Trabzon’un Önceliği Turizmse, Gereği Yapılmalı
Trabzon’un ekonomik gerçekleriyle yüzleşmek zorundayız. Sanayi deseniz sınırlı, tarım ve hayvancılık belli bir potansiyelin ötesine geçemiyor. Ticari faaliyetler ise istenilen düzeyde değil. Böyle bir tabloda geriye kalan en makul ve güçlü alan turizmdir.
Bugün Trabzon’un sahip olduğu doğal ve tarihi zenginlik, Türkiye’de birçok şehrin hayalini süsleyecek düzeydedir. Aynı mevsimde dört mevsimi yaşama imkânı sunan bir coğrafyadan söz ediyoruz. Şehir merkezinden 40–50 kilometre uzaklaşınca zirvelere ulaşabiliyor, birkaç adımda Karadeniz’in serin sularıyla buluşabiliyorsunuz. Bu, Allah’ın bu topraklara bahşettiği eşsiz bir lütuftur.
Doğa ve Tarih Turizmin En Güçlü Dayanağı
Uzungöl’ün kış manzarası, Sümela Manastırı’nın tarihi ihtişamı, Boztepe’den izlenen şehir silueti ve Karadeniz’in eşsiz sahil hattı… Trabzon, hem doğa hem kültür turizmi açısından başlı başına bir markadır.
Bu kadar güçlü bir altyapıya sahip bir şehirde turizme yapılan her yatırım, aslında şehrin geleceğine yapılan yatırımdır. Nitekim şehir yöneticilerinin, fuarlardan organizasyonlara kadar yoğun bir çaba içinde olduklarını görüyoruz. Bir turist daha fazla getirebilmek adına gösterilen gayret takdire şayandır. Çünkü Trabzon’un birinci önceliği turizmdir.
Ancak Turizm Kendiliğinden Yürümez
Turizm ciddi bir iştir. Planlama ister, koordinasyon ister, vizyon ister. En önemlisi de şehrin turizm derdiyle dertlenen, sektörle iç içe olan, çözüm üreten yöneticiler ister.
Ne yazık ki son üç yıla baktığımızda Trabzon turizmini bir adım öne taşıyacak somut projelerin kamuoyuna yeterince yansımadığını görüyoruz. Turizm sektöründe faaliyet gösteren işletmecilerin ortak serzenişi ise daha düşündürücü: “Derdimizi anlatacak bir muhatap bulamıyoruz.”
Uzungöl’de düzenlenen ve yurt dışından dahi katılımın olduğu bir kış festivaline şehrin turizm il müdürünün katılmaması, sadece bir programa iştirak etmemek değildir. Bu durum, şehrin turizm hassasiyetine mesafe koymaktır. 60 kilometrelik bir yolu kat etmeyi dahi gerekli görmemek, turizmi önceleyen bir anlayışla bağdaşmaz.
Dahası, sektör temsilcileriyle sağlıklı bir iletişim zemini kurulamaması, çözüm üretmek yerine kapıların kapanması, mahkeme yollarının işaret edilmesi; turizmin ruhuna aykırıdır. Turizm masa başında değil, sahada yönetilir. Şehirde “turist gibi mesai yapmak” ile turizmi yönetmek arasında ciddi bir fark vardır.
Yeni Sezon Kapıda
Önümüzde yoğun bir turizm sezonu var. Peki şimdiden hazırlanan kaç proje var? Kaç yeni tanıtım hamlesi planlandı? Kaç uluslararası organizasyon hedeflendi? Üç yıla yaklaşan süreçte hangi kalıcı adımlar atıldı?
Bu soruların cevabı kamuoyuyla açık ve şeffaf şekilde paylaşılmalıdır. Çünkü turizm sadece bir kurumun değil, bütün şehrin meselesidir.
Sorumluluk Zamanı
Trabzon’un kalbi turizmdir. Eğer siyasetçiler ve şehir yöneticileri bu hassasiyeti yeterince sahiplenmezse, gösterilen tüm çabalar boşa gidebilir. Turizm, günü kurtarma işi değildir; vizyon ve strateji işidir.
Artık önlem alma, ciddi projeler ortaya koyma ve Trabzon’u gerçek anlamda bir turizm markası haline getirme zamanıdır. Bu şehir, potansiyelinin çok daha fazlasını hak ediyor.
Turizm işi ciddidir. Zamanı geciktirmeden, gerekli adımları atmak ise bir tercihten öte zorunluluktur.