“Yapay Zekâ” ile Yanılsama

Son aylarda “Yapay Zekâ” nın gücüne ilişkin yazı ve görseller yaygınlaştı. Zamandan en hızlı biçimde yararlanarak insan yaşamını kolaylaştıran yanıyla, teknik anlamda hizmet yönüyle öne çıkan, sıkça kendisine başvurulan bir kullanım. İnsan beyninin üretkenliğinin, birikiminin ortaya çıkardığı teknolojiye sunduğu bir bilim denilebilir. İnsan zekasının kimi yönlerini öykünerek/taklit ederek, yapay formülasyonlar/algoritmalar oluşturabilen bir bilim mi demeli yoksa?

Aslında “insan gibi düşünen sistemler” diye 1956 yılında John Mc Carhy tarafından ortaya atılan “zeki makineler ve bilgisayar programları geliştirme bilimi”, Yapay Zekanın tanımı sayılabilir. İnsan zekasına özgü en yüksek fonksiyonları ve davranışları sergileyip yansıtan bir işletim sistemi. Anlaşılan öğrenme, algılama, düşünme, sorun çözme, işletim kurup karar verme yeteneklerine sahip. İnsandan aldığını insana satan, bir bakıma.

Konunun teknik alanını, etkisi ve gücünü tartışamam; yeterli bilgi ve birikimim yok. Beni daha çok gereksinim duyduğumuz insana ilişkin duygu ve türevlerinin gölgelenip, kültürel değerlerin yıpratıldığı, dahası yok edilişine yönelik tehlikelerin arttığı bir sıkıntılı süreç ilgilendirmekte. Mekanik-elektronik-robotik bir dünya ve çok yönlü güdülemenin yaygınlaştığı, insanın-canlıların-bütünüyle doğanın hor kullanılıp yok oluşa sürüklendiği bir aymazlık, sömürü mekanizmalarının öncülüğünde kültürel yozlaşmayı ve çürümeyi de dayanılmaz boyutlara vardırdı. Bu koşullarda insan yüreğinin ve beyninin üretkenliği ve yaratım gücü kişilerden öteye ciddi bir toplumsal konu olarak görülmeli diye düşünüyorum. Bu yöndeki tartışma ve irdelemeleri daha anlamlı buluyorum; insan yüreğinin/duygularının yansıması, daha doğrusu yansıyamaz oluşu…

İşin merkezinde her zaman insan vardır, beyni ve yüreğiyle. Yapay zekaya hangi verileri ya da komutları verdiğinize, ayrıca yine insanlığın bilimsel birikiminin ve kültürünün ürünleri/kalıtı doğrultusundaki bulgulara göre yol alıp sonuçlandırdığı gerçeği göz ardı edilmemeli. Bu nedenle yapay zekâ bir özne değil, araç ya da etkilenici/nesnedir. İnsan sezgisinin, duygusunun, deneyiminin yerini alamaz.

Yapay Zekâ, insanlık birikiminden bağımsız yaratıcı düşünebilir mi örneğin?

Bir plan yapıp, kavram geliştirip strateji oluşturabilir mi?

Empati, saygı-sevgi-aşk gibi duyguları duyumsayabilir ve bundan hareketle duygu etkileşiminde bulunabilir mi?

Örneğin, yürek yangını nı nasıl yaşar/yansıtır? Bir çocuğun gözyaşlarının duygusal yoğunluğunu/derinliğini nasıl anlayabilir?

Âşık olabilir mi, çocuk sevebilir mi, özne olarak?

Gülmenin hazzını, kahkahanın keyfini, sevincin bin bir versiyonunu hele bir yaşasın/yaşatsın ya da ağlamanın hüznünü, görelim!

Büsbütün zararlı olduğunu söylemiyorum. Örneğin güzel sanatlara, ilişkin görsel, işitsel, biçimsel katkısı, zamanı en uygun ve ekonomik kullanması insanoğlu için kuşkusuz çok önemli. İnsan yaşamına elektrikli ve elektronik aletlerden sonra robotların girmesi şimdi de yapay zekâ ile zamanla daha iyi yarışılabilir olunacağı gerçeği yadsınamaz. Günümüzde yaşamı kolaylaştırıp, insan emeğine katkı sunan ve insana daha geniş bir zaman dilimi bırakıp her tür sosyal etkinlik şansı yaratarak, kültürel-sanatsal-yazınsal alanın genişlemesine yol açması büyük bir olumluluktur -Elbette yararlanmasını bilene-.

Çağlar boyu “sistemler” insanın üretim ve yaratım gücünü en iyi biçimde kullanarak varlıklarını/yaşamlarını uzatmışlar ya da uzatmaya çalışmışlardır. Bu süreçte insanlığa yine insanlar ve doğa tarafından sunulan olanaklar ve buluşlar, sistem temsilcileri ve egemenlerince öznel amaçlar/çıkarlar için kullanılmış, çelişkiler giderek keskinleşmiştir. Aynı zamanda bir paradoks/çelişki olarak görülse de el-kol üretimiyle birlikte insanın beyinsel üretimi/yaratıcılığı bir yandan gelişirken egemen sistemlerin sonunu da getirebilir -tarihte örneği bol-; devrimlerle yeni yaşam biçimlerine, daha insanca yaşamaya yönelik adımları da beraberinde atabilir, atmıştır da. Tarih bu uzun süreçte inişli-çıkışlı da olsa birçok örneği ile devrimleri yaşamış, insanlığa sunmuştur.

Yapılan yenilikler/devrimler sadece teknik/teknolojik/ekonomik olmayıp kültürel/sanatsal boyutlarıyla da yeni bir yaşama yelken açmayı öngörmekteydi. Teknik gelişim tek başına insanı “mutlu” etmeye yetmez. Bu yanıyla bakıp karar alma süreçlerinin çok yönlü/boyutlu bir etkileşimle oluştuğu dikkate alınırsa yapay zekanın duygu ve türevlerine ilişkin öncelikleri ve etkenleri dikkate alamayacağı, böyle bir “insansı” niteliğe sahip olmadığı/olamayacağı görülecektir. Sanatın, ortaya çıkarılan yaratının dışında, bir duygunun, yaşanmışlığın, tanıklığın, çoğu zaman sorgulayıcı düşüncelerin de izleyiciye, okuyucuya aktarılması; onlarla paylaşılması ve etkileşimsel bir ilişki kurulmasını amaçladığı unutulmaması gereken bir ayrıntıdır. Bu anlamda bir sanat ediminin/yapıtının kendine haslığı, yapıtın özgünlüğünün yanı sıra yinelenemezliğidir. Dolayısıyla yapay zekâ var olandan hareket eder, taklit eder, benzerler üretebilir; “orijinallik” /özgünlük taşıyamaz!

Daha insanca yaşamaktan kasıt, kuşkusuz daha adil, daha eşitlikçi, daha paylaşımcı, daha barışçıl, daha demokratik ve daha “kolay”- “güzel”- “mutlu” bir ortamda yaşama amacıdır. Böylesi bir hülya/ütopya/dünya, teknolojiyi doğru kullanmanın yanında insanı insan yapan yüceliğin değerlerini korumaktan geçtiği unutulmamalı.

Bilgi notu: “Yapay Zekâ” nın yazınsal/edebi ürünlere etkisini bir başka yazıda ele almaya çalışacağım.

-Yarınlar Güzel Olacak-