YÖK'TE 46.666'NIN SIRRI!


Türkiye’de bilinen ama  o güne kadar hep es geçilen birçok şey apaçık bir şekilde ortaya çıkarken, Cumhuriyet tarihinin en büyük operasyonu başladı ve sürüyor..
Türkiye’nin her kurumunda, spordan siyasete, iş  dünyasından bürokrasiye, yüksek öğretimden emniyet ve tsk’ya kadar gözaltılar, tutuklamalar aldı başını gitti!
Bu operasyon fırtınası arasında  hiç kuşkusuz kurunun arasında yaşlarda yanmaya başladı.
FETÖ yapılanmasının ülkenin en can alıcı noktalarına kadar girdiğini görünce hepimiz bir şok yaşadık.
Polisin içine girenlerin çok olduğunu biliyor olsak da, askeriyenin içine girerek en yüksek makamları ele geçirebilecek düzeyde bir organizasyon olabileceğini düşünmemiştik.
Üniversitelerdeki Fethullahçı kadrolaşmanın ulaştığı boyutları da bir ölçüde kestirebiliyorduk. Çünkü bu örgütlenmenin bürokrasi ve siyaset işbirliğinin çok önceleri başladığının farkındaydık.
Eski bakanlarımızdan, gerçek bir siyaset beyefendisi  Trabzonlu hemşehrimiz  Suat Çağlayan’ın ODA TV’deki yüksek öğrenimle ilgili dünkü yazısı son derece ilginçti.
Çağlayan bir döneme ve bir bakana  öyle vurgu yapıyordu ki şaşırmamak mümkün değildi..
Bakın hangi dönem, hangi bakan..
      
