VAR MI BÖYLE BİR ÜLKE!


Ve döndürmeye de devam ediyor!.
Demokratikleşme için ortaya konulan yol haritası ile başlayan Gezi Parkı olayları ile süren süreç 17 Aralık sonrası of anam anam!
Her gün yeni bir kriz, yeni bir tartışma..
Her sabaha krizle uyanan bir ülke!..
Tut tutabilirsen!..
Dolar, Euro aldı başını gitti!..
Gizli iflaslar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı..
Zamlar vatandaşı öyle bir vurdu ki sesi dahi çıkacak hali kalmadı..
Her şey bir anda tersyüz!.
Düşmanın yapamadığını kendi kendine yapan bir ülke varsa oda Türkiye'dir..
Dünyanın gelişmiş hiç bir ülkesinde yaşanmamış bir polis, yargı, iktidar krizi!.
Devletin olmazsa olmaz kurumları arasında güven ortamı sıfır noktasında!..
Ülkeyi yöneten Başbakan dahi ülkenin olmazsa olmaz devlet kurumlarını şikayet eder noktada..
Herkes savruluyor bir tarafa.. ?
Açı ama gerçek bu!
Bu noktada dün Habertürk Gazetesi’nde Serdar Turgut'un ilginç, ilginç olduğu kadar da dikkat çeken 'Keşke Türkiye'de doğmamış olsaydım' başlıklı bir yazısı vardı.
İçimizi acıtsada acı ama gerçek dedirten cinsten..
Turgut'un yazısından bazı önemli kesitleri almak gerekirdi..
Bakın ne diyor..
***
Hepimiz yıllardır uğraşıp çalışıp didinerek modern global dünyada saygı ve sevgiyle yaklaşılan bir ülkede en azından yaşlılıklarımızı huzur içinde geçirme hayaliyle yaşamıştık.
Özlemle baktığımız, kendimize de yakıştırdığımız toplumlar ve yaşam biçimleri tabii ki vardı. Ama eskiden söyleselerdi "Katiyen olmaz, Türkiye'ye bu yakışmaz" diyeceğimiz bazı toplum özlemleri, bize yabancı hayat tarzı özlemlerinin bugün olduğu gibi bu şekilde hâkim, baskın olabileceğini hiç düşünmemiştik.
Bize bir cumhuriyet bırakmış olan Atatürk'ün ideallerine bağımlı kalınsa, bizlerin özlediği hayat olabilecekti, derken bir de baktık ki bu ilkelerden hızla uzaklaşıldı ve bize tamamen yabancı olan hatta bizim gibi insanlara düşman da olabilen bir düzen oluşmaya başladı.
Üstelik bu düzen zorla da kurulmuyor. Çoğunluk olan bitenden çok memnun gibi... Onlar hayatlarından memnun, bizler gelecekten umut kesmeye başlamışken, gözlerimizin önünde bilgimize, birikimimize, modern toplum anlayışımıza tamamen yabancı, hayallerimizi, düzgün ve sakin yaşama umutlarımızı tamamen öldüren bir toplum oluşuyor.
Bu toplumda vasatlık hâkim, kalite sürekli aşağıya çekiliyor, düzenin organik düşünürleri müptezelleşmiş durumda, toplumdaki tüm ilişkiler, tüm diyalog yolları ilkesel ve ahlaki bir çürüme içindeler, pespayelik tüm toplumu sarıyor, üstelik böyle bir toplumla "Dünyaya örnek olacağız" denilenerek bizimle sürekli alay da ediliyor.
Böylesi bir toplumda, normal durumlarda ülkenin global dünyadaki omurga kemiğini oluşturabilecek ve ülkemizi dimdik ayakta tutacak bizler gibi insanlara ihtiyaç yok.
Hatta bizlerin varlığı onlara rahatsızlık da veriyor, çünkü bizlere baktıklarında kendilerinin ne olamadığını ve hiç de olamayacaklarını görüyorlar.
Ve bizlerin bu gidişatı durduracak gücü yok. "Makul olun, diyalog açalım ve ortak yaşam biçimlerimizi 21'inci yüzyıla yakışan bir şekilde kuralım" çağrılarımızı dinleyen yok. Galiba bizlerle isteseler de konuşamayacaklarını, bilgi birikimlerinin buna yetmeyeceğini görüyor olmalılar. Bizim modern global dünyanın içinde rahatlıkla yer alabilecek bir ülke arayışımız ile kendilerinin moderniteden tamamen uzak toplum arayışları arasında konuşacak ortak zemin olamayacağını düşünüyor olmalılar.
