TÜRK FUTBOLU NURİ ŞAHİN’İ TAŞIYABİLECEK Mİ?

TÜRK FUTBOLU NURİ ŞAHİN’İ TAŞIYABİLECEK Mİ?

Türk futbolunda teknik direktörleri değerlendirirken çoğu zaman tabelaya bakıyoruz. Kazandıysa başarılı, kaybettiyse yetersiz. Oysa teknik adamlık doksan dakikanın sonucundan çok daha geniş bir alanı kapsıyor. Oyunu bilmek kadar insan yönetmek, baskı altında sağduyuyu korumak, yenilgiyi taşıyabilmek ve gerektiğinde rakibinin hakkını teslim edebilmek de bu mesleğin önemli parçaları.

Trabzonspor-Başakşehir karşılaşmasında Nuri Şahin’i biraz da bu gözle izledim.

Saha kenarında yardımcılarıyla kurduğu koordinasyon, futbolcularıyla diyaloğu, maçın tansiyonu yükseldiğinde koruduğu beden dili ve rakip tribünleri gerecek davranışlardan uzak durması dikkat çekiciydi. Otoritesini bağırıp çağırarak göstermeye çalışan bir teknik adam yerine, oyunun içinde kalarak takımına hükmetmeye çalışan bir futbol insanı vardı.

Bu görüntünün arkasında küçümsenmeyecek bir futbol birikimi bulunuyor. Borussia Dortmund’dan Real Madrid’e, Liverpool’dan Werder Bremen’e uzanan futbolculuk kariyeri Nuri Şahin’e Avrupa futbolunun farklı kültürlerini içeriden tanıma imkânı verdi. Daha sonra Borussia Dortmund gibi Avrupa futbolunun önemli merkezlerinden birinde teknik direktörlük sorumluluğunu üstlenmesi de bu birikimin başka bir aşaması oldu.

Ancak onu yalnızca futbol özgeçmişi üzerinden okumak eksik kalır. Yabancı dil bilgisi, farklı kültürlerle kurduğu ilişki, iletişim kabiliyeti ve kendisini geliştirmeye açık yapısı düşünüldüğünde Türkiye’nin kolay yetiştiremediği bir teknik adam profiliyle karşı karşıyayız.

Bana göre gecenin en önemli tarafı ise maç bittikten sonra ortaya çıktı.

Başakşehir 2-1 kaybetmişti. Bizim futbol iklimimizde böyle gecelerin ezberi bellidir. Hakem konuşulur, tartışmalı pozisyonlar öne çıkarılır, mağlubiyetin sorumluluğu mümkün olduğunca başka adreslere dağıtılır.

Nuri Şahin bunu yapmadı.

Trabzonspor’un daha iyi oynadığını, kendi takımının yapamadıklarını rakibinin yaptığını söyledi ve “Hak edilmiş bir mağlubiyet aldık” diyerek Trabzonspor’un galibiyetine gölge düşürmedi. Kendi takımının daha cesur oynaması gerektiğini ifade ederken sorumluluğu hakeme, zemine ya da başka bir bahaneye taşımadı.

Bir teknik adamın yenilgiden sonra rakibinin hakkını teslim etmesi aslında futbol kültürünün en temel davranışlarından biridir. Bizde böylesine dikkat çekmesinin sebebi, ne yazık ki bu tavrın sıradanlığını çoktan kaybetmiş olmasıdır.

Tam da burada mesele Nuri Şahin’in ötesine geçiyor.

Çünkü Süper Lig daha yolun başında olmasına rağmen hakem tartışmaları şimdiden futbolun önüne geçmiş durumda. Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan’ın henüz ikinci haftada hakem yönetimine açık biçimde tepki göstermesi de yaşananların birkaç pozisyon üzerinden okunamayacağını gösteriyor.

Trabzonspor-Başakşehir karşılaşmasında VAR koltuğunda Macar hakem Tamas Bognar’ın bulunması da yabancı hakem tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Yabancı hakem konusunda kamuoyuna verilen mesajlarla uygulamalar arasında oluşan her soru işareti, zaten kırılgan olan güven duygusunu biraz daha aşındırıyor.

Buna art niyet dersiniz, yönetim zaafı dersiniz, vurdumduymazlık dersiniz. Adını nasıl koyarsanız koyun ortaya çıkan sonuç aynı: Türk futbolunun en kıymetli sermayesi olan adalet duygusu daha sezonun başında tartışılıyor.

Üstelik konu yalnız Trabzonspor’un meselesi olarak da görülemez. Henüz ikinci haftada farklı kulüplerden hakem yönetimlerine yönelik ciddi itirazların yükselmesi, sistemin başlangıçta alarm verdiğini gösteriyor. Bir lig daha yolun başındayken futbolcuları, taktikleri ve oynanan futbolu konuşmak yerine hakemleri konuşuyorsa ortada yalnızca hakem problemi değil, ciddi bir güven problemi vardır.

