Eleştiriye tahammülü olmayanların bilin ki gerçekte halka da tahammülü yoktur. Verilen sözlerin tutulmadığını gördüğümüzde bir kaya gibi dikilmeliyiz karşılarına. Seçen değil seçilen yaşamalı korkuların büyüğünü. Söz vermenin bir ağırlık olduğunu hissettirmenin başka yolu yok çünkü.
Halkın siyasetçilerden hesap soruşuna yıllar evvel Borçka'nın Güreşen Köyü’nde şahit oldum. Şimdi rahmetli olan Güreşen'de muhtarlık da yapmış Ahmet Kurt, Adalet Partisi bakanı olan Hasan Ekinci'nin köy kahvesinde kravatına yapıştı. Milletin bu manzara karşısında nutku tutuldu.
Hiç kimseye aldırış etmeyen rahmetlik Kurt, "Hasan Bey bu kravatı ben takmışım sana çözmesini de bilirim, her geldiğinizde yolları yapacağınızı söylediniz hiçbir şey yapmadan yine oy istemeye geldiniz" demesi halk denen gücün kudretini görmemi sağladı.
Sonradan öğrendik ki Ahmet Kurt askerdeyken asteğmeni olan Hasan Ekinci ile iyi iletişimi olan ve Adalet Partisi'ne yıllarca çalışmış bir isim olmasına rağmen verilen sözlerin tutulmamaması karşısında mazideki hatıraları unutarak koca bakana bu postayı koymuş.
Bu duruma şahit olduğum dönem Tansu Çiller’in başbakan olduğu 1995'lerdi. Birkaç yıl sonra Ahmet Kurt amcayla bu davranışın nedenlerini ayrıntılı konuştuk. Hiç unutamayacağım tarihi ifadelerle siyasetin ve siyasetçinin görevlerini; "Bak evlat, siyaset halka samimiyetle hizmet için yapılır. Birileri koltuk işgal edecek, paye ve mevki kazanacak diye yapılmaz. Ben Hasan Bey'i çok severim ama Güreşenliyi daha çok severim. Borçka Güreşen yolunun güzergah değişikliğiyle 26 km'den 16 km'ye inmesi için kendisi bize söz vermiş, biz de buna inanarak etrafımızdan oy istemiştik. Verilen söz yerine gelmeyince biz mahcubiyet hissettik. Biz hissettiysek o da hissetsin maksadıyla bu hareketi yaptım. Hatta ben kendisine o gün şunu da söyledim; siz bize hizmetlerinizle bir somun ekmek verdiğinizi zannediyorsunuz, oysaki halk size oylarıyla Vakfıkebir ekmeği veriyor, demiştim" şeklinde anlattı.
Mekanı cennet olsun Ahmet Kurt amcanın.
Böyle dirayetli ve hidayetli insan kaldı mı dersiniz. Şimdi bırakın bakanı, adam il başkanının karşısında serzenişlerini ifade edemiyor.
Ama benim gençliğimin muhtarı..
İki tatlı söze, bireysel beklentiye halkın beklentisini satmamış.
Gel de iç çekme..
O büyük insanı unut..