LEKELİ FUTBOL, FİFA, UEFA, CAS VE İSL!...
Trabzonspor’da gündem o kadar hızlı değişiyor ki, bazen yazılarımız gündemi geriden takip etmek zorunda kalıyor. Bu da o yazılardan biri… Şike ve teşvik priminin ete kemiğe bürünerek ülkemizde bir skandalla ortaya çıkışının üzerinden tam 6 yıl geçti. Dönemin TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, baskı üzerine baskı yiyordu. Dönemin başbakanı, bugünkü Cumhurbaşkanı Recep Tayyıp Erdoğan, kişilerle kurumların ayrılmasını istiyor, özellikle Fenerbahçe’nin başına hiçbir belanın açılmamasını talep ediyordu. Aydınlar ise, “Kulüplere ceza vermeden bu işin üzerini örtemeyiz. Uluslararası alanda mahkum ediliriz, ağır cezalar alırız” diyordu. Ama yine Sayın Başbakan, “Avrupa’ya 3-5 yıl gitmezsek ne olur” diyerek şike yapan kulüplerin cezalandırılmadan bu işten sıyrılmasını adeta emrediyordu.
ABDULLAH GÜL VETO ETMİŞTİ
Sayın Başbakan, kişilerle kurumların ayrılmasını isterken, bir yandan da sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair kanunun değişmesi için ivedi bir çalışma yaptırıyor. Bunu meclisten geçiriyor, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bu kanunu veto ediyor, yeniden görüşülmesi için meclise gönderiyordu. Tam da bu sırada AKP’nin önemli isimleri Bülent Arınç ve Şamil Tayyar, “Bu yasa bir daha meclise gelmez” diye üst perdeden konuşurken sahneye çıkan Sayın Erdoğan, “Bu yasa aynen geçecek” diyerek son emrini veriyordu. Tabii ki emir demiri kesiyor. Yasa geçerken, CHP ve MHP de gerekli desteği veriyordu.
TEMİZ TOPLUM-TEMİZ FUTBOL MÜCADELESİ VERİLSEYDİ SONUÇ FARKI OLURDU
Eğer o gün, Trabzonspor camiası tüm katmanlarıyla, temiz toplum ve temiz futbol talebinde bulunan her kesimle de iş birliği yaparak sistematik eylemler yapabilseydi durum değişirdi. Yani yapılması gereken tek şey ülkenin her yerinde kesintisiz eylemler koymaktı. Gerekirse başbakanlığın, Cumhurbaşkanlığının önünde binlerce insanla birlikte açlık grevine gitmek, yapılabilecek tüm demokratik eylemi hiçbir korkuya yer vermeden yapmaktı. Her altı ayda bir de İstanbul ve Trabzon’da yüzbinlerin katıldığı temiz futbol-temiz toplum yürüyüşleri yapılmalı, gerekirse Ankara’ya kadar ‘tabana kuvvet’ denebilmeliydi…
Bu eylemler sonuç alınana kadar da sürmeliydi. Ama yapılmadı… Birkaç cılız tavır dışında herkes kabuğuna çekilmişti. Bırakın tüm camianın birlikte hareket ederek şike yapan, teşvik veren ve bunları koruyup kollayanlara karşı mücadeleyi kulübün başkanı dahi dönemin başbakanına yönelik tek söz bile söyleyemiyordu. Sivil Toplum Örgütleri kabuğuna çekilmiş, meslek odalarının sesi soluğu çıkmıyor, bir kısım taraftar çırpınırken, bir kısmı da iktidardan nemalanmanın verdiği keyifle önce başbakan, daha sonra Cumhurbaşkanı olarak Recep Tayyıp Erdoğan’ın Trabzon’a her gelişini sabırsızlıkla bekliyor, hava alanında boynuna kaşkol takmak için sıraya giriyordu. Ne yazık ki bu kentin insanının önemli bir bölümünün iki yüzlülüğünün bir yansımasıydı bu…
UMUT BAĞLANAN KURUMLARIN MERKEZLERİ NEDEN İSVİÇRE’DE ACABA?
Kendi ülkemizde halledemediğimiz bir sorunu, sonuna kadar hak edilmiş bir kupayı alamananın ezikliğini duyacak, utancını yaşayacak yerde UEFA’da, CAS’ta, FİFA’da, İsviçre Federal Mahkemelerine umudumuzu bağlamış hakkımızı onların teslim etmesini bekliyoruz. İyi de, FİFA’da, CAS’ta, UEFA’da ya da İsviçre Federal Mahkemesi’nde görev yapanlar insan değil mi? Endüstriyel futbol ve vahşi kapitalizm bizi baştan aşağı simsiyah yaparken onları hiç kirletmedi? Buradan hareketle bir noktaya gelmek istiyorum. Kiminiz bilebilir, kiminiz bilmeyebilirsiniz ama ben burada bir kez daha hatırlatayım isterseniz.