Federasyonun asli sorumluluğu da tam burada başlıyor.

Maçlardan sonra yükselen itirazları açıklamalarla savuşturmak yerine, o itirazların doğmasına mümkün olduğunca az alan bırakacak şeffaf, tutarlı ve güvenilir bir düzen kurmak gerekiyor. Çünkü futbol yalnızca kurallarla yönetilmez, güvenle ayakta kalır. O güven kaybolduğunda en doğru karar dahi şüpheyle karşılanır.

İşte Nuri Şahin’in maç sonundaki birkaç cümlesini bu nedenle önemsiyorum.

Bir teknik adam kaybettiği maçın ardından gerçeğin karşısında durabiliyor, rakibinin hakkını teslim ediyor ve kendi sorumluluğunu açıkça kabul edebiliyorsa aynı cesareti Türk futbolunu yönetenlerden beklemek de hakkımızdır.

Yanlış varsa kabul edin. Çelişki varsa açıklayın. Sistemde problem varsa düzeltin. Kamuoyunun zihninde soru işaretleri oluşmuşsa sessizliğin arkasına saklanmak yerine çıkıp cevap verin.

Nuri Şahin gibi cesur olun.

Fakat mesele yalnız federasyonla da sınırlı değil. Kulüplerin, yöneticilerin, medyanın ve futbol kamuoyunun da kendisine sorması gereken başka bir soru var:

Türk futbolu Nuri Şahin gibi teknik adamları taşıyabilecek mi?

Çünkü bizim futbol düzenimiz sakinliği zaman zaman güçsüzlük, nezaketi yumuşaklık, sabrı başarısızlık olarak okuyabiliyor. Birkaç kötü sonuçtan sonra yılların birikimini yok sayıyor, teknik adamları geliştirmek yerine tüketiyor. Sonra Avrupa ile aramızdaki mesafenin neden açıldığını, neden kalıcı bir futbol kültürü oluşturamadığımızı tartışıyoruz.

Oysa büyük futbol ülkeleri yalnızca futbolcu yetiştirmez. Teknik adam yetiştirir, futbol aklı üretir, bilgiye yatırım yapar ve yetiştirdiği insanlara gelişebilecekleri zamanı tanır. Milyonlarca avroluk transferlerle kadro kurulabilir, futbol ekonomisi büyütülebilir ama futbol kültürü satın alınamaz.

Nuri Şahin elbette hata yapacak, maç kaybedecek, yanlış tercihlerde bulunacak. Çok başarılı da olabilir, beklentilerin altında da kalabilir. Futbolun tabiatında bunların hepsi var. Bugün görülmesi gereken ise dünyayı tanıyan, farklı futbol kültürlerinin içinde yetişmiş, öğrenmeye açık ve yenildiğinde dahi futbolun vakarını koruyabilen bir teknik adam potansiyelinin varlığıdır.

Böyle insanları tüketmek kolay. Asıl maharet, onların birikiminden yararlanabilecek futbol iklimini kurabilmek.

Belki de Türk futbolunun temel problemi yetenek bulamamak değil, sahip olduğu değeri zamanında tanıyamamak ve ona yaşama alanı açamamaktır.

Nuri Şahin’in yolu nereye çıkar, bunu zaman gösterecek.

Fakat daha büyük sorunun cevabını Nuri Şahin değil, hep birlikte Türk futbolu verecek:

Nuri Şahin’i taşıyabilecek miyiz?

Ve daha sezonun ikinci haftasında futbolun kendisini bırakıp adaletini tartışıyorsak, bu sorunun cevabını ararken önce futbol düzenimizin aynaya bakması gerekiyor.

Yolun açık olsun Nuri Şahin.

NURİ ŞAHİN’İN CESARETİNİ TFF’DEN DE BEKLİYORUZ!

Şunu açıkça ortaya koymak lazım Türk futbolunda açık be net bir şekilde bir güven problemi vardır.

Federasyonun asli sorumluluğu maçlardan sonra yükselen itirazları açıklamalarla savuşturmak değil, o itirazların doğmasına mümkün olduğunca az alan bırakacak şeffaf, tutarlı ve güvenilir bir hakem düzeni kurmaktır. Çünkü futbol yalnızca kurallarla yönetilmez. Güvenle ayakta kalır. O güven bir kez kaybolduğunda en doğru karar bile şüpheyle karşılanmaya başlar.

Nuri Şahin mağlubiyetin ardından kendisine sığınacak bir mazeret aramadı. Rakibinin hakkını teslim etti, kendi eksiklerini kabul etti ve sorumluluğu üstlendi.

Şimdi benzer bir cesareti TFF’den beklemek hakkımız.