YOK OLUŞUN RESMİNİ YAPMAK!
Millet bizi ressam zannetti.
Büyük bir Türksüz Türkiye resmi yapacaktık.
Barışı, kardeşliği, işi, aşı neşveye boyayacaktık.
Akil ressamları önce önümüze kattık. Ağzından bismillah çıkmayanla ağzından bismillah eksik olmayanı yola koyduk.
Milleti dolaşın, yeni yapılacak resimde model olacaklarını, bu nedenle sabit durmaları gerekeceğini anlatın dedik.
Millet zaten baston yutmuş gibi sabitti.
Tepki vermeyi unutmuş, iyi ile kötünün ayırdına varacak feraseti çoktan kaybetmişti.
Mideden kurulan saat gibiydi maşallah.
Ayarını gıda maddeleriyle yapacak kıvama gelmişti.
Akiller dolaştı bu minvadeki halkı..
Milleti dolaşan akiller kimliksiz konuşuyordu.
Milleti dolaşıyorlardı ama hangi milleti onun cevabında değillerdi.
Meçhul bir millet işte..
İsim verip germek gerekmiyor kimseyi.
Ne geldiyse milletin ismini söylemekten gelmişti başımıza.
Çok akıllı davranmak gerekiyordu.
Hassaslıkları kaşımadan, hakyemez görünmek iyi bir boyaydı.
Tablodan nasıl bir resim çıkacağının aslında önemi mi vardı? Millet için çalışıldığını göstermek en güzel resmi yapmak değil miydi..
Diyarbakır'dan çürük yumurta kokusu gelse de bunun stoklardan kaynaklandığı yalanını anlatacaklardı.
Yalanın ne büyük sermaye olduğunu bilecek kadar hepsi akildi.
Bu vatan topraklarının geçmişinde haksızlığa uğrayan Ermeniler emperyal güçlerle gerdeğe girmemişti. Bunu Türkler uyduruyordu. Türklerden daha büyük yalan söylemek gerekiyordu ki resim bütün renkleriyle beğenilsin.
Türk kelimesini hiç sevmiyorlardı, aslında birkaç harf yer değişiştirip Kürt kelimesinin ortaya çıkması ne kötü tesadüftü. Tesadüfleri de küf kokulu kılmak gerekirdi. Bunun için tabloda yeşil, sarı renklerin varlığını kırmızı beyaza baskın yapmak tabloyu hedefinde yapmaktı.
Tablo artık tamamlanıyor. Pastel ve guaj boyalar sulandırıldı. Her tarafı cılk cılk otuz küsür yıldızlı bayraklarla süslü.
Yok oluş bayramına katkısı olan ressamlarla boyaya devam..