TRİBÜN

TRABZONSPOR’UN ONURU HER ŞEYİN ÜSTÜNDEDİR!

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim” sözü sanırım ülkemizde sportif bir ahlaksızlık olduğunda ilk söylenen ifadelerdir. Başka bir liderin de sporla ilgili böyle anlamlı ifadeler kullanıp kullanmadıklarını bilmiyorum, en azından benim okuduğum eserlerde böyle sözlere rastlamadım. Ne yazık ki sporcunun ahlaklısını seven bir kurucunun ülkesi Türkiye, belki de bu alanda en büyük ahlaksızlıkların yaşandığı coğrafyanın içinde yer alıyor. Ve bir takımın, olmadın bir başka takıma mağlup olması, ya da puan kaybetmesi, bir sporcunun kötü oynaması bile, “Şike yaptı”, “Teşvik aldı”, “Bahis oynadı” şeklinde ithamlarla karşılaşması için yeterlidir.

Çünkü ülkede insanların büyük çoğunluğunda olduğu gibi spor kulüplerinde de belli bir ilke ya da ahlaki temel değer yoktur. Post Modern düşünce akımı beyinleri öylesine esir almıştır ki, her insan, her kurum, her durumu kendi lehine olacak şekilde değerlendirmekten geri durmamaktadır. Bu anlayış futbolda ise alabildiğine fütursuzca gündemimizi işgal etmektedir. Örneğin bir hakem sizin lehinize büyük hata yapmışsa şansızdır, rakibinize karşı yapmışsa satılmıştır. Yıldız bir futbolcu size karşı iyi oynayıp, goller attığında düşmandır, yarışta rakibiniz olan bir takıma karşı iyi oynadığında el üstünde tutulması gereken bir cevherdir. Bir takım size karşı iyi oynamışsa, teşvik primi almıştır, başka takıma karşı oynadığında gücünü sahaya yansıtmıştır.

KEŞKE BÖYLE BİR FİNALDE TRABZONSPOR OLMASAYDI AMA GERÇEK BU!...

İşte böylesine çelişkilerle dolu düşüncelerin, çarpık bir şekilde kamuoyuna sıkça yansıdığı ülkemizde sezonun finali Trabzon ve Rize’de yapılacak. Ligde ununu eleyen ve eleğini asanlar tatil havasında maçlarını oynayacaklar ama Trabzonspor-Bursaspor, Çaykur Rizespor- Alanyaspor maçları farklı havalarda oynanacak. Eğer Bordo-Mavili takım kazanır Rize de Alanya’yı mağlup ederse küme düşen Bursaspor olacak. Bursa Trabzon’u yener, Rizespor puan kaybederse ise Bursaspor kurtulacak. Trabzonspor yenilirse ise Rizespor ağzıyla kuş tutsa yine de bir alt lige düşmekten kurtulamayacak.

Bir yanda komşu ilin takımı Çaykur Rizespor… Neredeyse büyük bir adım attığında sınırına varacağın kadar yakın… Öte yanda ise ligin renkli ekiplerinden, şampiyonluğa ulaşmış beşinci takım olma hüviyetini taşıyan Bursaspor. Bu kulübü yönetenler, şike sürecinde hep Trabzonspor’un yanında durdu. Hatta Bordo-Mavili kulübü yönetenlerden bile daha dik bir görüntü verdi. Federasyon seçimlerinde dahi hiçbir zaman şikecilerin hamiliğini yapan Yıldırım Demirören’e oy vermedi, karşısındaki adayı destekleyeceklerini deklere etti. Geçen sezon Galatasaray’a karşı, Trabzonspor, Deniz Ateş Bitnel tarafından hançerlenirken ilk karşı duruşu sergileyen kulüp de Bursaspor… Salih Dursun’un hakeme kırmızı kartını bayraklaştıran kulüp de o…

