YURTTA SULH CİHANDA SULH

On yıllık savaşın her kademesinde, cephesinde bir asker olarak bulunmuş ve savaşın, yaralanma dâhil her türlü maddi, manevi acılarını yaşamış olan Mustafa Kemal, savaş sonrasında kin ve nefret duygusuyla hareket etmeyerek barışçı dünya düzeni kurma konusunda yoğun çaba sarf etmişti.

Savaşın her cephesinde bulunmak cümlesini anlayabilmek için şu bakış açısı çok önemlidir. Özellikle, Çanakkale muharebelerinin geçtiği yerleri gezenler ‘’SİPERİN ARDI VATAN’’ cümlesinin anlamını çok iyi bilirler, görmeyenler de bu cümlenin ulviyetini tahayyül ederek anlarlar. Şehadete karşındaki düşmanın nefesini duyacak kadar yakın olmak ve hiç korkmamak…

İnsanlığın mutluluğuna çalışmanın esas olması gerektiğini vurgulayan Atatürk, milletlerin giderek birbirleriyle akraba olduklarını ve tüm insanlığın mutluluğunun önemli olduğunu ifade etmişti.

‘’Biz kimsenin düşmanı değiliz, Yalnız insanlığın düşmanı olanın düşmanıyız. İnsanları mes’ut edecek yegâne vasıta, onları birbirine sevdirerek, karşılıklı maddi, manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir’’ diyerek niyetini açıklamıştı.

Sözleri ile hiç çelişmemiştir. Yani ‘’ ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde’’ sözünü ilke edinmişçesine yaşadı. Şimdilerde o kadar çok kendini tanımaz insancık var ki. Söz başka, icraat başka, insanımsı varlık işte, pervane gibi…

Düşündüğünü, doğruyu, menfaati uğruna söyleyemeyen ve öyle yaşayamayan büyük bir yığın var. Siyasette de başarılılar, işte sorun ve en büyük tehlike de bu ve biz bunu yoğun olarak yaşıyoruz. Suçlu aramaktan vaz geçtim, ama yine de yazayım; suçlu, söz sahibi olanları sessizce izleyen ve hiçbir etkisi olmayan çoğunluktur…

Dış politikadaki başarıyı savaşçı ve saldırganlıktan değil barıştan ve kardeşlikten yana bir tutum ve davranış sergilemekte görmüştür. 1923 yılında söylediği sözler kişiliğinin karakteristik özelliğini de ortaya koyar.

‘’Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Ulusun yaşamı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça savaş bir cinayettir.’’

Dilinden; barışı, demokrasiyi, insan haklarını eksik etmeyen sözde dünya lideri emperyalist bir ülkenin Savaş Bakanlığı olması dünya için büyük bir talihsizlik değil mi?

Oysaki Atatürk politik yaklaşımını ‘’Yurtta sulh cihanda sulh’’ vecizesiyle açıkça ortaya koymuştur. Bu vecizesiyle ortaya koyduğu yaklaşımını dış politika uygulamalarında da hayata geçirmişti.

Milletlerin, olası bir savaşı engellemek için silahlı güçlerini birleştirmenin önemini vurgulamış ve bu yönde örgütlenmenin değerini ifade etmiştir.

Bugünkü cılız NATO, Birleşmiş Milletler gibi örgütlenme biçimlerinin Atatürk’ün ifade ettiği görevleri yapma kabiliyetlerinin olmadığı çok açık ortaya çıkmıştır.

Rusya- Ukrayna savaşının devam etmesi, İsrail’in çevresine şuursuzca saldırması, Afganistan- Pakistan savaşı, ABD/İsrail-İran savaşının bitmemesinin nedeni Atatürk’ün belirttiği örgütlenme modelinin kurulamamış olmasındandır.

Atatürk’ün sözleri adeta geleceğe ışık tutar gibi…’’Dünya milletleri arasında sükûn, vuzuh (açıklık) ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendi kendisi için ne yaparsa yapsın huzurdan mahrumdur. En uzakta zannettiğimiz bir hadisenin, bize bir gün temas etmeyeceğini bilemeyiz.’’

İşte bu yüzden, barışı savunmanın yanında, savaşın sarsıcı ve yıkıcı halini bilen birisi olarak devletlerarası ilişkilerde söz sahibi olmak, hakkını savunabilmek için kuvvetli olmanın gerektiğini de biliyordu. Bu maksatla, aktif bir dış politika izlerken aşırılığa kaçmamış ve milletin çıkarlarını ön planda tutmuştur.

Değişim ve gelişimin kaçınılmaz olduğunu her zaman vurgulamıştır. Dolayısıyla dış politika anlayışını, değişen şartlara ve çağın gereksinimlerine uyum sağlayan dinamik ilkelere dayandırmıştır.

Barışı memleket dâhilinde ve haricinde çok değerli bulduğundan yöneticilerin bu düşüncede olması gerektiğine inanmıştır. Çünkü zayıf karakterli yöneticilerin milleti yanlış yönlendirerek felakete sürükleyebileceğini biliyordu.

Nitekim bu endişesini şöyle dile getirecektir. ‘’ Sultanlarla, halifelerle idare edilen memleketlerde, vatan için en büyük tehlike, onların düşmanlar tarafından satın alınmalarıdır. Meclislerle idare edilen memleketlerde ise bazı milletvekillerinin yabancılar adına çalınmış ve satın alınmış olmalarıdır. Bunun için millet, kendi vekillerini seçerken çok dikkatli ve kıskanç olmalıdırlar.’’

Ancak bu endişesini önleyecek bir sistem, yani seçmenin, üyenin vekilini, yöneticisini seçme imkânı bugünlerde yoktur, gösterileni kabullenmek zorundadır.

Adı konulmamış bir dünya savaşı içerisinde, çepeçevre savaşın harlı ateşinin kor ’undan, yanmadan yaşıyorsak geçmişin barışçı politikalarının günümüze yansımalarıdır.

Her kesim artık Atatürk’ün değerini iyi anlamıştır, bazı çıkarcı dinciler, cemaatler, dernekler, tarikatlar bile farkındalar da, var olmalarının nedeni karşı devrim olduğundan zaman zaman kin kusmaları ondandır, herkes biliyor artık…