Yaşama anlam kazandıran insan, kimi zaman aptalca işler yapıyor. Kısacası yaptığı kimi işleri ağzına burnuna bulaştırıyor. Biliyorsunuz, ülkemizin en büyük yardım kuruluşu Osmanlı döneminden gelen Hilal-i Ahmer'in devamı Kızılay olup; uluslarası kabul görmüş bir hayır kurumumuz olarak da hizmetleriyle dikkat çekiyor.
Bir başka, ama aynı amaçlı kurumumuz; adı siyasilerce sık sık değiştirilse de Çocuk Esirgeme Kurumu...
İlkokul sıralarında öğrenciler arasında bu kurumlara yardım kolları kurar, aramızda para toplardık.
Mutlu olurduk yardım etmekle...
Karnelerimizin süsü olurdu bu iki kuruma yardım amacıyla yapıştırılan pullar.
Bunlar, yaşı 60'ı aşmış olanlarımızdan kimilerinin belleklerinde birer anı olarak duruyor.
Şimdilerde hayır yapılacak kurum arandığında bu iki kuruluşun adı hiç anılmıyor nedense.
Yani, unutulmaya terk edildiler.
Nicedir, çeşitli vadilerde çeşit- çeşit yardım cemiyetleri/dernekleri boy attı. Kimileri de başta Kızılay ve Çocuk Esirgeme Kurumu dururken yapacakları yardımı bu yeni derneklere yönlendirince ülkede yardım toplama anlamında çok başlılık aldı başını gitti.
Tabii ki başıboşluk da...
***
Ülkede devletin denetiminde -gerçi ötekiler de öyle ama- tarihi yardım kurumları varken yeniden-yeniden yardım cemiyetleri/dernekleri kurmanın anlamı ne olabilir ki?
Bana kalırsa, yardımların bölünmesinden ve de yardımın yavaş ulaştırılmasından başka ne işe yarar?
Oysa, ulusal anlamda yardım kurumlarımız Kızılay, Yeşilay, Çocuk Esirgeme Kurumu vb. yurttaşlarca sahiplenilse, yardımlar bu kurumların şubelerince toplansa ne sakıncası var?
Yardımda bütünlük sağlanır, bu mu acaba sakınca?
Bunu bilmeyen yok.
Ama, böyle bir zorunluluk varken bütünleşmeyi/birlik olmayı bile yardım yapmada/iyilikte niçin istemiyoruz?
Ama biz söyleyelim: Her işimize bulaştırdığımız siyaset; yardım/iyilik yapma duygularımızı da ayrıştırdı, ne yazık ki...