Bu nedenle kendi başlarına bizleri dışlayarak yürüyecekler. Ve kuracakları toplum biçimi global dünyada katiyen dik duramayacak, çünkü bu dünyada 21'inci yüzyılda bir ülkenin omurgasını oluşturacak bizler gibi insanlar o toplumun temelinde olamayacağız. Bizler olmak istesek dahi onlar bizi katiyen istemiyorlar.
Başlıktaki (Keşke Türkiye'de doğmamış olsaydım) ruh halini seslendirenlerin hepsinin farklı bir alternatif yaşam hayali var.
Ben kendim için diyorum ki bu haldeki bir toplumda yaşar olmak yerine keşke Floransa'da veya Danimarka'nın bir köyünde doğmuş olsaydım.
"Bugün en azından huzurlu ve arkasında duran toplumdan emin olarak yaşıyor olurdum; hiç olmazsa yaşlılık yıllarımda huzurlu olurdum" diyorum.
Bugün ise ne kadar gelecek kalmışsa işte ondan hiç emin değilim.
"Çok güzel olabilecek her türlü potansiyele sahip olan bir ülke neden bu hale getirildi, neden insanı kendi ülkesinden utanacak hale getirdiler?" diye soruyorum.
Buna bazı cevaplarım gayet tabii ki var, ama hiçbirisi makul değil.
Çünkü bu toplumda yaşadıklarımıza makul bir açıklama getirmek, bu toplumu oluşturmak için şehvetle çalışanlar açısından bile kolay değil.
Belki çoğunluk kendisine yakışan toplumu yaratmakta olabilir; bu da bir olasılık, ama bu da benim içimi rahatlatmaya yetmiyor tabii ki.
***
Serdar Turgut yazısında özetle böyle diyor!..
Katılmamak mümkün değil..
Çünkü içine düştüğümüz, düşürüldüğümüz duruma baktığımız zaman, toplumsal yozlaşma kültürünün adeta moda haline gelmeye başladığını görünce kara kara düşünmemek mümkün mü?
Şöyle tabloya bakın!..
Ne huzur var ne dirlik!..
Siyaset Allah’a ömür gibi!..
Olmazsa olmaz devlet kurumlarının çivisi çıkmış durumda.
Yargı hedef tahtasından inmiyor..
Polis teşkilatının savrulmaktan başı dönüyor..
Devletin yüksek menfaatleri için yola çıktığı söylenen TIR’ların önü kesiliyor, arama yapılıyor ülkeyi yöneten irade 'Bunların önünü nasıl kesersiniz?' diye muhalefet gibi hesap soruyor!
Neden, niçin soruları bilinmez noktada cevap arıyor..
Korkunç iddialar havada uçuşuyor!
Bu arada dolar, euro fırtına gibi yükseliyor..
Zamlar vatandaşın tepesine tepesine iniyor..
Başı dönen milletin sesi dahi çıkmıyor!
Bu arada sağır sultanın bile duyduğu, bütün kurum ve kuruluşların şike dediği hadiseye kayıtsız kalınarak eyvallah denilmeye devam ediliyor.
Böyle bir Türkiye'ye üzülmemek mümkün mü?
Öyle bir hal ki İmralı'dan ortaya saçılmaya başlayan posterlerin adı bile olmuyor!
Yazık..
Bu güzel vatan tarihte olmayan olayları yaşarken, bunları hiç hak etmiyor!
Türkiye'de Türk milletinin bir ferdi olarak dünyaya gelmekten, Cumhuriyet’in bir çocuğu olmaktan her zaman gurur duyan, önce bir insan sonra bir gazeteci olarak söylenmesi gereken bir gerçek var:
O gerçek de;
‘Devletin çivisi tam çıkmadan herkes ama herkes şapkasını önüne koymalı. Nereye gidiyoruz?’ sorusuna cevap bulmalı.
Biraz sulh..
Biraz aklıselim..
Her vatandaşın, her siyaset adamının, her hukuk adamının, her güvenlik gücü mensubunun, her sivil toplum örgütü mensubunun mutlaka bir siyasi tercihi olacaktır.
Bu demokrasinin gereğidir!..
Ama hiç biri bu güzel vatana, bu güzel bayrağa, bu güzel millete, Misak-ı Milli sınırlarımıza sadakat ile bağlı kalmaktan öte asla ve asla olamaz..
Aksi halde avuçlarını ovuşturan içimizdeki bölücüler de dahil, ABD'si, İsrail'i, İngiliz'i hiç merak etmeyin en kısa zamanda emellerine ulaşırlar!
Nedir bu emel!.
Kusura bakmayın 'Lafın tamamı kime denir' misali!