YENİ DÜNYA DÜZENİ VE TÜRKİYE

Emperyalist batı süregelen hegemonyasını önümüzdeki yüzyılda da devam ettirebilmek için kartları yeniden dağıtıp bütün dünyada kendi kontrolünde yeni bir oyun kurmak istiyor. Kurulmak istenen yeni oyunun bölgemizi kapsayan kısmının adı BOP. Ortadoğu üzerinde BOP denilen bir proje uygulanıyorsa bölgenin en güçlü ülkesi olan Türkiye’nin bu projeye dahil edilmemesi elbette pek mümkün değil. Peki Türkiye gibi güçlü bir ülke bu yıkım projesine nasıl ve ne şekilde dahil edilecek? Bu sorunun cevabını bulmak için öncelikle BOP’un teorisyenlerinin söylemlerine ve eylemlerine bakmak gerekiyor. Bu planın ana taslağını oluşturan “medeniyetler çatışması teorisine” uygun olarak oluşturulan paradigmanın en önemli kısımlarına kısaca bakalım. Öncelikle Çin çevrelenecek ve özellikle enerji kaynaklarına ulaşımı engellenecek. Böylece Çin küresel anlamda büyük bir ekonomik ve askeri güç olamayacak, ucuz iş gücü olmaya devam edecek. Bu kapsamda Tayvan meselesinin ABD tarafından kaşınması, Afganistan’ın hem Çin hem de Rusya’nın baş ağrısı haline getirilmesi, pasifik ülkelerinin Çin’e tavır almaya zorlanması gibi hamlelerin sırasıyla yapılmakta olduğunu görüyoruz. Bir önceki yüzyılın süper gücü Rusya’ya ise yeni kurulan paradigmada önemli bir yer verilmemiş. Rusya kanatları kırılmış bir halde kendi varoluş mücadelesine düşürülerek kabuğuna çekilmesi isteniyor. Rusya bu fiili durumu kabul etmeyeceğini Ukrayna’ya müdahale ederek gösterdi ama nefesi yetecek mi bilinmiyor. Dünyanın her bölgesinde strateji üreten batı emperyalizmi yeni paradigma kapsamında İslam coğrafyasında ve özellikle Türkiye üzerinde de elbette planlar yapıyor. Yapılan planları anlayabilmek için projenin teorisyenlerinin ve paradigmayı kuranların söylemlerine bakmak yeterli. Amerika’nın özellikle dış politikasına yön veren CFR ve CIA’nın önemli bir elemanı olan Graham Fuller Türkiye’nin önümüzdeki yüzyılda kendi iyiliği için!!! öncelikle Atatürkçülükten ve özellikle laiklik ilkesinden vaz geçmesi gerektiğini söylüyor. Aynı örgütlerin elemanı, Oryantalizmin önemli ismi ve medeniyetler çatışması kuramının önde gelen teorisyenlerinden olan Hantington’da Türkiye’ye aynı öğütleri veriyor ve bir adım ileri giderek Türkiye’nin yerinin batı değil İslam Alemi’nin liderliği olduğunu söylüyor. İslam aleminin lideri olmak kulağa hoş geliyor. Ama kurgulanan durum derinlemesine irdelendiğinde durumun bizim açımızdan pek te hoş olmadığını görüyoruz. Bu oryantalist BOP teorisyenleri öncelikle kendilerinin tasarladığı ve kendi tabirleriyle kılıç dini, kavga ve kan kokan bir İslam anlayışı planlıyor ve dikte ediyorlar. Onların tasarladıkları İslam dini pratiğinde Türk İslam anlayışının yıldızları olan Yunus Emre, Hacı Bektaş, Maturidi gibi saygının, hoşgörünün, akıl ve mantığın sembol isimleri yok. Kurguladıkları ve bizim kabul edip lideri olmamızı istedikleri İslam anlayışı İslam’ın özünden uzak marazi bir sistem. Yeni paradigmanın kurucusu emperyalistler Vahabi çöl bedevi zihniyetinin hakim olduğu, deve sidiğinde şifa arayan akıl hastalarının sözünün geçtiği, 9 yaşındaki çocuklara cinsel gözle bakabilen çocuk istismarcılara sünneti yerine getiren makbul dindar olarak bakılan, kadını insan yerine koymayan yobazlarla karakterize modifiye ve İslam’ın ruhuyla taban tabana zıt bir din yaratmaya çalışıyorlar ve Türkiye’nin de bu marazi ruh hastası sistemin içine girip bayraktarlığını yapmasını istiyorlar.  