Zaman yama tutmaz, ilave kabul etmez. Ezelinde takdir edildiği şekliyle akar gider.
Zamanın değerini bu nedenle çok iyi bilmemiz gerekir. Telafisi olmayan, tevili imkansız, maalesefe kapalı bir kavramdır zaman..
Hayatın diğer adı zamandır. Kaderde yazılan başı sonu belli, bir durdurulamaz akışın içinde yaşanır her şey.. Birkaç günü dondurup iki gün sonra yaşayacağım, gelecekten ödünç bir zaman diliminde bir süre bulunmak istiyorum gibi arzular delirmişlik emaresi olarak değerlendirilir.
Akışına bent kurmak, set çekmek veya o akışı bir havuzda toplamak gibi müdahaleci hiçbir şey zaman denen mevhumun ruhuyla örtüşmez.
Hayatı nefeslerin ve anların toplamı olarak tarif etmek mümkündür. Zira bir birine eşit kar tanecikleri gibidir anlar. Bütün geometrik şekillerin ayniyle tekrarından ibarettir zaman. Hiç bir anın şekli bir diğerinden hem şeklen hem de hacimsel olarak farklılık içermez.
Bir gün, tik takları susan saatle kişinin zamanı biter. Kişilerin ve evrenin zamanı ise Tek Vareden’in bilgisi dahilinde her anı birbirine benzeye benzeye akar akar nihayı noktaya kadar. Zamanı yaratan, zamanı zaman içinde zamanlayan Allah, yaşatıp da sırrını kendine sakladığı şeydir zaman..
Belki de zamanın içine namazı bundan gizlemiştir kim bilir! Her şey zıddıyle kaimdir gerçeği zamanın tersi namaz olarak idraklerde belli izdüşümler kazanmak adına da anlamlandırılmış olabilir.. Sırların sırdaşı Hakk en iyisini bilir..
Namaz insanı zamanlara sığmayan Yardan’ıyla buluşturması bakımından anlamlı bir ibadet olarak tesis edilmiş olabilir.
Zamanla namaz akrabalığına şimdiye kadar dikkat etmemiş olmama şaşmadım desem yalan demiş olurum!
Zamanla namaz arasındaki bağlantıyı dile getiren bir şeyler yazılmış mıdır bilmiyorum. Yazılmış ise ki mümkündür benim cahilliğime yorabilirsiniz..
Namaz zamanlı ibadettir. Geçti mi geri alınıp aynı makbuliyette onu kılmak mümkün değildir. Kaza kılarım diyenler burada bir facia meydana geldiğini de kaza kelimesinden anlamışlardır sanırım.
İnsanlar genelde zamanı düşünmeyen, zamanın zımni müdavimleridir. Belki de zaman sadece onlar için zamanlanmıştır. Kendileri için zamanlanmış şeyin ayırdında olmadan sürer gider saliseler, saniyeler, dakikakalar, saatler, günler, aylar ve yıllar.. İçinde olup da dokunamadan, şeklini suretini görmeden, canı saya saya Azrail'e doğru götürür seni.. Bu gidişte ne itirazın kabul edilir ne de pişmanlığın bir anlam taşır. Farkında olmakla farkında olmamak arasında da bir fark yoktur aslında.. Sana hakim, senin hükmünün bir hiç olduğu; ağırlığını, kokusunu, tadını, temasını ve sesini bilmediğin seni taşıyan bir binektir zaman. Binerken bindiğini bilmediğin inerken inişini anlamadığın 'bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete' denilen bir süzgeçin delikleri gibi eşit geçirgenliğin adıdır zaman.
Zamanın ne zamlanması ne de gamlanması olur.. Zam-an’ı ikiye bölersen zam ve an şeklinde parçalarsan oyun oynarsın sadece. O yine akar; anı ana ekler ve seni bekler..