TRİBÜN

YUSUF YAZICI’YI YANAL’A YEDİRMEYİN!
Hayat felsefenizi insanları kazanma değil de kaybetme üzerine kurmuşsanız bunda çok başarılı olmanız zor değildir. Bir tek kırıcı söz bile insanı kaybetmeniz için yeterlidir. Futbolda da özellikle futbolcuyu kazanmak çok zordur fakat kaybetmek en basit olanıdır. Bu noktada sanırım Trabzonspor teknik direktörü Ersun Yanal’ın eline su dökecek tek bir teknik direktör bulunamaz. Çünkü Yanal oluşturduğu ilişkiler ağının baş aktörleri menajerlerle çok sayıda transfer yaptırma uzmanıdır. Bu uzmanlığı da her sezon çok sayıda transfer yaptırmayı gerektirir. Durmadan geleceğe dönük mesajlar verir, güne değil, yarına yatırım yaptığı izlenimi uyandırır, kulüpleri iflas ettirir, kendisi parasını cebine indirir ve yoluna devam eder.

Tabii ki bu noktada onun değil, onun bu oyununu göremeyen, tuzağına düşenlerin hesap vermesi gerekir. Ersun Yanal’ın son 9 yıl içinde en çok transfer yaptırdığı, menajerlere en fazla para kazandırdığı, başka kulüplerin kasasının dolmasına vesile olduğu, futbolcuların büyük voliler vurduğu kulübün adı da Trabzonspor’dur. Yanal, bu sezon şu ana kadar yapılan 4 transferden hiç memnun değildir. En az 3-4 tane daha yapılmalıdır ki, menajerler kazansın. Onun hayali Sadri Şener döneminde olduğu gibi bir transfer döneminde 20 civarında oyuncu aldırmaktır. Bu noktada elinde bulunan her futbolcuyu harcama konusunda hiçbir sakınca görmez. Beni anladığım kadarıyla şu andaki en önemli hedefi de Yusuf Yazıcı’dır.

O ALTYAPI OYUNCUSUNU VE TRABZONLUYU SEVMEZ
Ersun Yanal altyapı oyuncusunu sevmez. Hele Trabzonspor altyapısından yetişen oyunculara karşı çok mesafelidir. Hiçbirinin, hiçbir takımda oynamasını arzulamaz. Bordo-Mavili takımı çalıştırdığı için bazen zorunluluklar bu yönde farklı davranmasına sebep olmuştur. Onun Zeki Yavru, Mustafa Yumlu, Mustafa Akbaş, Yusuf Erdoğan gibi oyuncuları göndermesi, ya da göndermek istemesinin altında yatan neden de altyapı oyuncularına olan olumsuz yaklaşımı ve Trabzonspor altyapısına mesafeli duruşudur. Yoksa Mustafa Yumlu’nun değil, Uğur Demirok gibi iki metreye top atmayı beceremeyen oyuncunun gitmesini isterdi. Zeki Yavru’yu gönderip, Kamil Ahmet Çörekçi’yi alternatif sağbek olarak almazdı. Gördüğüm kadarıyla Yanal, şu aşamada en çok Yusuf Yazıcı üzerine oynuyor. Ersun Yanal zaten bu ismi oynatmayı hiç istememişti. Mehmet Ekici kadro dışı kalınca iki ayrı futbolcuyu Yusuf’un oynadığı bölgeye transfer etmek istemiş ama başarılı olamamıştı. Bu transfer döneminde de alınması istenen futbolcuların başında Yusuf’un bölgesi başta geliyor. Bu bölgeye Yusuf Yazıcı ile rekabet edecek yerli bir futbolcunun alınmasına ‘hayır’ demem ama yüksek bedellerle, Ersun Yanal’ın çalıştığı menajerler aracılığıyla alınan futbolcunun karşısında Yusuf’un hiç şansı olmaz. Zaten Yanal da bunun yolunu yapıyor farkındaysanız…

BİR FUTBOLCU İŞTE BÖYLE YOK EDİLİR
Durmadan 10 numaraya oyuncu arandığı gazetelerde haber yapılıyor, Yusuf’un motivasyonunun bozulmasının yolu açılıyor. Sonra Atiker Konyaspor ve Fenerbahçe maçlarında çok iyi oynamasa da, ondan kat kat rezil oynayan futbolcular olmasına rağmen sürekli dışarı alınıyor. Orta alandan hücuma top taşıyacak tek oyuncu olmasına rağmen Ersun Yanal, garabet futboluyla dikkat çeken Kucka’yı, hata üzerine hata yapan Okay’ı sahada tutmayı tercih ediyor ama kilit pasları atabilecek Yusuf’u anında kulübeye çekiyor. Bu tavrıyla oyuncunun motivasyonunu iyice bozup, öz güven açısından yerlerde sürünmesine adım adım ilerlemesini sağlarken, taraftar ve medyaya da, “Bakın Yusuf yetersiz” mesajı vererek tamamen kulübeye mahkum edilmesinin yolunu açma çabası gösteriyor.