 ***

“.... Özellikle de, yüksek eğitime en büyük darbenin vurulduğu 1993-1994 yılından sonra, yüksek öğretimde kalitenin düşmeye başlamasıyla birlikte, Fethullahçı kadrolaşmanın başını alıp gittiğini söylemek mümkün..
Bu yıllarda, Prof. Dr. Mehmet Sağlam YÖK’ün başındaydı. 1992 yılında yeni açılmış olan 23 üniversite ve yüksek teknoloji enstitüsüne öğretim üyesi yetiştirmek amacıyla yurt dışına bilim insanları gönderilmesine karar veriliyor..
1993 yılında açılan bilim sınavında başarılı olabilmek için saptanan “başarı puanı” sınırı, yüz üzerinden kırk. Yani YÖK o tarihte, çok düşük bilim puanı ile yurt dışına adam göndermeye karar veriyor!
O yıl, bu düşük başarı puanı sayesinde çok sayıda insan yurt dışına gitmeye hak kazanıyor..
Ertesi yıl, yani 1994 yılında, başarı puanı bu kez 60’a çıkarılıyor.
Eh, bu fena değil diye düşünüyorsunuz değil mi? Bekleyin!
Sınavlar yapılıyor, bu kez YÖK aldığı yeni bir kararla 60 puan barajını alt üst ediyor.
Hiç anlaşılamayan bir nedenle barajı 46.666’ya çekiyor!
Nasıl bir hesaptır ki, 50 değil, 45 değil, 40 değil, 46.666..
Kendilerini kurtarmak için söyledikleri şey şu; Biz 60 puanı 46’ya çekmiyoruz, bütün 46.666’ları 60’a çekiyoruz.
Yani özürleri kabahatlerinden büyük!
Bu puan oynaması sayesinde, aldığı puan 46.666’nın üzerinde olan herkes başarılı sayılmış oluyor.
Tam 726 kişi, adına sınav denen böyle bir hokus pokusla, yurt dışına gönderilmiş.
Prof. Dr. Mehmet Sağlam’dan sonra YÖK Başkanı olan Kemal Gürüz, 1993-94 yıllarını kapsayan bir inceleme başlatıyor ve bir rapor hazırlanıyor.
İşte anlattığımız olayların hepsi bu raporda var.
Bu yazıyı hazırlarken, inceleme yaptırarak bir rapor hazırlanmasını sağlayan Eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz ile görüştüm. Bana;
“Evet, o dönemde çok düşük bilim puanı alanlar yurt dışına gönderilmiş” dedi. “İncelemeyi yapan arkadaşlarımız, önemli usulsüzlüklerin olduğunu saptadılar. Gönderilenlerin bilimsel düzeyleri düşük olduğu için yaklaşık yarısı, gittikleri yerlerde tutunamayarak geri dönmek zorunda kaldı!” ifadelerini kullandı.
Raporun bir işe yarayıp yaramadığını sorduğumda da;
“Hiç kimse elini kıpırdatmadı” dedi.
“Oysa yapılanlar, üniversite eğitimine büyük bir darbe demekti!”
O zaman yurt dışına gidenler kimlerdi? Bunlardan hangileri akademik yaşamına devam etti? Türkiye’ye döndükten sonra, akademik sınavlarda ellerinden kimler tuttu? Hangi üniversitelerin yönetimlerine, kimlerin yardımlarıyla atandılar?
Sanıyorum, bu akademik zincirin araştırılmasıyla, bugün üniversitelerde yaşanmakta olan- akademik yetersizlikler ve  FETÖ kadrolaşması- gibi bir sürü sıkıntıyı açıklamak mümkün olabilir..
 Gülen’i sadece bir din figürü olarak görerek ona inanan ve biat edenlerin sayısının az olmadığını sanıyorum. Ülkemizde, böylesi bir kitlenin var oluşu şaşırtıcı değil!
Ancak, Cemaat faaliyetlerinde etkin rol alarak, bu Cemaatin devleti ele geçirecek güce ulaşmasına katkı verenlerin ne denli tehlikeli iş yaptıkları ortada..
Mehmet Sağlam bunlar içinde hangi gruba giriyor bilmiyorum ama onun, Gülen’e kol kanat gerenlerden ya da onun ‘şefaatinden!’ yararlananlardan olduğu iddia ediliyor..
Mehmet Sağlam’ın Fethullah Gülen’le yakın ilişkisini anlamak için çok geriye gitmeye gerek yok. Bugünlerde basına bir göz atmak yeterli..
 Gülen’in en yakınlarından biri olduğu söylenen Nurettin Veren, Mehmet Sağlam’ın,  Gülen ile olan yakın ilişkisini anlatıp duruyor. Zaten, Gülen’in en büyük etkinliklerinden biri olan Türkçe Olimpiyatlarını düzenleyen kurulun başkanı da Mehmet Sağlam değil mi?
Elbette, “Bunda ne var?” diye soracaksınız. “Fethullah’ın etkinliklerinde görev alan, ya da bu etkinliklere katılan tek kişi o mu?”
Bunda haklısınız!
     
  ***

Eski Bakan Çağlayan yazısının ilk bölümünde böyle diyordu..
Sonrasına gelelim..
Devam ediyor Çağlayan..
İyi okuyun..
Eski Bakan Mehmet Sağlam’ın kulakları çınlasın!
Bakalım Çağlayan’ın bu sözlerine nediyecek..
      