RİZESPOR DA, BURSASPOR DA ÖNCE KENDİLERİNİ YARGILAMALI

Ama bunların hiçbiri bir gerçeği değiştirebilir mi?  Yani şartlar ne olursa olsun, hangi takım ne kadar uzak ya da ne kadar yakın olursa olsun Trabzonspor’un sahada kazanmak için mücadele etmesinin önünde engel olabilir mi? Ligin son maçında keşke Bordo-Mavili takıma büyük rol biçen böyle bir kritik maç oynama zorunluluğu doğmasaydı.. Ama yapacak bir şey yok.  Trabzonspor sahaya çıkacak, tüm gücünü yansıtacak ve kazanmak için ne gerekiyorsa yapacak. Hiçbir kulübe uzaklık, yakınlık, sevme, sevmeme anlayışıyla bakarak hareket etmek Bordo-Mavili formayı giyen tek bir futbolcuya bile yakışmaz.

Bursaspor camiası da, Çaykur Rizespor camiası da şunu iyi bilmeli ki, takımlarının bugünkü noktalara gelmelerinin tek nedeni kendileridir. Kulüpleri kötü yöneten yönetimlere sahiptirler. Bu kötü yönetimler yüzünden bugün ecel terleri dökmektedirler. Bakın Bursaspor ilk yarı bittiğinde ligde beşinci sıradaydı, bugüne gelinmesinin sebebi ne ola ki? Bu kadar seri yenilgiler alınabilir mi? Peki ya Çaykur Rizespor’a ne demeli? Türkiye’nin en önemli iş insanlarını içinde barındıran, önemli siyasi figürlerin destek verdiği bu takım neden asansör halini almıştır? Bu kadar sıkıntılı bir süreçte, taraftarı tribünleri doldurmuş mudur? Başkanı, yönetimi, teknik kadrosu, futbolcusu sorumlu davanmış mıdır? Yani demem o ki bu kulüpleri yönetenler ve taraftarları önce aynaya bakacaklar, sonra ortaya çıkan sonuçta başkalarını yargılayacaklardır.

TRABZONSPOR BÜYÜKLÜĞÜNÜ SADECE ŞAMPİYONLUKLARINDAN DEİL TEMİZ TARİHİNDEN ALIR

Bu aşamada Bordo-Mavili takıma düşen görev ne olmalıdır. Trabzonspor formasını giyen her futbolcu sahaya büyük bir heyecanla çıkmalı, ligin ilk maçıymış gibi, 90 dakika boyunca terini akıtmalı, gol atmak ve yememek için nesi var nesi yok ortaya koymalıdır. Taraftarına da sezonu galibiyetle kapatma hediyesini vermelidir.  Kazanırsa buna sevinmeli kaybederse üzülmeli... Asla bir takımın kaderiyle oynama adına mücadelesini vermemeli. Çünkü Trabzonspor gerçekten büyük bir kulüptür… Ama daha önemlisi tarihi asla leke kaldıramayacak kadar da temizdir. Öyle de kalmalıdır. Ve bu büyük kulübün onuru her şeyin üzerindedir…

Bu arada maçın sonucuna göre ortaya çıkacak olan dedikodulara gülüp geçmek gerekir… Çünkü daha düne kadar maç kazanma alışkanlığı olmayan takımların, ligde ununu eleyip, eleğini asanlara karşı durmadan kazanmaya başlamaları, ya da en kritik anlarında bile kendi sahalarında rakiplerine boyun eğenlerin, Trabzonspor’un bu maçta alacağı sonucu sorgulama hakkı yoktur. Bu tür kulüpleri yönetenler de, taraftarları da önce şapkalarını önlerine koyup son haftalarda neden kazanıp, neden kaybettiklerini düşünmeli… Ondan sonra da başkalarına çamur atma hakları var mı yok mu karar vermeli?

Biz mi ne istiyoruz?

Ligin son haftasında iki güzel maç ve hak edenlerin kazandığı bir gün…

ki bir de temiz futbol…