Yazık ki yazık..
Trabzon şehir hastanesi fırsatını da kaçırırsa bunun vebalini hiç kimse ama hiç kimse hükümete atamaz. Bunun vebali, direkt bu şehri yönetenlere, sivil toplum örgütlerine, açıkçası herkesin üzerine kalır!..
Madem 2015 yılında Çimento Fabrikası’nın sözleşmesi dolacak ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da resmen talimatı ile o bölgeden kalkacak, o zaman orada doğacak alan ile birlikte artık sanayi anlamında hiçbir işlev görmeyen, depoculuk yapılarak kör nokta haline gelen fabrika çevresini, istimlaklarla değerlendirmemek mümkün mü?
İnanıyorum o bölgedeki insanlar da çok ama çok istiyordur..
Bir düşünün Trabzon'un kanayan yarası haline gelen, şehrin imajını bozan bu noktası, bütün hastaneleri bünyesinde barındırmış, yeşil ve sosyal alanları ile 24 saat hizmet veren yepyeni bir merkez..
Limanı solunda, AVM'si, havalimanı sağında.
Bu fırsat kaçar mı?
O bölgeyi kurtarmak için son şanstır şehir hastanesi..
Yoksa bu halde devam eder!..
O bölgenin kurtuluşu hayal olur!..
Bu fırsatı Trabzon ve o bölgede yaşayanlar iyi değerlendirmeli..
Kanayan yara haline gelen, Trabzon'da aklıselim herkesin ama herkesin “Artık bu görüntü ortadan kalkmalı” dediği o bölgeyi, Trabzon'un sağlık kenti anlamında cazibe merkezi haline getirmek, yeni bir şehir merkezi, meydanı kazanmak bu şehri yönetenlerin boynunun borcudur.
İstimlak sorunuymuş..
Şuymuş, buymuş!..
Geçiniz..
Tabii ki zorluklar olacak..
Ama unutulmasın 'bir taşla' daha modern, daha gelişmiş, daha marka bir Trabzon için '5 kuş' birden vurulacak..
O bölgenin bugünkü halini düşünen hangi Trabzonlu, o bölgenin hem de Türkiye'de sadece 15 şehirde kurulacak olan ve kurulduğu kentleri 'Sağlık üssü'ne çevirecek projeye 'hayır' der.
O nedenle..
Trabzon tek yürek istemeli..
İstenirse olur..
İstenmezse olmaz!..
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Gidin üzerinde çalışın' diye talimat verdiği şehir hastanesini elinde doğru dürüst istihdam anlamında tek bir yatırımı, tek fabrikası bile olmayan Trabzon, ne yapıp edip kısa zamanda kazanmalı..
Şehir hastanesinin gelinen bu noktadan sonra bu şehre kazandırılmaması bu şehre yapılacak en büyük kötülük hatta ihanet olur!.
O nedenle;
Trabzon şehrinin yeni bir şehir merkezi daha kazanması için elimizi çabuk tutmalıyız..
Bu ülkenin Cumhurbaşkanı adeta Trabzon'u bizden daha iyi tanıyarak nokta atışı bir yer gösterip, talimat vermiş..'Gidin çalışın, raporunu hazırlayın' demiş. Ne bekliyoruz..
'Ben marka şehirim' diyen Trabzon, bu fırsatı kaçıramaz!.
Bakın üst düzey bir bakanlık yetkilisi ne dedi: “Eğer Trabzon bu işte elini çabuk tutmazsa devreye girecek çok il var, bilin”
İşte son nokta budur..
Bingöl İl Emniyet Müdürü Atalay Ürker’in, geçen 9 Ekim akşamı ekibiyle birlikte Kobani eylemlerinde zarar gören esnafın iş yerlerinde incelemelerde bulunması sırasında, yaklaşan bir araçtan teröristlerin uzun namlulu silahlarla üzerlerine ateş açması sonucu şehit olan 30 yaşındaki Başkomiser Hüseyin Hatipoğlu'nu unutmak mümkün mü?.
Geride bu vatana emanet 3 yıllık eşini ve 1.5 yaşında bir kız çocuğu bıraktı..
Şehidini 3 gün önce memleketi Amasya’da son yolculuğuna uğurlayan eşi 28 yaşındaki gazeteci Sibel Hatipoğlu, cenaze töreninden sonra sosyal paylaşım sitesindeki hesabından öyle bir mesaj yayınladı ki, bazen çok şey anlatmak zorunda kalacağınız ifadeleri bir kısa cümle ile anlatırsınız dedirtti..
Öyle bir mesaj ki bu vatanı bölmek, parçalamak ve karıştırmak isteyenler için kocaman bir dersti..
Bakın ne söyledi..
“ŞEHADETİ SAADET BİLENLER İÇİN YENİLGİ YOKTUR”
Herkese ders gibi mesaj..
Ne olacak bu dünyanın hali, nasıl düzelecek bu dünya deriz ya..
Bakın size çok şey anlatan güzel bir baba-oğul hikayesi..
Adam, işten eve yorgun bir vaziyette gelmiş. Küçük oğlu babasını kapıda karşılayarak “Baba çıkalım, gezelim” diye yalvarmış!
Baba, yorgun! Dışarıya çıkmak zor geliyor. Ancak oğluna da “Hayır, olmaz” demek istemiyor.
Baba oğluna; “Tamam, çıkalım. Ancak bir şartım var. Bu gazetede bir dünya haritası var. Bunu yırtacağım, sen bunu düzeltirsen söz veriyorum birlikte çıkacağız” demiş.
Baba, gazeteyi birçok parçaya bölmüş ve karıştırarak oğluna vermiş. Çocuk da gazete parçalarını alarak masaya oturmuş. Baba da, “Oh dışarıya çıkmaktan kurtulduk” düşüncesi ile, pijamalarını giymiş ve koltuğuna oturmuş..
Az sonra, çocuk; “Baba dünyayı düzelttim” diye bağırarak, babasını masaya çağırmış.
Baba, masa üzerinde parçalanmış dünya haritasının, gerçekten düzeltilmiş olduğunu hayretler içinde görmüş!
Baba, oğluna; “Oğlum ben bile bunu bu kadar kısa zamanda yapamazdım. Sen nasıl yaptın?” diye sormuş.
Çocuk; “Baba, gazetenin arkasında bir insan resmi vardı. Onu düzelttim. Dünya da düzelmiş oldu” diye cevap vermiş..
Sözün özü: Dünyayı düzeltmek için, önce her insan kendi dünyasını düzeltmelidir.