Arap ülkelerinde kolayca uyguladıkları ve hayata geçirdikleri bu İslam anlayışını yerleştirmek için öncelikle Türkiye’nin Atatürkçülüğü terk etmesi, özellikle laiklik ilkesinden ve Ulus devlet yapısından vaz geçmesi gerekiyor. Ancak bu şekilde kurdukları İslam anlayışı içine hapsedilecek bir Türkiye onlar açısından kullanılabilir ve müdahale edilebilir bir Türkiye olur ve kurguladıkları paradigmayı uygulayabilmeleri mümkün hale gelir. Emperyalist Batı’nın oryantalist teorisyenleri Türkiye’nin bu yıkım yoluna sokulabilmesi için adım adım ilerliyorlar. Fuller’in deyimiyle ilk adım olarak Türkiye’yi çok dilli, çok kültürlü ve çok dinli bir yapıya sokmak gerekiyor. Bu planın ilk aşaması gerçekleşti diyebiliriz. Çeşitli oyun ve kumpaslarla milyonlarca Suriyeli ve Afgan içimize sokuldu. Çok dilli ve çok kültürlü topluma ilk adım atıldı. Muhtemelen Güneydoğu Asya’nın karışması ile bize yönelecek göç ile çok dinli aşamaya da ulaşılmaya çalışılacak. İlginç olan bu kurguları yapan teorisyenler niyetlerini gizlemiyor ve açık açık söyleyip yazıyorlar. Konuya biraz ilgisi olanların Fuller ve Hantington gibi teorisyenlerin söylemlerini ve Rand Corporatıon gibi düşünce kuruluşlarının raporlarını okuyarak bu gün dünyada yaşanan savaş ve çatışmalarla ilişkilendirmelerini öneririm. Bu okumaları yapan aklı başında her insan gelecekte planlanan çok daha derin planların ve amaçların olduğunu görüp anlayacaktır. Bu planda Karadeniz bölgesine de önemli bir rol verilmiş durumda. Özellikle Trabzon’un tarihi ticaret yolu üzerinde olması, önemli bir limana sahip olması, İran ve Kafkasya açısından stratejik bir konumda olması bölgemizi çok önemli kılıyor. 

Burada ilginç bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim. Her konuda batı ve Amerika ile tamamen zıt ve sürekli onlara karşı tavizsiz bir cihat içinde olduklarını söyleyen Türkiye’deki dinci ve siyasal İslamcı kesim özellikle Atatürk, laiklik, ulus devlet konusunda emperyalist batı ile tamamen aynı düşünüyorlar. Bu durumdan iki muhtemel sonuç çıkıyor. Ya Amerika ve emperyalist batı Siyasal İslamcılar ile birlikte Türkiye’nin iyiliğini istiyor ve bu amaçla işbirliği yapıp Laiklik, Atatürkçülük ve Ulus devlete karşı cephe alıyor, ya da Siyasal İslamcılar Türkiye’nin en büyük düşmanları olan Emperyalist batı’nın ordusunda gönüllü askerlik yaparak en temel değerlerimizi yıkmak için iş birliği yapıyor. Kararı okuyucuya bırakıyorum. Burada asıl tartışmamız gereken konu Türk aydın ve entelektüellerinin bu tehlikeler karşısında ne yaptıkları ve hangi stratejileri ürettikleri. Bu konuda düşünen ve fikir üretme kapasitesi olan kesimin çok yetersiz kaldığını düşünüyorum. Bir sonraki yazımda yetersiz olduğunu düşündüğüm milli eksende strateji ve düşünce üretmek amacıyla Trabzon’da yeni kurulan “Yeni Yüzyıl Düşünce Derneği”nden bahsedeceğim.