YEĞENİM ERDOĞAN
Şavşat’ın 1700 rakımlı Şalcı Köyü’nde doğmuştu bir geceyarısı 1952 yazında. Ben o zaman on yaşında çocuktum daha.
Yıllar su gibi geçti. Büyüdük, yaşlandık. Ben kendi mesleğimi yaptım. O ise farklı iş kollarında çalıştı. Çoluğunu, çocuğunu kimseye muhtaç etmedi. Ekonomik yönden adam gibi yaşadı. Yoruldu, hastalandı; ama daima dik durdu. Hayatın acımasız çarkları onu yıldıramadı. Dile kolay 40 yıllık bir çalışma hayatı , üstelik de özel teşebbüste...
Biz onunla kimi zaman dayı-yeğen, kimi zaman iyi birer dost, arkadaş ve sırdaş olarak yaşadık ve sürüp gitti bir ömür.
Beraber yedik, içtik. Özellikle tatil beldelerinde, pansiyonlarda beraber olduk yıllarca. Hoş günlerimiz oldu. Hiç küsmedik, kavga etmedik.
Küçükkuyu’daki yazlığıma yirmi yıl boyunca geldi, gitti. Her gelişlerinde onları heyecanla bekledik. Eşim onun çok sevdiği irmik helvasını önceden hazırlar geldiğinde ona ikram etmekten zevk duyardı. O uzun birliktelikler bizi tek yapmıştı. Biz bir aile olmuştuk artık.
Çocuk ruhluydu. Söylenenlere hemen inanırdı. Gerçekliğini araştırmadan küserdi ve ilgisini keserdi. Benimle de öyle oldu ve ne yazık ki gerçekleri öğrenmeden sonsuza uçtu.
Mevlana diyor ki: “Dün dündür cancağızım, geleceğe bakınız.” Biz de geçmişle değil gelecekle ilgileniyoruz. Hakkımızda yalan , dedikodu oluşturanları da kendi vicdanları ile baş başa bırakıyoruz.
Erdoğan yalan söylemezdi. Her söylediği inandığıydı. Ne var ki onun doğruluktan anladığı ile herkesin ki aynı değildi.Yaşamı boyunca dürüstlüğün bir erdemlik olduğuna inanmıştı. Durmadan değişen, yalan ve dedikoduyu üreten insanları kendisi gibi, kendi dürüstlüğü gibi görmek istediği için hemen inanır ve o insanı yargısız infaz ederdi.
Bir arkadaşım bana Erdoğan’ı sormuştu geçen yıl. “Onu hazinenin üzerine oturt, arkana bakma.” diye tanıtmıştım. Evet öldü sevgili yeğenim. Ama kimsenin malında mülkünde hiç gözü olmadı ve kimsenin bir kuruşuna el sürmedi. Bu meziyet çok insanda olmayan olumluluktur bence.
Kuşkucu bir insandı. Bu onun doğruculuğunun bir sonucuydu. Şunu belirtmek isterim ki ondaki kuşkuculuk amaç değil, doğruya varmak için bir araçtı. Çünkü o özel yaşamında, çalışma hayatında hep doğruların insanı olmuştu.
O kendini yanılmaz görürdü. Ne yazık ki o temiz insanı zaman zaman yanılttılar. Onun temiz duygularını kullandılar.. Onlar bilmiyorlar ki güneş balçıkla sıvanmaz. Zaman denilen o sonsuz kavram bir gün gerçekleri önlerine serecek ve yaptıklarından utanacaklardır.
Toplumdaki ve çevresindeki olumsuzluklar onu geriyordu. Gerginlik hastalığını tetikliyordu. Onu ölüme gün be gün yaklaştırıyordu. Sanıyorum ki son zamanlarda karakteri gereği ölüme de meydan okuyormuş. Sağlığına dikkat etmiyormuş. Belli ki dürüstlüğünün, doğruluğunun yükünü fazla taşımak istemiyordu.
Küçükkuyu’nun sakin yerinde yaptırdığı ve çok emek verdiği evinde huzur aradı. Orada, yaşamını mutlu geçirmek istiyordu. Ne yazık ki onun aradığı huzur hiç olmadı ki hiç yoktu ki o da bulsun ve onu yaşasın.
"Sevdiklerim göçüp gidiyorlar birer birer
Ay geçmiyor ki almayayım gamlı bir haber,
Kalbim zaman zaman bu haberlerle burkulur,
Zihnim düşünmeden dağınık, gözlerim dolu."
Yahya Kemal ölüm gerçeğini böyle dile getirmiş dizelerinde. Çünkü ömür bir gün biter bir sonbahar olur.
Sevgili yeğenimin bu dünyada bulamadığın huzura kavuştuğuna inanıyorum. Ruhun şad olsun.