YAYLALARDA ÖNCELİK ÜRETİM Mİ TATİL Mİ?

Yaylacılar tanıtım grubu olarak 2018 yılı yazında Trabzon’un yaylalarının büyük bir kısmını gezmiştik. Ta ki pandemi süreci başlayana kadar.
Doğa harikası yaylalarımızda halkımızla, muhtarlarla, günübirlik gezi için gelen yerli yabancı ziyaretçilerle, gerçekten yaylacılık yapan insanımızla, yaylaya yaptığı evinde sadece tatil amaçlı oturan tatilcilerle, dağ lokantaları, fırınları, kahvehanecileri ile sohbetlerimiz oldu.
Dağların vazgeçilmez emekçileri çobanlarla da konuştuk.
Ama bulmakta görmekte en çok zorlandığımız kesim çobanlar olmuştu.
Çünkü çok azalmıştılar.
Bütün bu gezi ve muhabbetlerden elde ettiğimiz sonuçları maddeler halinde aşağıya çıkardığımızda herkesin görmek istemediği ama bir gerçek olarak karşımızda duran tablo bize şunu söylüyor: Maalesef yaylacılık bitmek üzere.


Gözlemlerimiz:
1-Tüm yaylalara ulaşım eskiye oranla daha rahat.
2-Yaylada yaylacıdan çok tatilci var.
3-Yaylaların dokusu bozulmuş, imar kirliliği önlenemez boyutta.
4-Otlaklar azalmış. Binalar çoğalmış. Zifin çiçekleri bile otlak alanı için bazı yerlerde sökülmeye başlanmış.
5-İmar Barışı bu çarpık yapılaşmayı yasal hale getirmiş, bir hak oluşmuş gibi yorumlanıyor.
6-Süt ve süt ürünleri üretimi zenginliğini bünyesinde barındıran yaylalarımızda hem üretim hem de ürün çeşitliliği bitme noktasında.
6-Hayvancılık çok azalmış. Yaylada tezek ve kemre bile görmek nerdeyse imkânsız hale gelmiş. Üreten yok. Dolayısıyla üretim yok.
7-Birkaç çobanı önünde sürüsüyle gördüğümüzde sevinecek gibi oluyorsun. Sohbet ilerleyince o çobanın da bu mesleği daha fazla sürdüremeyeceğini anlıyorsun.
8-Yaylada yağ 50 TL, bal 80 TL, peynir yok, et yeterince yok.
Yayla kasap ve et yeme yerlerinde etiniz yerli mi en fazla sorulan soru.
9-Eski nesil biterse kimse üretim maksatlı yaylaya çıkmayacak. Maalesef bu nesil bitmek üzere.
Ve yaylalar bir üretim merkezi olmaktan çok bir kaç haftalığına keyif yerlerine dönüşecek.
Et te süt te peynir de marketten yaylaya taşınacak.


Ne yapmalıyız?
A-Üretimi teşvik.
B-Yerinde istihdam.
Yaylada üretim yapan insanlara tıpkı İŞKUR işçiliği gibi maaş vermek gerek. Yoksa bunun adı yerinde istihdam olmalı. Üretsin karşılığını alsın. Bu insanları orada tutamazsak belediyelerde kamu kurumlarında bir masanın başında 10’ar 20 ser kişi toplayıp maaşa bağlarsak yakında Trabzon’un et ve et ürünlerinin yanı sıra süt ve süt ürünleri üretiminde de sıfır çekeriz. Zaten bugünkü durum çok iç açıcı değil.


Son not:
Yayla üretim merkezidir.
Geleneksel yaylacılık üretim üzerine kurulu bir düzendir.
Gezmek, dinlenmek, keyif almak güzel de ekmeği kim yapacak?
Hayvan nerde otlayacak?
İneği kom sağacak?
Sütü, yoğurdu, peyniri kim yapacak?
İlgili kurumlara önerimdir:
İŞKUR elemanlarını kırsaldan seçin. Yerinde üretimi arttırsın.
Bu önemli bir teşviktir. Ayrıntılarını ilgili kurumlar düzenler.
İnsan doğa üretim üzerine kurulu yaylacılık bitmeden tedbir almak gerek.
Bu yazıyı 2018’de yazmıştık. O günden bugüne ne değişti?
İlgili kurumlar uzman gözüyle bunun gibi raporlar hazırlayıp üretimi teşvik edici çalışmalar yaptı mı?
Pandemi büyük ölçüde sona erdi.
Yaylacılar da sezonu açmak üzere.
İnceleyip yeni raporlar yazarız.
Ama kim okuya, kim üstüne ala.
Bu arada 2018’de tereyağı 50 TL imiş, şimdi kaça?

