FUTBOLUN USTA İSİMLERİ TRABZONSPOR’U VE GÜNDEMİ DEĞERLENDİRDİ;

4’TE 4 HAVAYA SOKAR

Trabzon futbolunun usta isimleri teknik direktör Sadi Tekelioğlu ve eski futbolcu Soner Boz’un yanı sıra Sonnokta Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hasan Bahadır Trabzonspor’un ligde 4’te 4 yapması durumunda şampiyonluk yarışında iddialı konuma geleceğini söyledi

SORULAR

1-"Gaziantep FK karşısında alınan 2-1'lik galibiyete rağmen, maç boyu savunma hattında yapılan sürekli değişiklikler dikkat çekti. Hocanın bu hamleleri oyun içinde bir 'arayış' mı, yoksa savunma kurgusundaki bir zaafiyetin acil onarımı mıydı? Bu kadar sık değişen bir geri hatla, önümüzdeki kritik maçlarda savunma disiplini nasıl sağlanacak?"

2-"Önümüzde Karagümrük, Kayserispor, Eyüpspor ve Rizespor gibi maçlar var. Trabzonspor bu dörtlü virajı kayıpsız dönmesi halinde şampiyonluk iddiasını matematikselden ziyade 'psikolojik' olarak perçinleyebilir mi? Sizce bu seri, Fırtına’nın ligin geri kalanındaki kaderini tayin edecek 'kırılma noktası' mı olacak?"

3-"Ligin geride kalan bölümünde hakem performansları ve VAR kararları yine en çok tartışılan konu oldu. Trabzonspor’un şu ana kadar hakem kararlarıyla kaybettiği veya kazandığı ivmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Sahadaki oyunun dış faktörlerle gölgelenmesi, takımın zirve yarışındaki konsantrasyonunu ne derecede etkiliyor?"

SADİ TEKELİOĞLU

1-)HER HAFTA SİSTEM DEĞİŞMEZ

Açıkçası Trabzonspor, topladığı puanların hakkını veren, sahada oturmuş bir oyunla zirveye yerleşen bir görüntü sergilemiyor. Oyun da, teknik direktör tercihi de kamuoyunu tatmin etmiyor. Takımın performansı maçtan maça değişiyor. Bir hafta “Antep’e göre oynayalım”, diğer hafta “Fener’e göre dizilelim” anlayışıyla hareket ediliyor. Oysa oyun sistemi ve saha içi geçişler haftadan haftaya bu kadar değişmemeli. Bu istikrar ancak uzun süredir birlikte oyna yan, aynı sistem içinde yetişmiş oyuncularla sağlanır. Üçlü sistemle başlanması gerektiği söyleniyor; ancak topa sahipken nasıl bir üçlü kurgulandığı da net değil. Nitekim o süreçlerde bırakın gol üretmeyi, rakibe net pozisyonlar verildi. Üçlüyle başlanıyor ama 23–24. dakikalarda sistem değiştiriliyor. Madem kısa sürede vazgeçilecek, o zaman başlangıç tercihinin mantığı sorgulanır. Demek ki üçlüyle başlanıyor, ardından başka bir sisteme dönülüyor. Bu durum özellikle güçlü rakipler karşısında ciddi sıkıntı yaratır. Bu kadar fazla pozisyon vermek kabul edilebilir değil. Oyuna başlarken oyuncuların hangi rolde, kimin önünde oynadığı netleşmeli. Nitekim bazı isimler kısa sürede oyundan alındı. Pina mesela sezonun en kötü performanslarından biri sergilendi. Birbirine yakın oynayan, yardımlaşan ve mesafeleri doğru ayarlayan bir takım görüntüsü oluşturmak şart. Aksi halde arkaya atılan toplarla ciddi tehlikeler yaşanır. Daha organize ve kaliteli bir rakip karşısında bu süreç çok daha ağır sonuçlar doğurabilir; maç rahatlıkla 3-4 farklı skorla sonuçlanabilirdi.

