TRİBÜN

Burak Yılmaz transferi kurtuluş değil, felakettir!
Burak Yılmaz, Trabzonspor’un gündemine ilk kez 19 yaşındayken ve Antalyaspor’dayken gelmişti. Yetenekli bir gençti ve Bordo- Mavili kulübü yönetenler, bu oyuncuyu transfer konusunda gerekli hızlı adımları atmayınca Beşiktaş aradan çıkmış ve Burak’ı kadrosuna katmıştı. Ardından satıldığı Manisaspor’dayken gündeme geldi ama dönemin başkanı Sadri Şener yönetimi ve Teknik Direktörü Ersun Yanal’ın tercihiyle birlikte Gökhan Ünal transferine kurban edildi. Henüz 23 yaşlarındaydı Burak Yılmaz… Trabzonspor’dan 1 milyon 200 bin lira alacaktı. Bonservis bedeli ise 1,5 milyon Euro civarıydı. Son olarak ise Fenerbahçe’den Eskişehirspor’a kiralık verildiği dönemde gündeme geldi. Bordo-Mavi formayı giymek için çok çabaladı.

Burak’ı babası Fikret Yavuz’dan dolayı Antalya’da çalıştığım dönemde, henüz 10 yaşındayken tanımıştım. Antalyaspor altyapısında oynuyordu. Bu vesileyle Eskişehirspor’da oynarken kendisiyle telefon görüşmesi yapmıştık. Ara transfer dönemiydi. Bana, “Adnan ağabey, ne olur yöneticilere söyle, benim transferimi sezon sonuna bırakmasınlar. Şimdi almak için çabalasınlar. Trabzonspor’u şampiyon yapabiliriz’ demişti. Sadri Şener ve ekibi Şenol Güneş’in de ısrarıyla Burak’ı ara transferde almıştı. Hem de Gökhan Ünal’ı Fenerbahçe’ye 3 milyon 250 bin Euro’ya satarken, Burak Yılmaz bonservis bedelsiz olarak gelmişti. Takımda görev yaptığı 2,5 yıl içinde çok iyi hizmet verdi, şampiyonlukta büyük emeği vardı. Gol kralı oldu, sonra da 7 milyon Euro gibi bir rakam kazandırarak Bordo-Mavili takımdan ayrılıp Galatasaray’a yelken açtı.

BURAK’I ŞENOL GÜNEŞ NEDEN İSTEMEDİ HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?
Sanırım Selçuk İnan’ın etkisinde kalmıştı. Gidişiyle birlikte taraftarların hışmına uğramıştı. Her maçta Burak Yılmaz’a olmayacak hakaretler ediliyordu. Burak, Galatasaray’da da iyi işler üretti ve Çin’e transfer yaptı. Şimdi 32 yaşında ve belli ki futbolunun son yıllarını yaşayacak. Bu noktada Çin ülke ve yaşam standardı olarak kendisine çok kötü gelmiş olabilir. Zaten bunun için dönmeye can atıyor. Türkiye’ye dönmek istediğinde kuşkusuz golcü oyuncuya ihtiyacı olan Fenerbahçe, Galatasaray ve özellikle Beşiktaş’ın mutlaka devreye girmesi gerekmez mi? Hele hele Şenol Güneş’in, “Bana Burak Yılmaz’ı alın” diye kulübüne dayatma yapması kaçınılmaz olmalıydı. Çünkü Güneş, Burak’ı çok sevip, beğenip, yeniden vitrine ettiği oyuncuydu. Burak’ın ise, “Babam gibi” dediği insandı. Ama ne hikmetse Şenol Güneş Burak için ısrarcı olmadı.

Burak Yılmaz Türkiye’ye dönmek istiyor ve Trabzonspor için çeşitli özverilerde bulunuyor. En azından bu hava yaratılıyor. Ben ise çok farklı düşünüyorum. Çocukluğundan itibaren tanıdığım, çok sevdiğim ve Trabzonspor’a gerçekten önemli hizmetler vermiş olan Burak Yılmaz’ın şu aşamadan sonra futbolda emeklilik günlerine adım atarken rahat edebileceği, istediği gibi at koşturabileceği bir kulübü istediğini düşünüyorum. Bu kulübün de daha önce büyük başarılar yakaladığı, Türkiye gündeminin bir numaralı ismi olmasında etken olan Bordo- Mavili kulübü tercih etmesi de doğal. Çünkü biliyor ki bu kulüpte birkaç gol attığında, sonra bir süre olumsuz oynasan bile kimsenin sesi kolay kolay çıkmaz. Hedef haline getirilmezsin. Şartlar ne olursa olsun hep en önde, en etkili, en fazla sözü geçen futbolcu olursun.