 ***

“Mehmet Sağlam adı, Fethullah Gülen’e ABD’de ‘sürekli oturma izni’ verilmesi için yazılan referans mektuplarında da karşımıza çıkıyor.
Basında çıkan haberlere göre, ABD yönetimine bu mektubu yazan isimlerden biri de Mehmet Sağlam. Çok sayıda ABD’li istihbaratçı, bürokrat, politikacı hatta başka dinlerden din adamları da, Fethullah Gülen’in ABD’de sürekli kalması için ricada bulunuyor.
Elbette bunlar arasında, Fethullah Gülen’in bir organizasyonu olan Türkçe Olimpiyatları’nı düzenleyen kurulun başkanı Mehmet Sağlam’ın da bulunması normal.
2000 yılında, TBMM, MSB Komisyonu’na GATA ile ilgili ilginç bir yasa tasarısı gelmişti.
Buna göre, GATA’nın eğitim işlevi allak bullak ediliyor, değerli hocalar uyduruk bir kurula atılarak, anabilim ve bilim dallarının yönetimlerinden uzaklaştırılıyordu. Onların yerine çoğunluğu doçent olan bir jenerasyon geliyordu!
Eski Gülhaneliler olarak, iki MHP’li milletvekili arkadaşımla birlikte bu tasarıya şiddetle karşı çıkmıştık. Çünkü gerçekten de, böyle bir tasarının yasalaşması durumunda hem GATA’daki hekimler ve hem de asker sağlığı büyük zarar görecekti.
Komisyon görüşmeleri sırasında, bu yasa tasarısını ‘kahramanca!’ savunan bir kişi vardı; DYP Milletvekili (o tarihte DYP’deydi) Mehmet Sağlam..
Biz yasa tasarısının TBMM tatile girinceye kadar komisyondan geçmesini engellemiştik ama ne yazık ki hükümetimiz, 2000 yılının yaz ayında çıkardığı bir KHK ile bu tasarıyı yasa haline getirmişti.
Bugün geri baktığımızda; hem GATA’da o zaman yapılan bu operasyonunun ve hem de Mehmet Sağlam gibi bazı kişilerin MSB Komisyonuna gelerek yasa tasarısını kahramanca savunmalarının boşuna olmadığını görüyoruz.
GATA, 2000 yılında çıkarılan o KHK ile büyük darbe yemişti ama asıl darbeyi, darbe girişiminde sonra çıkarılan KHK’den yedi!
Üniversitelerin bugünkü durumu değerlendirilirken, 1993-1994 yıllarında, Mehmet Sağlam’ın başkanlığı sırasında YÖK’te yapılan usulsüzlükler unutulmamalı..”
       
***

Evet Çağlayan’ın yazısı özetle böyle..
Ders alınacak bir yazı..
Görülüyor ki yüksek öğrenimde de bir dönem hak ve hukuk kalmamış..
Resmen oynanmış..
       
***

O nedenle 15 Temmuz sonrası neyin ne olduğunun daha net bir şekilde  ortaya çıktığı, Fetö operasyonlarının üniversiteleri ve bilim dünyasını sardığı bu süreçte YÖK’e büyük görev ve sorumluluklar düştüğü aşikar..
2014 yılında göreve gelmesinin ardından bugüne kadar son derece başarılı bir çizgi ortaya koyan, ne zaman, nerede, nasıl konuşması gerektiğini çok iyi bilen, arkasında en küçük tartışma bırakmayan, iyi bir bilim adamı olmasının yanında iyi de bir devlet adamı duruşu ortaya koyduğu görülen YÖK Başkanı Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç’ın bu kritik süreçte üniversitelerimizin bilim, eğitim ve devlete sadık bir şekilde kendilerine gelebilmesi açısından arkadaşları ile birlikte yapacağı hamlelerin büyük bir şans olduğunu düşünüyorum.
Çünkü görülüyor ki YÖK’ün başında son derece sağlam bir karakter var..
Hem bilim adamı hem devlet adamı..
Saraç’ın nerelerde yanlış yapılmış, neler yapılmalı noktasında geçmişteki hatalardan ders alınarak, 15 Temmuz darbe girişimini yüksek öğretimde de bir milada çevireceğine, en ayrıntılı denetimlerle Türkiye’nin üniversitelerdeki yeni yol haritasında önemli rol oynayacağına bu vatanın aydınlık yarınlarını düşünen bir evladı olarak inanıyorum.
Türkiye’nin yüksek öğretimde A’dan Z’ye yeni bir yol haritasına ihtiyacı var..
 “Bu millet eğilmez, Türkiye yenilmez” sloganımız yüksek öğretimi sarmalı.. Mustafa Kemal Atatürk’ün güzel bir sözü var..
Der ki..
“Dünyada her şey için, uygarlık için, yaşam için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fen haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, delalettir.”
İşte bu kadar net..
YÖK yüksek öğretimi hizaya getirmelidir..
YÖK Başkanı Saraç ve arkadaşlarının da bunu yapacak ve başaracak güçte olduğuna inanıyorum..
Buchner der ki..
“Vatan müdafaasının en emin  yolu eğitimdir.”