VAH TRABZON'UM VAH!
Ne yazık ki..
Trabzon bu konularda hassasiyetini kaybettiği için bir kere değil bin kere uyarıda fayda var!..
Çünkü her geçen gün yatırımları, yapılması beklenen projeleri, elindeki önemli kurumları kaybeden ve umutları kuşa çevrilen bir Trabzon gerçeğini yaşıyoruz..
Kim ne derse desin Trabzon için geleceğe sağlıklı bir şekilde bakmak zor..
Çünkü Trabzon’un hakkını hukukunu kim koruyacak şeklindeki sorular cevapsız kalıyor.
Ortada iktidar adına sahip çıkacak kimse yok!
Bakanlığı elinden gitmiş, milletvekilleri var mı yok mu belli olmayan, teşkilatları seçim derdine düşmüş, sivil toplum örgütleri ortak akıl üretmeyi unutmuş, şehrin dinamik yapısı elastiki bir yapıya dönüşmüş bir kent artık Trabzon. Hal böyle iken bütün yük Büyükşehir Belediyesi’nin getireceği, takip edeceği, seçim öncesi verdiği sözleri yerine getirmek için verdiği mücadeleye kalmış..
Defalarca yazdık..
İstihdama yönelik icraat sıfır!..
Bu şehir 'Yapıldı, yapılacak' vaatlerine karşın yıllarca lojistik merkez diye bağırdı..
Ne oldu?
Rize Derepazarı kaptı!..
Çamburnu Tersanesi hayali ile yıllar geçti..
Ne oldu?
Elde var sıfır!..
Şimdi de yatırım adası masalı ile günler geçiyor..
Ne oluyor!..
Kıpırdayan kimse yok..
Uluslararası havalimanı için ikinci pist dendi..
Ne oldu?
Ses yok..
Aksine şehrin sağındaki Giresun-Ordu'ya, şehrin doğusundaki Rize'ye uluslararası havalimanı yapılıyor..
Trabzon Havalimanı kadük oluyor!..
Yani bırakın uluslararası kimliğini sadece şehrin merkezinin yolcularına hizmet verebilecek bir havalimanı olmaya terk ediliyor. Of yolcusu bile kısa bir zaman sonra Rize havaalanı yakın diye oraya inebilecek.
Kimin umrunda..
Hiçkimsenin..
Hala ikinci pist masalı ile günler geçiyor..
Kaç kez yazdık..
Gümrük Bölge Başmüdürlüğü’nün sadece adı sözde bölge olarak kaldı..
İcraatı geçiniz..
Artvin ve Rize'yi Trabzon'dan koparıp Artvin'de müdürlük açıldı..
Kimseden yine ses çıkmadı..
İhracatçıların önünü açacak bir Birleştirilmiş Gümrük Hattı projesini bu şehir, bakanlığı ikna edip alamadı. İhracatçılar Samsun Limanı’ndan işleri görmeye terk edildi!
Yine kimseden ses çıkmıyor..
İşte bölge illerine hizmet veren Bölge İdari Mahkemesi bile Samsun'a kayabilir noktada!.
Yani Trabzon'un bölgenin merkez şehri olma özelliği gitti kardeşim, gitti!.
Alın Trabzonspor'u şehirden ne kalır diye sorun..
Kimsenin umrunda değil!..
'Uyuma Trabzon' diyor sevgili Murat ama..
Bu şehir adeta afyon yutmuş!.
Yazacak çok ama çok şey var!
Ama kime anlatacaksın ki!..
Alan razı, satan razı misali herkes keyfinde!..
'Trabzon bana neci' olmuş!
Bu şehirde sadece koltuklar şahane..
Ama bu koltukların hakkını vermek yine bana ne!..
Yazık çok yazık!..
Vah Trabzon'um vah!..
Türkiye kimlere kucak açmadı ki!..
İşte Esad zulmünden ülkemize sığınan, Türkiye'nin birçok iline, yöresine dağılan Suriyeliler..
Türkiye onlara;
Ekmek de veriyor..
İş de veriyor..
Sağlık hizmeti de..
Yani bu topraklarda hiçbir eksikleri yok!..
Kalmak istiyorlarsa 'Eyvallah' deniyor..
Önceki gün bültenlere bir haber düşüyor..
Çin zulmünden Tayland’a kaçan 300 Uygur Türkü, Türkiye tarafından kabul edilmezse Çin’de kurşuna dizilecek!.
İngiliz televizyonu Channel bile öz yurtlarında insanca yaşamaları çok görülen Uygur Türklerinin trajedisini haberleştirirken bizden ses yok..
Toprakları elinden alınan, dini baskılara maruz kalan Uygurlar, şimdi kurtuluş için çareyi Türkiye’de arıyor.
Kanalın haberine göre, 300 Türk’ün umuda yolculuğu Çin işgali altındaki Doğu Türkistan’dan kaçışla başladı.
Grup, insan kaçakçılarının yardımıyla Tayland’a geçti.
Sığınmacıların çoğu kadın ve çocuktu.
Ölümden kaçmaya çalışan Uygur Türkleri Malezya’ya ulaşmaya çalışıyordu. Oradan bir yolunu bulup Türkiye’ye geleceklerdi.
Tayland polisi onları 9 ay önce ormanda aç ve susuz halde buldu. Eğer Çin vatandaşı oldukları anlaşılırsa Tayland, 300 Türk’ü Çin’e geri gönderecek.
Bu da ölüm demek.
Tek istedikleri Türkiye’de yaşamak.
Çünkü artık Doğu Türkistan’da şansları kalmadı..
Çin zulmünden kaçıp Tayland’a sığınan ve Türkiye’nin kendilerini kabul etmesini bekleyen Uygurların hikayesi ister istemez akla 1945 yılında yaşanan Boraltan Köprüsü hadisesini getirdi.
1945 yılında Stalin zulmünden kaçan 146 Azeri Türkü Türkiye’ye sığınmıştı.
Boraltan komutanı durumu Ankara’ya iletmiş ve “Azerileri teslim edin” cevabını almıştı.
Bunun üzerine komutan Azerileri Rus askerlere teslim etmiş ve ardından 146 Azeri Boraltan Köprüsü’nde şehit edilmişti.
Şimdi Tayland’a sığınıp Türkiye’den umut bekleyen Uygur Türklerinin de en büyük korkusu, Çin’e teslim edilmeleri halinde kurşuna dizilmek.
Bu soydaşlarımıza sahip çıkmak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin görevi değil mi diye ayağa kalkıp sormak gerekiyor..
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Suriye'den kaçıp mültecilere sahip çıktığı kadar Uygur Türklerine de kucak açmalı, ölüme terk etmemeli..
Yoksa sorarlar; 'Bunlar Türk diye mi?' bu kör bakış..