BURAK YILMAZ KURTULUŞ DEĞİL, FELAKET TRANSFERİ OLUR
Burak Bunun için Bordo-Mavili kulübü tercih ediyor ama bu kulübü yönetenlerin nasıl bir sorunla karşı karşıya kalacaklarını görmemelerini anlamakta zorlanıyorum. Bu oyuncunun kulübüne 4,5 milyon Euro gibi bir para verileceği konuşuluyor. Bunun yanında Burak Yılmaz’a da yıllık garanti ücret olarak 3,5 milyon Euro verilmesinden söz ediliyor. Bir kere 32 yaşındaki oyuncuya bonservis bedeli vermek ölü yatırımdır. İkincisi Burak Yılmaz’a 3,5 milyon Euro garanti ücret verdiğinizde artık bu kulübün tavan ücreti 1 milyon 250 bin Euro daha yükselmiş demektir. Oysa Trabzonspor bırakın 3,5 milyon Euro’yu, 2 milyon 250 bin Euro da tavan ücret ödeyemez. Bu kulübün bir futbolcuya ödemesi gereken en yüksek bedel 800 bin Euro ile 1 milyon Euro arasıdır. Trabzonspor’un gelirlerine baktığınızda bundan yüksek parayı ödeyenler, iflasına zemin hazırlıyor demektir. Demek istediğim şu ki Burak Yılmaz transferi bir kurtuluş formülü değil, felaket senaryosunun önemli bir parçasıdır. Ne yazık ki Muharrem Usta ve ekibi bu gerçeği görmüyor Yoksa görüyor daamaçları Trabzonspor’u iflas ettirmek mi? Yanıt bekliyorum!

***

EMEKLİLER TAKIMI KURUYORSUNUZ FARK ETMİYORSUNUZ?
Trabzonspor’da 30 yaş üzeri futbolcuların sayısı bir hayli fazla… Jan Durica 36 yaşına gitti. Joao Perreira 33 yaşını bitiriyor. Medjani, Dame N’daye, Hugo Rodallega 32 yaş aralığında… Olcay Şahan 31 yaşına gidecek, Uğur Demirok, 30 yaşına merdiven dayadı… Bunlara bir de 31 yaşına adım atan Juraj Kuçka katıldı. Takımın ilk 11’de direk oynayan oyuncularının büyük bölümünün yaşları da 27 ile 30 yaş arasında gözüküyor. Birkaç genç ve orta yaş oyuncu adeta numunelik olarak kadroya serpiştirilmiş. Muharrem Usta ve Ersun Yanal ikilisinin transfer listesine bakıldığında ve takıma katmayı planladıkları futbolcuların yaşları 30 ile 33 arasında değişiyor.

Bu transfer edilmesi düşünülen oyuncuların her birine de bonservis bedeli ödenecek. Zaten Juraj Kucka gibi 30 yaşını aşmış bir oyuncu için bile Milan’a 5 milyon Euro bonservis bedeli ödenecek. Menajerlerine verilen paraları saymıyoruz bile… Bu paranın geriye dönüşü yok. Yani 25 milyon lira şu andan çöpe gitmiş durumda… Sadece Kucka’nın üreteceklerinin ederinin ne olacağına bakmak gerekiyor ki, bunun da asla aldığı ücrete eşit değer olmayacağını az çok biliyoruz. Ama asıl önemli olan bir başka konu da bu kadar yaşlı oyuncunun takımın nüvesini oluşturduğu gerçeğiyle yola çıkarsak, Trabzonspor’u yönetenler ne yazık ki tam bir emekliler takımı kuruyor.

Bu kuşkusuz sadece kendi dönemini düşünen, yakın olduğu menajerlerin oyuncularını almak için can atan Ersun Yanal’ın talebidir. Fakat böyle bir talebe yönetimin ‘evet’ demesi ve Trabzonspor’u düşkünler yurdu haline dönüştürme gayretlerine bir anlam veremiyorum. Gördüğüm şu ki, böyle devam ederse bu kulübün tarihi çok ismi yazdı. Bir yanda Şamil Ekinci, Salih Erdem, Ahmet Celal Ataman, Ahmet Suat Özyazıcı, Özkan Sümer, Şenol Güneş’ler, diğer yanda da İbrahim Hacıosmanoğlu gibi bir isim… Ve Muharrem Usta ve ekibini de tarih Hacıosmanoğlu saflarındaki bir isim olarak yazacak.

