Güneş açıksa, açık diyebilmelisin, / gökyüzü kaplı, bulutlu, yağacak gibiyse gördüğünü söyleyebilmelisin. Hava sislenmişse, boğucu ve yorucu ise çekinmeyeceksin yazmaktan. “Leke bulut yok” diyemiyorsan, “fırtına, kar, sağanak yağış var” deyip anlatamıyorsan, “kıral çıplak” deyip ağzını açamıyorsan, yazmayacaksın.
Yazmak samimi olmaktır, içten, yürekten olmak… Değilsen o kalemi kıracaksın.
Otomobil kaza yapmışsa, uçak düşmüşse, yollar çamurlu, kirli ve iğrençse, bunu söylemeye, yazmaya yüreğin ve cesaretin yoksa, korkuyorsan, soğanı, sarımsağı hesap ediyorsan, “kıral çıplaktır” diyemiyorsan, yazmayacaksın.
Madencilerin yorgun ellerini ayaklarını; parasını ödemeyen -emeğin karşılığını ödememek ahlaksızlıktır- patronları, toprağın yüzlerce metre altında-göçükte kalıp ölen işçilerin çocuklarının çığlıklarını, feryatlarını duyamıyor ve yazamıyorsan, birilerini darıltırım kaygı ve endişesiyle kalemini kullanamıyorsan gazeteciliği bırakacaksın.
Bir zamanlar, “yollar yürümekle aşınmaz” diyen devlet adamları, en azından “hak arayanlara” iş çığırından çıkana kadar polisi, jandarmayı, güvenlik güçlerini saldırtmaz, haklarını sokaklarda, meydanlarda arar ve haykırırlardı. Bugün öğretmenin, işçinin, memurun, çiftçinin, köylünün, emeklinin bakanlık önünde, sokaklarda, meydanlarda demokratik haklarını arayanların, açlık grevi yapanların yollarını TOMA’ larla kesiyor, su sıkıyor, asker, polis saldırılarıyla cop ve biber gazı kullanıyor, gözaltına alarak tutukluyor, her türlü işkenceyi yapıyor, kafa-göz patlatmaları yanında kimi insanlar ölüyorsa; bunu kimi gazeteler yazmıyor, kimi televizyon kanalları görmezden geliyor, haber yapmıyorsa, onlar halkın, hakkın, hukukun ve adaletin yanında değillerdir, zenginin, güçlünün, nüfuzlunun yanındadırlar.
Kimileri, Anayasa Mahkemesi ve İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına karşın, hukuk tanımaz bir anlayışla hala içeride tutuluyorsa ve buna hala kimi gazete ve televizyonlar seslerini çıkarmıyorsa, hala onlar üzerinden haber yapmıyorsa kendilerini feshetsinler. Hala bu konuları yazanlar “devleti yıkmak ve halkı isyana teşvik” suçundan tutuklanıp yargılanıyorsa, asıl “devleti yıkmak ve milleti bölmek isteyenler affedilmek isteniyorsa, CHP’li belediyelere operasyon üzerine operasyon düzenlenip yıldırmaya çalışılıyorsa ve halk uyutuluyorsa, Ana Muhalefet Partisi “yargıyla bölünüp parçalanarak” çıkarlar doğrultusunda siyaset dizayn ediliyorsa ve bunun karşısında bir kısım gazeteler, televizyonlar susuyorsa, onlar halkın dostları değillerdir.
Gazeteci görevini yapıyorsa, halkı haberdar edip birilerini suçüstü yakalıyorsa, yorumlarken aydınlatırken rahatsız olan iktidarca tutuklanıyorsa, sesi kısılıp konuşturulmuyor, susturuluyorsa ve bunu meslektaşları görüp yazmıyorsa, çekiniyorsa, korkuyorsa, en kötüsü, parayla kendini satıyor, efendinin istediği gibi yazıyorsa, efendisi rahatsız olmasın diye ağzını açmıyorsa, bunlar satılık, kiralık kalemlerdir.
Enflasyonun ve fahiş fiyatların baskıladığı ağır yaşam koşulları altında “zengine, güçlüye, nüfuzluya söz geçiremeyen” iktidar, “işçiye, memura, emekliye zam yapmak istemediğinden”, devletin en inanılır ve güvenilir kurumlarından biri olması gereken TÜİK aracılığı ile, rakamlara yalan konuşturularak hazırlanan uyduruk sepetlerle gösterilen düşük enflasyona göre zam yapıldığından kocaman bir mağdurlar ordusu yaratıldı. Ve bunu bir kısım gazeteler yazmıyorsa ve bir kısım televizyonlar dillendirmiyorsa, onlar halkın değil, zenginin, güçlünün, nüfuzlunun ve iktidarın sesidirler.
“Gazeteciyim” diyor, “televizyon muhabiri, kameramanım” diyor, ölen 301 madenciyi çekmiyor, yazmıyor, konuşmuyor; emeğin yanında değil, patronun yanında yer alıyor. Eşleri, çocukları “adalet” diye feryat ediyorlar. Yargıç, savcı uzattıkça uzatıyor davayı. Adalet bir türlü gerçekleştirilmiyor.
Sen yazmazsan doğruyu yanlışı, eksiği gediği, sen yazmazsan yalanı gerçeği, sen yazmazsan iyiyi güzeli, sen yazmazsan vurgunu, soygunu, talanı ve birilerinin keyfi kaçmasın diye susar, konuşturmazsan aklı bilimi, hesabı kitabı, uygarlığı susturursan, insanlığa ihanet edersen, samimi-içten değilsen olamazsın ahlaklı, gazeteci-yazar-bilim insanı…
Sokrat adalet için kavga verip baldıran zehri içtiği için büyük, İmamı Azam kula boyun eğmediği ve zehirli şerbet içtiği için unutulmaz… Buruno, bilimsel gerçekler adına yandığı için anıt insan.
Cemal Kaşıkçı, başında bulunduğu gazetede “ülkesinde uygulanan” dini yapıyı eleştiren yazılar çıkardığı için görevden alındı ve bir süre sonra Türkiye’de, Arabistan elçiliğinde öldürüldü. Kıral, Tanrı’nın yeryüzü temsilcisi, onun adına düşünen ve karar veren insandı. Dini ne denli kişiselleştirilip saltanatı için kullandığını ifşa etmeyi hayatıyla ödedi. / Gazeteci, yazar, sanatçı, bilim adamı aykırı insandır. Aykırı insanlar insanı, toplumları, uygarlıkları değiştirir ve yeniden kurarlar. Doğrunun, gerçeğin, hakkın, halkının ve insanlığın adamıdırlar, güçlünün değil… Siyasetçi ölür, ama onlar yaşar.
Sevgiyle, esenlikle kalınız…
bilbatuhan@hotmail.com