2-4’TE 4 FİNAL HAVASI YARATIR

Açıkçası Trabzonspor şu anda kritik bir fikstür sürecine giriyor. Karagümrük ile içeride, Kayseri ile deplasmanda; Rize ile içeride, Eyüpspor ile deplasmanda ve Galatasaray ile içeride oynayacak. Önündeki beş maçı ezbere sayabiliyoruz. Bu süreçte dört galibiyet alınabileceğini düşünüyorum. Özellikle Galatasaray maçıyla birlikte 12 puanlık bir seri yakalanırsa adeta final havası oluşur.Trabzonspor kötü bir takım değil; ancak ortaya koyduğu oyun, beklentileri ve topladığı puanların karşılığını tam anlamıyla yansıtmıyor. Zaman zaman oynadığı oyunun karşılığını alamıyor, bazen de aldığı puanların karşılığı olan bir oyun sergileyemiyor. Şu anki tablo tam olarak bu: Toplanan puanlara rağmen oturmuş ve tatmin eden bir oyun yok. Yine de bu dört maç kazanılabilir. Galatasaray karşılaşması adeta final niteliğinde olur. O maç kazanılırsa Trabzonspor inanılmaz bir avantaj yakalar. Üstelik rakipler de kendi aralarında oynayacak. Bu nedenle önümüzdeki beş maç, yarışın kaderini belirleyecek kadar önemli.

3- HAKEMLER KÖTÜ DEĞİL

Hakemlerin verdiği kararların genel olarak doğru olduğunu düşünüyorum. O pozisyonlarda savunmanın, kalecinin önünü kapatacak şekilde konumlanmaması ve ikinci bir oyuncuyla destek vermesi gerekir. İptal edilen ya da verilen goller, abartıldığı gibi net hatalar değil. Örneğin bizim attığımız golde hücum oyuncusunun konumuyla kalecinin bulunduğu yer arasında doğrudan bir engelleme yoktu. Eğer oyuncu kalecinin tam önünde olup görüş açısını kapatsaydı, gol iptal edilebilirdi. Kalecinin görüşünü engellemek, onu yanıltmak ya da hücum eden takıma açık bir avantaj sağlamak gibi durumlar söz konusu olsaydı karar farklı olurdu. Ancak bunların hiçbiri olmadığı için gol geçerli sayıldı. Ben hakem performanslarının abartıldığı kadar kötü olduğunu düşünmüyorum. Eskiden bir pozisyonun tekrar izlenme şansı yoktu. Şimdi ise adeta basketboldaki gibi en ince detayına kadar inceleniyor; temas var mı, müdahale önce mi sonra mı, top ele çarptıktan sonra mı oldu, hepsine bakılıyor. VAR sistemiyle birlikte değerlendirmeler çok daha detaylı yapılıyor. Bugün hakem hatası olarak konuşulan pek çok pozisyonun, 20–30 yıl önce tekrar izlenme imkânı bile yoktu. Özellikle Trabzonspor’un ilk şampiyonluk dönemlerinde yaşanan tartışmalar düşünüldüğünde, bugünkü sistem çok daha denetlenebilir durumda. Bu nedenle hakemlerin maç kazandırdığı ya da kaybettirdiği görüşüne katılmıyorum. Genel çerçevede doğru kararlar veriliyor.

HASAN BAHADIR

1)SAVUNMA KOLEKTİF BİR KİMLİKTİR

Trabzonspor’un kadrosuna bakıldığında tartışmasız bir kalite göze çarpıyor. Takımda 5–6 seviyesinde fark yaratabilecek, oyunun kaderine etki edebilecek ölçüde kıymetli isimler var. Ancak futbol yalnızca iyi oyunculara sahip olma oyunu değil; denge, uyum ve alternatif üretme sanatıdır. Bugün gelinen noktada Trabzonspor’un en belirgin eksiği de tam olarak burada ortaya çıkıyor: ideal savunma kurgusunun ve alternatifli yapının henüz istenen seviyeye ulaşamaması. Özellikle savunma hattında aranan düzenin tam anlamıyla kurulamadığı görülüyor. Yerleşim, yardımlaşma ve pozisyon disiplini zaman zaman aksıyor. Teknik heyetin bu nedenle farklı arayışlara yönelmesi son derece doğal. Yeni transfer edilen stoperin takıma gerçek anlamda adapte olduğu anda önemli katkı sağlayacağı düşüncesi ise oldukça makul. Çünkü iyi savunma bireysel değil, kolektif bir kimlik meselesidir. Anlaşılan o ki teknik ekip macera peşinde değil; sürdürülebilir, güven veren, ideal bir savunma yapısı inşa etme niyetinde.