FİFA’nın merkezi Zürich’te, Uluslararası Olimpiyat Komitesinin merkezi Lozan’da, UEFA’nın Nyon’da, CAS’ın (Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi) merkezi Lozan’da ve Spor dünyasının en büyük organizasyonlarına pazarlama hizmeti sunan firma olarak bilinen ISL Marketing’in (Pazarlama) merkezi de Luzern’dedir. Bu 4 kentin her birinin İsviçre topraklarında olması, bu ülkenin şehirleri olarak ün salması sizce tesadüf müdür? Yoksa İsviçre’nin özellikle bankacılık ve para sistemindeki gizlilik esası etkili midir? Yani yasal olmayan yoldan kazanılan paraların büyük bölümünün biriktiği ve bu noktada sırları sonsuza kadar saklamaya yemin etmiş bankaların ülkesi İsviçre’nin spor dünyanın devlerini cezbetmesinin altında yatan gerekçeleri iyi irdelemek ve sonuç çıkarmak gerekir diye düşünüyorum.
YAKALADIKLARI SOYGUNCUYU CEZALANDIRIRIYORLAR ANCAK!...
Yani demem o ki, paranın egemenliğinin ilan edildiği ve bu nedenle de dokunulmaz olan İsviçre’yi mesken tutmuş kurum ve kuruluşlardan çok dürüst davranmalarını beklerken uçmuyor muyuz? Sistem kapitalizm ve yasalar güçlülerin kazanması üzerine çıkarılıyor. Tamam ülkemizde yasa dışı yollardan kazanan birçok kişi cezalandırılmıyor belki… Ve demokrasisi bizden daha iyi yerleşmiş olan Avrupa’da yasa dışı soyguna izin verilmeyebilir… Soygunu yapanlar yakalandığında cezalandırılırlar; bu doğru!… Ancak onlarda da, “Atlar tepişir, çimenler ezilir” diye düşünenlerin, ya da, “Yasalar büyük sineklerin delip geçtiği, küçük sineklerin takılıp kaldığı örümcek ağlarıdır” diyenlerin sayısı çok az mıdır?
Bakın, artık kapitalist sistemin bir oyuncağı haline gelen futbol kirlenmiştir. Belki bizde daha fazla, Avrupa’da biraz daha az… Ama yine de güçlünün borusu ötmektedir. Türkiye’de özellikle Fenerbahçe’ye yakın şirketlerin Şampiyonlar Ligi’ne, UEFA Avrupa Ligine büyük paralar ödeyerek sponsor olması boşuna mı sanıyorsunuz? Bu sponsorlar ortaya çıkmadan önce, “Yerel liglerdeki cezalar UEFA’nın normlarına uydurulmalıdır” diyen Michael Platini ve UEFA yöneticileri daha sonra niçin, “Yerel liglere karışamayız” noktasına geldi sanıyorsunuz!
PLATİNİ’NİN YARDIMCISI İNFANTİNO NE KADAR GÜVENİLİR?
Bu U dönüşünü yapan UEFA’nın o günkü genel sekreteri İnfantino, şimdi hangi görevde? FİFA Başkanı değil mi? Yani Dünya futbolunun patronu… Peki dünya futbolunun patronu FİFA’nın eski başkanı Sepp Blatter ve Avrupa futbolunun egemeni UEFA’nın eski başkanı Michael Platini niçin görevlerinden el çektirildiler ve cezalandırıldılar? Rüşvet ve görevi kötüye kullanmayla suçlandılar değil mi?
Şimdi Trabzonspor’un umudu olan FİFA’nın başkanı ve Michael Platini’nin geçmişteki bir numaralı adamı İnfantino ve onun kurulunun doğru kararı vereceğini ve Trabzonspor’un haklarının teslim edilmesini isteyeceğini tüm samimiyetinizle düşünüyor musunuz? Peki FİFA da bir ceza talebinde bulunmazsa Türkiye’de şikenin yapılmadığını mı, teşvik priminin verilmediğini mi düşüneceğiz? Kesinlikle hayır! Şike de yapıldı, teşvik de verildi.
Bundan sonra da şike yapılacak, teşvik verilecek, bahis oynanacak, doping yapılacak…
Çünkü futbol lekeli!.
Tıpkı kapitalizm gibi!!!