TRABZON VALİSİ SIRRI PAŞA VE LEYLA SAZ HANIM


2. Abdülhamit’in Osmanlı genelinde hızla yapılmasını ve kaliteli bir eğitime ulaşmasını istediği “idadi” (lise) okullarının bir örneğinin Trabzon eyaletinde de hayata geçirilmesi için uzun ve zahmetli bir inşa dönemini takip edip 1877 yılında açılıp eğitime başlamasını sağlayan Sırrı Paşa, bugünkü ‘Trabzon Lisesi’nin olduğu yerde yapılan ‘Trabzon İdadisi’nin de kurucusu olmuştu..
Leylâ Saz hanımın edebiyat ve müzik alanındaki eserleriyle ilgili olarak okuduğumuz yayınlara ilaveten, onun, Cumhuriyet döneminin önemli mimarlarından olan Mimar Vedat Tek’in annesi olduğunu çok sonraları öğrendim. Leyla Saz hanımı yakından tanıyan bir komşumuz vardı.. ‘Nebahat Soysal’ hanımteyze.. Nebahat teyze, Manol ağa yapımı ‘kız udu’ ile, haftada bir Leylâ Saz hanımdan ud dersleri alırmış.. Leylâ Saz hanımın, o zamanlar Trabzon’daki pek çok meraklı kızlara ve hanımlara ücretsiz ud ve edebiyat dersleri verdiğini bu sayede öğreniyoruz... Nebahat hanımın el yapımı Manol ustaya ait bu antika uduyla, ben de bir süre çalışmalara katılmıştım yıllar önce.
Leylâ Saz hanımın Hüzzam makamındaki şaheseri olan ;
‘Ey sabâh-ı hüsn ü ânın âfitâb-ı enveri...
Ey zarâfet bağının şen bülbülü nâzik teri...
Yokken asla gönlümün kalb-i lâtîfinde yeri...
Ben bu hâlimle ne sevdim sen gibi bir dilberi...’
Eserini de, Trabzon’da görerek aşık olduğu efsunlu Karadeniz son derece güzel görüntülerine bir ithaf olarak yazarak bestelediğini anlatırdı..
Ya, Leylâ Saz hanımın, Mısırlı Udi İbrahim efendi tarafından Hicaz makamında bestelenen,
‘Seni sevda çiçeğim tâc-ı serim
Bilemezsin ne kadar çok severim
Bunu her gün sorarım tazelerim
Söyle kalbinde benim var mı yerim...’
Güftesindeki olağanüstü şiir gücüne ne demeli?
Leyla saz hanımın ve eşi Trabzon Valisi Sırrı Paşa’nın da devlet işlerine rağmen, edebiyatta ve dinler tarihi ile ilgili konulardaki eserleri ve titiz çalışmalarını gördükçe.., bu insanların büyük emeklerine şahit oluyoruz...
Bir asrı aşan zamana rağmen.., bu nadide eserlerin halen dillerden düşmeden, daha bugün gibi söylenip yazılması bu eserlerin kudretini gösteriyor.. Trabzon, o zamanların edebi ve sanatsal kariyerinden ve kabiliyetlerinden neler kaybetti bilinmez ama, bu emsalsiz eserler, bir dönem Trabzon’a mührünü vuran insanların –bazılarının salladığı gibi- hiç te boş insanlar olmadığının.. birer abide belgesi gibi duruyor önümüzde!..
Ey gidi.. her biri şâir, bestekâr ve sanat aşığı olan Trabzon valileri ve eşleri, sizler hangi bilinmeyen memleketlerde, hangi diyarlardasınız, kimlerlesiniz, nerelerdesiniz, neler yapıyorsunuz.. Trabzon, vallahi sizleri hiç unutmadı, unutmayacak da!..
Unutmadık, unutmayacağız.. edebiyatı yaparken.., üzüldüğüm nokta, bu insanları şimdiye kadar “bir kere olsun”.. anmak için.., Trabzon’da bulunan hangi kurum.., hangi makam.., ya da Trabzon Lisesi’nden yolu geçen, ya da geçmeyen bunca bayanlardan ve beylerden kimler.. bir vefa olsun diye.., bu büyük insanların emeklerini ve hatıralarını yad etmeyi düşündü acaba?.. Varsa söyleyin biz de bilelim...
Hani attıkları zaman mangalda kül bırakmayan.. yeni yetmeler var ya.., hani kendilerine de bu laftan bir pay çıkartarak.., Trabzon, bir sanat ve kültür şehriydi.., diye derler ya.., belki bu sitemlerimiz üzerine.., -olmaz ama- bir anı programı yaparlar da bizleri utandırırlar!..
O eski günlerden bugünlere dönüp baktığımızda.., Trabzon’da artık seviyesiz bir gürültü ve tantana akıp gidiyor.. Baz bazla, kaz kazla, kel tavuk da topal horozla geçinip gidiyor vesselam...