2)İLK 3 KARAKTER MESELEDİR

Trabzonspor söz konusu olduğunda hedefler hiçbir zaman sıradan olamaz. Bu kulübün genlerinde zirve yarışı vardır. Tarihi, meydan okumalardan ve imkânsız denilen başarı öykülerinden beslenir. Şampiyonluk iddiası ve ilk üç hedefi, Trabzonspor için bir tercih değil, karakter meselesidir. Futbolun doğasında puan kayıpları vardır; dün başkaları yaşadı, yarın yine yaşanacaktır. Önemli olan, yarışın psikolojisinde güçlü kalabilmektir. Bu noktada belirleyici unsur saha içinden çok saha dışındadır: camianın bütünlüğü, inancı ve sabrı. Özellikle bakıldığında Galatasaray maçına kadar olan süreçte oynanacak maçlar kağıt üzerinde nispeten kolay maçlar gibi gözükse de ligin boyunun bu kadar kısaldığı bir dönemde her takımın her takımı yenebileceğinin en büyük örneğini hafta sonunda Galatasaray ve Fenerbahçe maçlarında gördük. O yüzden Trabzonspor’un maç maç giderek en az kayıpla Galatasaray maçına gitmesi özellikle de 4’te 4 ile gitmesi tamamen hem takımı hem şehri havaya sokar ve şampiyonluk ihtimali çok güçlenir.

“Sporu Güzelleştirenler” Ödülleri Sahiplerini Buldu
“Sporu Güzelleştirenler” Ödülleri Sahiplerini Buldu
İçeriği Görüntüle

3)OBJEKTİFLİK…ŞEFFAHLIK…TUTARLILIK

VAR sistemi ise futbolun en tartışmalı başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Teknoloji kusursuza yakın olabilir; fakat karar mekanizmasının merkezinde hâlâ insan var. Sorun sistemde değil, standart üretilemeyen yorumlarda düğümleniyor. Benzer pozisyonlarda farklı kararların çıkması, güven duygusunu zedeliyor. Oysa teknoloji adaletin teminatı olmalı, tartışmaların kaynağı değil. Uzun süredir futbol kamuoyunda saha dışı etkiler, karar tartışmaları ve güven erozyonuna dair güçlü bir algı oluşmuş durumda. Bunun en ağır bedelini ise oyunun kendisi ödüyor. Marka değeri geriliyor, ekonomik yapı zayıflıyor, heyecan aşınıyor. Halbuki çözüm karmaşık değil: objektiflik, şeffaflık ve tutarlılık. Futbolun en çok ihtiyaç duyduğu şey yeni kurallar değil, güven veren bir yönetim iklimidir. Trabzonspor’un başarısı da, Türk futbolunun itibarı da tam olarak bu zeminde yeniden yükselebilir.

SONER BOZ

1)TENİS MAÇI GİBİYDİ

Gaziantep maçının perde arkasına baktığımızda sorunun yalnızca saha içi tercihlerle sınırlı olmadığını görmek gerekiyor. Kadro yapılanmasında, özellikle bazı mevkilerde beklentiyi karşılayacak oyuncu profilinin eksikliği teknik heyeti ister istemez zorunlu hamlelere itiyor. Savunmada ve orta sahada yapılan değişikliklerin temelinde biraz da bu gerçek yatıyor.Ancak bana göre maçın asıl dikkat çeken yönü başka bir noktadaydı. İlk yarıda ortaya çıkan görüntü, adeta orta sahanın oyundan silindiği bir tabloydu. Top bir o kalede, bir bu kalede… Tempo yüksek ama kontrol zayıf. Tenis maçı gibi gidip gelen bir oyun. Bu durum, orta sahanın yeterince baskı yapmadığını, rakibi karşılamadığını ve kesicilik görevini yerine getiremediğini gösterdi. Sonuç olarak rakip hücum oyuncuları, neredeyse hiçbir dirençle karşılaşmadan doğrudan savunma hattıyla burun buruna geldi.Bu tablo savunmayı da çaresiz bıraktı. Sürekli eksik yakalanan, önde baskı desteği alamayan bir defans hattının kusursuz görünmesi zaten beklenemez. Evet, maçı kazandınız; ancak aynı senaryoda skorun tersine dönmesi de işten bile değildi. Şans bu kez yanımızdaydı. Teknik direktör Fatih Tekke’nin özellikle orta saha direncine daha erken müdahale etmesi gerekirdi. Çünkü en büyük tehlike oyuncu yer değişikliklerinden çok, maç içinde oluşan bu yapısal boşluktu. Rakip takım topu aldığında orta sahayı neredeyse engelsiz geçebiliyorsa, orada sistemsel bir alarm var demektir. Futbolda bir maçta yediğiniz uyarıyı, sonraki maçta telafi edebilirsiniz. Ancak aynı zaafı tekrar ederseniz bedeli ağır olur. Sonuçta atasözü net: Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar… Üçüncüsünde yakalanır.

