YEŞİL ARTVİN VE ÖZGÜRLÜĞÜ


Altı bin yıllık tarihi ile kültür ve uygarlık kokar bu kent. Çoruh vadisinde sıralanmış çayları ile dereleri ile asırlara meydan okudu.. Kiliseleri, camileri, kemer köprüleri, kaleleri ile bizleri tarihin derinliklerine sürükledi.
Aynı yörede konuşulan Gürcüce, Lazca ve Türkçe dilleri kaynaşarak ve yeni bir ağız oluştu yörede. Güney Kafkasların kültürü ve yerel kültürümüz harmanlanmış. Ayrı bir sevgi, paylaşım, duyarlılık getirmiş insanımıza. Geleneklerine bağlı; ama çağdaş yapılanmayı özümseyen insanımız bize geçmişin ve günümüzün uygarlığını iç içe yaşatmakta; gelecekteki kültürümüzün de temellerini atmaktadır.
Artvinli, acı ile tatlıyı; güzellikle çirkinliği iç içe yaşadı.. Yalçın kayalar, derin vadiler insanımızı pişirdi ve olgunlaştırdı. Artvinli; bilgeliği, insanlığı sevgiyi, saygıyı, dostluğu bu hırçın doğa yapısında törpülene törpülene öğrendi.
Bizim insanımız, paylaşmayı sever. Aileden getirdikleri, toplumdan kazandıkları ve okuldan öğrendikleri insan olma, duyarlı yaşama yapısı onları, ortaklığa, paylaşıma taşıdı. Çünkü o komşusunda yoksa kendinde var olanı onunla paylaşmaktan zevk alır. Yaşamı boyunca “Ben” tekil adılını, “Biz” olarak algılamıştır. Çünkü bireyci, bencil insanı hiç sevmez. Onun geleneklerinde acıyı da tatlıyı da komşusuyla paylaşınca zevk alır. Ekimde, biçimde, odunda, çırada beraberdir insanlarımız. İmece usulü çalışmak birlikte olmak farklı fakat zevki kültürdür. Güçsüzlerin, kimsesizleri n ne otu çayırda ne de sapı tarlada kalır. Ona yardım etmeyi insanlık borcu olarak bilir.
Artvin insanının özünde, vurmak, kırmak yoktur. Tutuk evlerimizi araştırdığımızda cinayetten yatan insana az rastlanır. Orman köylerinde zaman zaman orman suçu işlenir. Çünkü belinde silah taşımayı sevmez, hele onu tehdit aracı olarak kullanmayı ayıplar. Çünkü o, kavgayı değil, barışı, düşmanlığı değil, dostluğu amaç edinir.
Bu güzel insanlar tarih boyunca acılarla ayrılıklarla iç içe yaşamışlardır. Tarihte 93 Harbi olarak geçen Osmanlı_Rus Savaşı, bu insanları tam 43 yıl tutsak yaşatmıştır. Ruhunda, yaşama biçimin de özgürlük olan bu insanları, 43 yıl gibi uzun tutsaklık yaşatmak demek aslanı kafesine koymak gibi dır. Tutsaklık döneminde Olanakları olanların kimisi göç etmiş Anadolu içlerine. Birçoğu ise inatla beklemiş özgürlüğünü. O dönemde de şimdi de göç eden insanımız, hiçbir zaman Artvin’i unutmadı, unutamıyor da. Yıllar geçse de asırlar gitse de gurbet, gurbettir onlar için. Belki karnını doyurmuş, çok para kazanmış; ama o yeri gurbet, Artvin’i ise sıla olarak görmüştür. Babadan oğula geçen ve elden ele dolaşan özlem meşalesini hiçbir zaman söndürmemişler, söndürmezler de.
Dedim ya geçmişte düşmana tutsak yaşamamak için insanlarımız göç etmiş, bugün ise geçimini sağlamak için göç ediyor. Suçlusu herhalde göç edenler değil, üretime dönük iş alanları açmayı unutanlardır.
Bir ozan diyor ki:
Boşalmış haneler, perişan köylü
Nerede ağalar nerede beyler?
Dışarıdan bakan bilmem ne söyler
Ne fena olmuş hali Artvin’in.
Ozanın sitemi haklı. Çünkü doğaya hayat veren, dağlarına ormanlarına güzellik katan insandır. İnsanın olmadığı yerde neyleyeyim doğa güzelliğini? Güzel kendini görecek göz, sevecek gönül arar. Doğanın güzelliğini görecek göz yoksa kime sunacak ki güzelliğini?
Barajlar, uygarlığın simgesidir yapılmalıdır da. Ancak baraj yapacağım diye yıllarca orada yaşayan insanımızı o topraklarından koparıp atmanın anlamını çözmek mümkün değil. Çoruh kıyısındaki o güzelim köylerin, beldelerin sular altında bırakılmasından önce önlem alınmalıydı. Aynı yörede, daha yükseklerde, arazi ıslah edilerek o insanları gurbete atmayabilirdik. Ne yazık ki yapmadık. Bu insanlara 3-5 kuruş vererek 20 köy ve bir kazamızı sulara gömüyoruz. Ne yazık ki tarhımızı de yok ediyoruz. “ Artvin Turizm ve eğitim şehri olmalıdır” diyen yöneticilerimizden eylem bekliyoruz. Aksi halde Artvin insansızlaşıyor.
Ama Artvin insanı, bu olumsuzlukları hak etmiyor ki.