Ve inanıyorum ki bu tarihi hep birlikte okuyacağız!.

***

SAYIN USTA TARAFTAR NEDEN SAHİP ÇIKMIYOR BİLİYOR MUSUNUZ?
Trabzonspor başkanı Muharrem Usta geçtiğimiz günlerde taraftarların transfer talebine karşılık, “Sizler forma ve kombinelerinizi alın, biz de transfer yapalım. Önemli olan başarılı olmadan destek vermektir” benzeri sitemde bulundu. Aslında haklı da! Ancak taraftarların neden destek vermediği, ya da forma ve kombineye rağbet etmediklerinin gerekçelerini konusunda hiç kafa yormuyor sanırım… Trabzonspor taraftarı birçok dönem takımına sahip çıktı. Zaman geldi, ilk okul öğrencisi okul harçlığını bile Bordo-Mavili kulübe bağışladı. Ama İbrahim Hacıosmanoğlu dönemi dahil, bu süreçte kulübe sahip çıkmaktan imtina ediyor. Neden mi? Ve taraftar hangi koşullarda takımına, kulübüne sahip çıkar?

Açıklayayım!

Mehmet Ali Yılmaz tek adam mantığıyla kulübü yönetirken, camianın tüm değerleri kenara çekilmişti. Hiç kimsenin en küçük bir katkısı olmuyordu. Çünkü Sayın Yılmaz, “Bu kulüp benim, istediğimi yaparım, parayı veririm, düdüğü çalarım” havası estiriyordu. Göreve Özkan Sümer geldiğinde, 500’lerde gezinen kombine sayısında patlama olmuş ve 8 binlere çıkmıştı. Hem de kombine alma konusu bir önemli alışkanlık değildi. Trabzonspor forma satışları dönemine göre rekor kırıyordu. Orman projesi yapılmıştı. Herkes birer, ikişer ağaç sahibi olmak için çırpınmıştı. Şu anda o ağaçlara sahip olanların hiçbiri ormanı ziyarete bile gitmiyor. Çünkü o dönem amaç kulübe bir katkıydı. Sonra yardım geceleri, barbekü partileri düzenleniyor ve dönemine göre hatırısayılır paralar toplanıyordu.

Bir çok insan kulübün kurtuluşu için hibe ya da borç para verme yarışındaydı. Takım küme düşmeye oynarken, tribünler tıklım tıklım doluyordu. Çünkü Özkan Sümer ve ekibinin Trabzonspor’u gerçekten kurtarmaya çalıştığını düşünüyorlardı. Bu kurtuluş mücadelesinde herkes kendi gücü oranında bir katkı sunma peşindeydi… Oysa Nuri Albayrak dönemi başlayarak büyük bir bölümde gerçek taraftar, “Biz katkı yapacağız, paralar ne olduğu belirsiz futbolcuların, menajerlerin cebine girecek” diye düşünmeye başlayarak adım adım ellerini kulüpten çektiler. İbrahim Hacıosmanoğlu döneminde bu doruğa çıktı. Sebeplerini siz de bilirsiniz sanırım.

TARAFTAR SİZE İNANMIYOR SAYIN BAŞKAN!
Ve sizin döneminiz de farklı değil Sayın Usta… Gerçek taraftarın tümü şöyle düşünüyor: “Muharrem Usta sırtını siyasi iktidara dayamış, sürekli beylik sözler ediyor umut aşılıyor ama sadece havanda su dövüyor. Trabzonspor üzerinden kendi ve şirketinin reklamını yapıyor. Camianın sesine hiçbir biçimde kulak vermiyor. Kendi yakınlarına ve birilerinin adamlarına kulübü rant aracı yapıyor. Olmayacak futbolcuların zenginleşmesi için Trabzonspor’u harcama yoluna gidiyor. İsimleri hep soru işaretleriyle dolu menajerlerin ceplerini şişiriyor. Ersun Yanal gibi asla güvenilmez bir isimle birlikte Trabzonspor’un altını oyuyor. Bu şartlarda neden Muharrem Usta ve ekibine destek verelim ki?” diyerek kenarda durmayı tercih ediyorlar.

Yani demek istediğim şu ki, bugün taraftarın tutumunun en önemli sebebi sizin bu kulübü yönetme biçiminiz ve kendinizi Trabzonspor’un her şeyiymiş gibi gösteren eylemlerinizdir.

Bilmem anlayabilecek misiniz?