Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, erken seçim  sinyalini almış görünüyor. Yurdu dört bir tarafını dolaşıyor.

En çok da satılacak şeker fabrikaları üzerine konuşuyor.

Yurttaşlarla hemdert oluyor.

Dinliyor... Konuşuyor, ekonominin gerçeklerini dile getiriyor.

Ondört şeker fabrikasının satışının yanlış olduğunu son olarak Burdur'da pancar üreticilerine anlatırken şöyle konuştu:

"İktidar diyor ki; 'şeker fabrikaları ülkenin üzerinde yük... Zarar ediyorlar. O yüzden satıyoruz.' El insaf demekten kendimizi alamıyoruz. Hayır, bu ülkenin üzerindeki asıl yük, uygulanan yanlış politikalar yüzünden iktidarın kendisidir."

SP Genel Başkanı Karamollaoğlu,  AKP iktidarının 15 yılda sattığı değerleri de şöyle sıraladı:

"101 kuruluş, 10 liman, 90 elektrik santrali, 40 işletme, 11 sosyal tesis, 37 maden sahası, 3bin 703 taşınmaz, 6 bin 808 kalem makine-teçhizat ve 155 adet isim hakkı...

Ne buldularsa sattılar. Bu satılanların içinde Tüpraş, Petkim, Telekom gibi Türkiye'nin en karlı, en stratejik kuruluşları da var. 100 yılda yaptıklarımız 15 yılda gitti. Ne kadarsa? 60 milyar dolara. Peki, aynı 15 yılda faiz lobisine ödenen para ne kadar? 216 milyar dolar!

Üç buçuk katı... Özelleştirme bu memlekete bir fakrda vermiyor. Delik o kadar büyük ki..."

***

Bir söz vardır, "iş  işten geçtikten sonra yol gösteren çok olur" diye...

Ekonominin bu denli kötüleşmeye yüz tuttuğu dönemlerde de sayın Karamollaoğlu gibi  eleştiren, doğru yolu -akıllarının erdiğince- gösteren siyasetçileri vardı bu ülkenin...

İktidarda bulunanlar bu söylemleri hep kaval sesi olarak mı algılamışlar. Manzara öyle görünüyor.

Yani, bir ani kalp krizi değildi Türkiye'nin geçmişte yaşadıkları.

Kalp krizi değildi; ama ekonominin beslenen kanallarındaki tıkanıklıklar, karaciğerindeki sancılar, mide ve barsaklarındaki hazımsızlıklar, tansiyon yüksekliğinden doğan baş dönmeleriydi Türkiye'nin hastalıkları.

Yavaş yavaş artan bir yönetim yanlışlığından doğan ekonomi hastalığı...

Siyaset kurumunun temsilcileri böyle durumları hep günlük  çözümlerle düşünüp yollarına devam ettiler yıllarca....

Devletin fabrikası, kurumu zarar ediyorsa (etmemesi gerekir)  -ki bu iki/üç yıl olur" buna çözüm getirilmez mi? Üzerinde hiç düşünülmez mi?

İşte Türkiye böyle bir "devletçi" anlayıştan/görüşten uzak mı yönetildi  yıllardır dersiniz?

Karar sizin...