2- KADERİ BELİRLEYECEK

Önümüzdeki süreci değerlendirirken ilk olarak fikstürün psikolojik boyutunu doğru okumak gerekiyor. Oynanacak maçların büyük bölümü düşme hattına yakın takımlara karşı. Bu tür karşılaşmalar kağıt üzerinde kolay gibi görünse de, gerçekte ligin en zorlu sınavlarıdır. Çünkü o ekipler için her puan hayati değerdedir; kimse küme düşmeyi kabullenmez, herkes son ana kadar direnç gösterir. Tam da bu nedenle bundan sonra kazanılacak puanları “aslanın ağzında” olarak görmek yanlış olmaz. Rakipler kaybettikleri her puanda ateş hattına biraz daha yaklaşacaklarını bildikleri için sahaya maksimum mücadeleyle çıkacaklar. Böyle bir atmosferde oyun kalitesinden çok direnç, sabır ve mental güç belirleyici olur. Bizim açımızdan ise önümüzde duran dört maç, sezonun kırılma eşiği niteliğinde. Bu karşılaşmalar “iyi olur” kategorisinde değil, doğrudan “olmazsa olmaz” maçlar. Hedefi olan bir takım, bu tip virajları kayıpsız ya da minimum hasarla geçmek zorundadır. Aksi halde kaybedilecek her puan, yalnızca haneye yazılan bir eksi değil; aynı zamanda üst sıralarla aranın açılması anlamına gelir. Kısacası kolay maç yok. Özellikle düşme hattındaki takımlara karşı hiç yok. Bu dört maçta alınacak sonuçlar ya yarışın içinde tutacak ya da yukarıyla araya mesafe koyacaktır. Sezonun kaderi biraz da bu zorlu eşikten nasıl çıkılacağına bağlı.

3- STANDART YOK

Bu hafta oynanan Galatasaray ve Fenerbahçe maçları, ne yazık ki futbolun önüne geçen hakem tartışmalarıyla gündeme oturdu. Oysa konuşmamız gereken şey oyun, taktik ve performans olmalıydı. Ancak verilen ve verilmeyen kararlar, haftaya damga vurdu.Galatasaray’ın attığı gol pozisyonunda birçok futbolsevere göre ihlal yoktu; bana görede bu gol nizami. Buna rağmen uzun süreli inceleme ve tartışmalar yaşandı. Fenerbahçe cephesinde ise ofsayt olduğu iddia edilen gol, VAR müdahalesi açısından ciddi soru işaretleri doğurdu. Sorun yalnızca kararın kendisi değil; standardın olmaması. Aynı tür pozisyonlara farklı haftalarda farklı yorumlar getirilmesi, güven duygusunu zedeliyor .VAR sistemi futbolu daha adil kılmak için var. Ancak uygulamadaki tutarsızlık ve iletişim eksikliği, sistemi tartışmanın merkezine yerleştiriyor. Sahadaki hakemlerin tereddütlü görüntüsü ve VAR odasının netlik sağlayamaması, kamuoyunda “beceriksizlik” eleştirilerini artırıyor. Futbolun doğasında hata var; fakat asıl problem, aynı hataların tekrar etmesi ve gri alanların çoğalması. Bu tablo en çok federasyonu zorluyor. Türkiye Futbol Federasyonu ve başkan İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu açısından güven tazelemek artık bir tercih değil, zorunluluk. Çünkü hakem tartışmaları büyüdükçe saha içindeki rekabetin değeri gölgeleniyor, spekülasyonlar artıyor. Türk futbolu kritik bir süreçten geçiyor. İhtiyaç duyulan şey; şeffaflık, tutarlılık ve net iletişim. Aksi halde her tartışmalı pozisyon, sadece bir maçın değil, ligin bütününün sorgulanmasına neden olur. Futbolun konuşulduğu, hakemlerin değil oyunun ön planda olduğu bir zemine dönmek artık şart.