Ne yazık ki bunu futbolu bilmeyen, futbolcu psikolojisinden anlamayan, teknik direktörlerin tilkiliği konusunda cehalet içinde bulunanlar fark etmiyor. Ama biraz felsefe, psikoloji bilenler Yanal’ın asıl amacının ne olduğunu hemen anlıyor. Bakın buradan sesleniyorum. Daha düne kadar el üstünde tutulan Yusuf Yazıcı adım adım yok edilmeye doğru giderse bunun sorumlusu Ersun Yanal değildir. Her türlü yanlışına, futbol hayatının soru işaretleriyle dolu olmasına rağmen görevde tutan Muharrem Usta ve ekibinin yanında, bu oyunu göremeyen taraftar ve medyadır sorumlu olan…

Kimse sorumluluğundan kaçamaz!

***

KOCAMAN BİR PALAVRA!
Bu Aykut Kocaman nasıl bir insan anlamakta zorlanıyorum. Anadolu takımlarını çalıştırırken, beyefendi görünümlü, futbolda da hayatın bütününde de adaleti savunan bir kimlik sergiliyor. Ama Fenerbahçe’yi çalıştırdığında adeta canavarlaşıyor. Etrafında olup bitenleri görmeden, salya sümük saldırıyor. 2010- 2011 sezonunda kulübünün yaptığı şikeler, verdiği teşvik primleri bir kenara hakemler tarafından adeta uçurulan Fenerbahçe’nin başındayken, “Trabzonspor’un penaltıları irdelensin” demiş ve çirkin bir tavır sergilemişti. Oysa Fenerbahçe’nin attığı her gol, aldığı her puan şaibeliydi.

Bu isim Konyaspor’da çalıştı. Hiçbir şekilde sorun çıkarmadı, kamuoyuna olumsuz bir mesajı yansımadı. Fenerbahçe’ye geldi. Göztepe’ye tokatlanmaktan kurtuldu. Vardar gibi isimsiz bir takımdan tekme yedi ve Trabzonspor karşısında beraberliği Kucka’nın katkılarıyla kurtardı. Maçtan sonra, “Trabzonspor maçı kırmızı kartsız nasıl tamamladı?” diye yine yumurtladı. Ya sen ne iki yüzlü, ne çıkarcı, ne korkak bir adamsın Aykut Kocaman! Kazandığın milyonlarca Euro’nun uçup gitmesinden korkuyorsun değil mi? Aziz Yıldırım denen futbol piyasasının yüz karasından şamar yeme endişesi taşıyorsun anlaşılan. Her başarısızlığında hakemlere sığınıp, onların inayetiyle ayakta kalmaktan vazgeç artık. Kendi kimliğinde varlığını ispatlama çabasına giriş biraz…. Seni hep birilerinin taşımasını alışkanlık haline getirme, bazen de düelloyu tek başına kazanabilmenin ya da savaş meydanında onurunla ölmenin yollarını ara…

Yani biraz insan ol insan!

***

HOCA’NIN KUCKA’SI BUYSA!
Trabzonspor, Juraj Kucka’yı transfer etmeden önce, “Yapmayın bu yaştaki oyuncu için bu kadar para vermeyin. Bunun geriye dönüşü yok. Kucka da bu takımın ilacı değil” diye yazdık, çizdik ama dinletemedik. Kucka alındı. Milan zaten göndermek için fırsat bekliyordu. Bedava bile verebilirdi ama Bordo-Mavili kulübün kasasından 5 milyon Euro’yu cebe indirdi. Slovak oyuncu da bu fırsatı kaçırmadı ve yıllık 2 milyon 250 bin Euro garanti parayla emekliliğini garantiye aldı. Üç yıllık da sözleşme yaptı.

Peki ne oldu?

Atiker Konyaspor maçında sahada yürüdü… Fenerbahçe karşılaşmasında etliye sütlüye karışmadı. Sadece Burak Yılmaz’ın attığı golde ceza alanına topu şandelledi bu da tesadüfen gol oldu. Bir penaltıya sebebiyet verdi evlere şenlik… En acemi futbolcu bile kollarını yapıştırmışken, top geçene kadar açmazdı. O kolunu açtı ve 2 puanın uçmasına sebep oldu. Trabzonspor camiasının 19 yıllık acısının dinmesini engelledi, hayallerinin yıkılmasının baş aktörü rolünü üstlendi.

Bakın İddia ediyorum, Kucka için kulübüne verilen 5 milyon Euro boşunadır. Kendisine de 3 yıllığına 6 milyon 750 bin Euro ödenecektir. Menajerine, özel harcamalarına, bonuslarına, maç başlarına falan bakılınca bu rakam 9 milyon Euro’yu aşar. Toplam maliyeti de 14 milyon Euro’yu bulur. Yani 50 milyon lira… Peki gönderilen Aytaç Kara’dan farkı var mı? O da verimsizdi, bu da… Buradan bir iddiada daha bulunuyorum. Kucka alınmamış olsa, Aytaç da satılsa; Batuhan Artaslan isimli sıfır maliyetli oyuncu bile bunlardan daha yararlı olurdu. 50 milyon lira da kasada kalırdı.