbol takımı, ne yazık ki siyasetçilerin basamak olarak kullanmak istediği bir sahiplenme yarışına kurban ediliyor. Seçmen iradesi, siyasetin dar koridorlarında baskılanırken; on yıllardır meydanlarda sözü verilen, seçim beyannamelerinin süsü olmaktan öteye geçemeyen "demiryolu hikayesi", yüz binlerce insanın umutlarını bir sonraki seçime erteleyen bir parmak bala dönüşmüş durumda.

En acısı da ekonomik ve lojistik damarların birer birer ortadan kaldırılmasıdır. Trabzon Limanı’nın kara ve demiryolu ile desteklenerek bölgenin kalbi olması gerekirken, bugün lojistik merkezin Trabzon’dan alınarak başka bölgeye taşınması ve hatta limanın başka illere taşınacağının ciddi ciddi konuşuluyor olması, vizyonsuzluğun ve şehre sahip çıkmamanın en somut belgesidir. Şehir içinde yapılan güzel hizmetler ise kısa bir süre sonra kültürsüzlüğe kurban ediliyor. Maraş Caddesi düzenleniyor, tabela standardı hemen deliniyor; TS Caddesi asfaltlanıyor, onlarca yağmur suyu rögarı asfalttan en az 10 cm derinde kalıyor. Eski SSK binasının az yukarısında, köprüden geçenlerin her zaman gözlerinin önüne serilen Orijin Düğün Salonu’nun yola bakan üst balkonundaki yapıldığından beri birikmiş olan ve hiç temizlenmeyen çöplerine köprüden her geçenin bakması sanki kaderi olmuş gibi! Uzunsokak alt zemini yapılıyor ama üstünden geçecek araçlara tonaj sınırlaması konulmadığımdan sokak kısa sürede kırık taşlar ambarına dönüşüyor! Bir türlü başarının ayrıntılarda saklı olduğu gerçeği görülmüyor!

Her şeyin sadece siyasi kazanıma endeksli düşünüldüğü bu düzende, haklı ve yapıcı eleştiriler bile düşmanlık gibi algılanıyor; bu da koskoca bir şehrin ortak aklını, kolektif zekasını ipotek altına alıyor. Tam bir akıl tutulması...

Bu vizyonsuzluğin faturası, çarşıya ve sokağa da kesiliyor. Geçmişte dürüstlüğü ve civanmertliğiyle bilinen o eski esnaf kültürünün yerini, günü kurtarma telaşıyla turisti canından bezdiren çifte fiyat uygulamaları aldı. Açgözlülüğün turizmi söndürmeye başladığı bu iklimde, en büyük darbeyi yine bu şehrin işsiz, aşsız ve sessiz insanları alıyor. Onların feryadı yukarılarda duyulmazken, Trabzon’un yetiştirdiği, Türkiye genelinde bürokraside ve ticarette zirveye oynamış binlerce başarılı insan ise doğduğu topraklara arkasını dönmeyi tercih ediyor. Kendi insanının bile bir şey yapmak istemediği, elini taşın altına koymaktan çekindiği bir memleket haline geldi Trabzon.

Şimdi sormak gerek: Nerede o yabancı takım taraftarlarına bile kucak açan, misafirperverliğini ekmeği gibi bölüşen insanlar? Nerede limandan yük almak için kilometrelerce sıra oluşturan o canlı kamyon kuyrukları? Nerede şehre her daim bahar canlılığı katan o eski şehrin renkleri ve coşkusu? Nerede şehri ile kucaklaşan üç üniversitemiz?

Bugün Trabzon’a gelenlerin uğradığı hayal kırıklığı, aslında bizim kendi kendimize yaşattığımız bir hüsrandır. Trabzon’u Trabzon yapan değerler, sadece binalar veya yollar değildir; onun ruhudur. Eğer bu şehir, kendi içindeki didişmelerden, "küçük olsun benim olsun" sığlığından kurtulamazsa, geleceğini kendi elleriyle yok edecektir. Artık bir an durup düşünme zamanıdır. Bu bitmeyen çekişmeler, bu haklıyı görmeyen kör siyaset ve şehre sırtını dönen elit anlayışlar değişmedikçe, Trabzon hep bir tarafı eksik, diğer tarafı yarım kalacaktır.

Çünkü bu şehrin en büyük düşmanı ne dışarıdadır ne de uzaklardadır. Trabzon, ne yazık ki kendi evlatlarının ilgisizliği, hırsı ve vefasızlığı yüzünden, yine Trabzon’a karşı kaybetmektedir.

Heybelerimizde birbirimize atmak için biriktirdiğimiz taşları, bu şehrin eksikliklerini gidermek ve üzerimizdeki kötülükleri yok etmek için atmalıyız.

Toparlanma ve gerçekleri görme zamanıdır. Siyasi çekişmeler bunu engellememelidir. Yoksa her zaman kaybeden Trabzon olmaktadır.