Türkiye'mizin geçtiği kritik süreçte, her sabah uyandığımızda 'Acaba bugün ne oldu, ne olacak' dediğimiz günler ışığında bugün yeni bir haftaya başlıyoruz. Haftaya başlarken siyasetin dışına çıkarak 'ders' anlamında bir olayı da bugün sizlerle paylaşmak istiyorum.
Hayırlı bir hafta olur inşallah!..
Çünkü 17 Aralık sonrasına baktığımız zaman herkesin başının döndüğü gerçeği ortada!..
Ne yazık ki 3. dünya ülkelerinde olmayacak tartışmalar içinde kavrulduk. Yargısı, emniyeti, iktidarı, muhalefeti, spor ve iş dünyası ile ‘Altta kalanın canı çıksın’ misali günlerin içinden geçiyoruz hala!..
Tartışmaların boyutuna baktığımız zaman gelinen noktanın gelişen, büyüyen bir Türkiye'ye yakıştığını söylemek mümkün mü?
Kim doğru söylüyor, kim söylemiyor tam bir muamma!
Allah akıl irfan versin bu ülke insanına dememek mümkün değil!..
Herkesin kendini sorgulaması gereken bir süreç diye düşünüyorum.
Bu dünyada her vicdanlı adamın bilerek veya bilmeyerek işlemiş olduğu hatalarından, günahlarından dolayı kendini sorgulamaması mümkün müdür?
Desenize ki 'Nereeeede'
Bu milletin çektiği ve çektirildiği nedendir acaba?
Şöyle 17 Aralık'tan bugüne baktığımız zaman asıl darbe kime vurulmuş!
Millete!
Şu dolara, Euro'nun yükselişine bakın!
Cebimizde dolar ve euro yok ama o çıkış benzini, mazotu vuruyor oradan evin mutfağında patlıyor!..
Artık yeter!..
Bu kavgalar bitmeli!..
Kaybeden bu ülke oluyor!..
Tam bir kaos!..
Yarının garantisi yok!..
Canı çıkmaya başlayan millet ‘beddua’ ediyor!
'Tövbe' etmesi, 'Biz nerede hata yapıyoruz' demesi gerekenler hala kayıkçı kavgasında!..
Filler üstte tepinirken altta çimenler resmen eziliyor!.
Bakın size ‘Allah de ötesini bırak’ adlı kitaptan okuduğum güzel bir yaşanmış öyküyü anlatmak isterim.
***
Bayezid-Bestami Hazretleri. Büyük velilerden. Bir gün tımarhanenin önünden geçmektedir. Tımarhane hizmetçisinin tokmakla bir şeyler dövdüğünü görür, sorar;
‘Ne yapıyorsun?’
Hizmetçi;
‘Burası tımarhanedir. Delilere ilaç yapıyorum’
‘Benim hastalığımı da bir ilaç tavsiye eder misin?’
‘Hastalığını söyle’
‘Benim hastalığım günah hastalığı.. Çok günah işliyorum’
Hizmetçi; ‘Ben günah hastalığından anlamam.. Ben delilere ilaç hazırlıyorum’
Bu arada parmaklığın arasından konuşulanları duyan bir deli (!) Bayezid-i Bestami Hazretleri'ne;
‘Gel dedi, gel! Senin hastalığının çaresini ben söyleyeyim’ diye seslenir.
Bayezid-i Bestami Hazretleri, delinin yanına sokulur;
‘Söyle bakalım,benim derdime çare nedir.’
Deli (!) şu ilacı tavsiye eder;
‘Tövbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır.. Kalp havanında tevhit tokmağıyla döv, insaf eleğinden geçir, gözyaşıyla yoğur, aşk fırınında pişir.. Akşam sabah bol miktarda ye.. O zaman göreceksin senin hastalığından eser kalmaz'
Bu güzel ilacı öğrenen Bayezid Hazretleri;
‘Hey gidi dünya hey! Demek, seni de deli diye buraya getirmişler’ diyerek oradan ayrılır.
***
İşte bu ilaç halen günah hastası olanlara tavsiye edilmeye değer bir ilaçtır.
Yani formülün hükmü hala devam etmektedir.
Günah hastası kimler mi?
Herkes aynaya baksın kendini görür!..
Her gün yaşanan olaylarla, parası küçülmeye başlayan, 'Delirmesine az kalan' millet sessizce isyan ediyor beyler!..
Bu milletin hakkını, hukukunu gaspedenlere deli (!) tavsiyesi ilaç olur!
Kendinize gelin beyler!
Bayezid-i Bestami Hazretleri ve deli (!) örneği çok önemlidir..
Kendimize gelelim..
Tabi ki anlayabilenlere..
İyi haftalar sevgili okurlar..