UNVANLAR SİLİNDİ HAMDİ!..
Birgün ziyaretlerine karargahtan arkadaşı topografya mühendis yüzbaşı Alaybey gelir.
Gazete ve televizyonlara mesafeli bir yaşamı tercih eden Hamdi astsubay, gelen misafirinden olan bitenleri öğrenmek ister. Misafiri muvazzaf olduğu halde elbisesinde rutbesinin olmadığını görünce ‘Neden rütbelerini çıkarttın’ diye sorar. Alaybey, ‘Ne rütbe çıkartması rütbeler kaldırıldı, haberin yok mu?’ diye cevaplar. Astsubay ‘Sivil bakanlıklara bağlı askerlerin rütbeli dolaşması doğru değildi, iyi oldu’ der. ‘Ne sivil bakanlığı senin de rütbeni kaldırdılar, bundan böyle kimsede rütbe olmayacak diye kanun çıktı’ deyince üstünden aşağıya soğuk terler boşanır Hamdi'nin.
O gece uyuyamaz. Aysun hanım. ‘İşin aslını öğrenmeden kendini perişan etme’ diye tembihler.
Ertesi gün şehre yollanan Hamdi soluğu binbaşi Caviti'in yanında alır. ‘Binbaşım’ diye söze başladığında azarı işitir. ‘Rütbe yok, rütbe yok’ cevabı işin ciddi olduğunu hissettirir ona.
Yolda öteden beri tanıdığı hoca Ahmet'e rastlar. ‘Hocam’ diye söze başlar. Ahmet, ‘Unvan yok, unvan yok’ diye sözü ağzına tıkar.
Gideceği birçok yer olmasına rağmen hiçbirine uğramadan döner evine. İsmini kaybetmiş bir adsız gibi mutsuzdur. Karısı durumun vahametini anlar, ne yaptıysa kocasını geri getiremez.
Hamdi, ‘Çiftlik uşağım artık beni ismimle çağıracak’ diye büyük bir korku yaşar.
Bir zaman sonra neşesini bulur. Bakanlığa dilekçe yazacağım, altına da emekli astsubay Hamdi yazacağım. İnadına yazacağım.
Bakalım ne olacak?
Yazar, kanuna muhalefetten mahkemelere düşer. Eskiden diline pelesenk olan, albayım, yüzbaşım, hakim bey gibi bütün sıfatlar artık yok denip okkalı bir para cezası yer.
Aslında hayatı eşitlerken insanı düzlediler. Hanımına bile hanım diyemeyecek olmanın ıstırabıyla yaşamı sürdü.
Bir akıllı iktidar gelinceye dek dümdüz olan şeyler.
İktidar değişti, kimliği de adı da unvanı da geri geldi.
Nefes aldı Hamdi asteğmen. Unvan deyip geçmeyin, kafayı yemeyin.