Fotoğraflar: Bülent Deveci

***

ESKİ MERSİN PLAJI SAĞDUYU KAZANDI

“Eski Mersin Plajı halkın yararlanacağı bir şekilde değerlendirilemez mi?
Maziyi hatırlatan her yer elden çıkartılmak zorunda mı?
Akçaabat Belediyesi bu konuda ne düşünüyor?
Trabzon ve Akçaabat halkı için yeni bir dinlenme alanı oluşturmak belediyelerin görevleri içine girmez mi?” diye sormuştuk geçen haftaki yazımızda.
Ama her zamanki gibi eskiye, vefaya karşı toplumdaki vefasızlık aklımıza geldiğinde Karamanlı Kani’nin, yüzyıllar önce yazdığı dizelerdeki, “kim okur kim dinler vefayı” diye anlattığı şiiri aklımıza gelip yine umutsuzluğa kapılırken, güzel bir haberle vefayı anlayıp okuyup dinleyen yöneticilerin de halen var olduğunu duymak bizi mutlu etti.
İlk önce Akçaabat’ın yaşayan hafızası, eski Milli Eğitim Müdürlerinden ve Akçaabat Kent Konseyi Başkanı Mehmet Salih Köse’nin dile getirdiği eski Mersin Plajı’nın satılmak istenmesi Mersin halkı ve doğaseverler tarafından tepki ile karşılanmıştı.


Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu bölgenin Trabzon için önemini fark ettiklerini ve bu satıştan vazgeçildiğini, eski Mersin Plajı’nın düzenlemelerle halkın hizmetine sunulacağını açıkladı.
Okuyan ve de vefayı dinleyen yöneticilerin olması önemli.
Kadim şehrin her bir parçasına saygı duymak vefa göstermek geçmişi yok etmeden gelişmek adına önemli bir adım Eski Mersin Plajı bölgesinin satışa çıkartılıp betonlaşmadan kurtulması.
Umarım bu kent hassasiyeti devam eder.

***

TURİZM MEVSİMİNDE İSKENDERPAŞA’DA YİNE GÜRÜLTÜ

Kazıldıkça kazıldı.
Otopark yapılacak diye halk bekliyor.
Ama durmak yok kazmaya devam.
Bazen aksilikler olmuyor değil.
Toprak çöküyor.
Yan yol tehlikeye giriyor.
Oradaki binalara oturanlar “acaba” diye endişeleniyor.
Geçen yaz habire gürültü.
Toz toprak!


Ne turist mutlu oldu gürültüden ne de Trabzonlu.
Etrafındaki turistik tesisler de hiç değilse yaz mevsiminde çalışmayın diye sıkıntılarını bildirdiler.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın turizm mevsimindeki inşaat yasağını içeren genelgelerine de rağmen gürültü devam etti gitti.
Bunca çalışmayla otopark bitirilmek üzere olduğunu zannedenler yanıldı.
Halen yerin merkezine doğru kazı devam etmekte.
Bu yaz yine çalışılacak anlaşılan.
Yanında Trabzon’un gözbebeği tarihi İskenderpaşa Camii var.
Ne namaz kılan huşu içinde ibadetini yapabiliyor, ne de bu bölgeyi gezen turist rahat edebiliyor.
Bu otopark bu yıl bitmez.
Öyle görünüyor.
Turizm mevsimi geldi.
Bari gürültü ve kirliliği önleyici tedbir alınsa.
Bir de o yol kenarı çöküntüsünün şakaya gelir tarafı yok.
Bir an evvel çözülmeli bu konu.
Oysa şehrin balkonu olacak güzellikte değil mi bu bölge?

HAFTALIK

Yeni bir şampiyonluk kutlaması olana kadar Trabzon’un tanıtımına yönelik bundan daha görkemli bir organizasyonun olabileceğini zannetmiyorum.
Emeği geçen herkesi kutluyorum.
Havada, karada, denizde Trabzon kendini olanca güzelliği ile tanıtırken yerelden evrensele her tür müzikle bu etkinliğe uluslararası bir ortam kattı.
Hele yabancı futbolcuların kendi ülkelerinin müzikleriyle bayraklarıyla dans etmeleri farklı bir hava estirdi.

***

Bu sefer Almanya bizi kıskanmadı.
Takdir etti.
Şampiyon Trabzonspor’un bayrağını elçilik binasına astı.
Birileri Almanya’ya bu konuda “nota” verirler mi acaba ne oluyor herkes bordo mavi tutkunu olmuş sizde mi diye?
***

Avrupa yaşlılarına kışın ısınmak için ceplerine 500 Euro harçlık koyup Türkiye’ye yollamayı planlıyormuş.
Doğalgaz Rusya tarafından kısıtlanınca soğuktan etkilenen yaşlı nüfus için çare aranmaya başlanmış.
Yaşlı insanlar çok üşür.
Çok üşüyünce çok doğalgaz yakar ısınmak için.
Bu da ekonomiyi olumsuz etkiler.
Mantık bu.
Akdeniz ve Ege sahillerimiz kışın da ılıman iklim olduğu, ceplerindeki eurolarla bedavaya yakın yaşayabilecekleri Türkiye’yi.
Önermeye başlamışlar yaşlılarına.
Gariban Alman yaşlısı en az 3000 Euro emekli maaşı alır.
500 Euro da devletten harçlık.
TL ile Euro’yu çarpın bölün çıkarın bakalım ne çıkıyor.
Eee, bizim emekliler ne olacak?
Sorma, onların tatil neyine.
Belki birkaç gün kalmaya kalkardılar sıcak sahil beldelerinde Almanın yaşlısına Eurolarla kiraya verirken kim bakar gariban Türk emeklisinin yüzüne.