Kitap satın almak, kitap sevmek, kitap okumak bir eğitim ve kültür işidir. Bu eylemin ekonomiye bağlanmasına katılmıyorum. Çünkü genel araştırmalara göre ülkemizde kitap okuyan orta sınıftır. Şurası bir gerçek ki parasıyla  kendine kitap almayı aydınlarımız kendilerine işkence sayar.
Eğlence yerlerine yüzlerce lira bahşiş bırakan, at yarışlarına binlerce lira para yatıran insanımız kitaba, dergiye, gazeteye para vermeye gelince adeta bunalıma girer.
Okumak bir alışkanlıktır. Biz anneler, babalar evimizde bir kitabın kapağını açmıyorsak çocuklarımız bu alışkanlığı kimden ve ne zaman edineceklerdir? Okulda öğretmeni öğrencisine,evde anne- babası kızına veya oğluna kitap oku demekle kitap alışkanlığı edilemeyeceğini bilmek için ille de psikolog olmak gerekmez. Biliriz ki alışkanlıklar, görerek ve uygulayarak elde edilir. Demek ki bu alışkanlığı önce biz, sonra bizden sonraki insanlarımıza verememişiz.  Hele TV “okumayı önlemek” yönünden ülkemiz için bir felakettir. En değerli arkadaşımızla sarsılmaz dostluğumuzu geliştireceğimiz bir dönemde TV önümüze çıkmış ve kitap satışını ve okunuşunu olumsuz yönde etkilemiştir
Bir de bilgisunar (internet) denilen buluş...  İlköğretim çağındaki çocuklarımızdan tutun da üniversite gençliğine hatta daha ileri yaşlardaki insanlarımıza kadar herkesi kolaycılığa ve araştırmadan hazır bilgi edinmeye götürmüş ve kültür atılımımıza en büyük kötülüğü yapmıştır.75 milyonluk ülkemizde  5000 satan kitap için iyi satıldı denmektedir. Düşünün Vietnam gibi bir ülkede bir şiir kitabının bile 50.000 ‘den az basılmadığı gerçeği bizim için düşündürücüdür.
Okur yazar oranımızın erkeklerde yüzde doksana, kadınlarda ise yüzde yetmişe ulaştığı  bilinir. Ben buna okur- yazar oranı olarak bakmıyorum. Birincisi öğrenilen şey, gereksinim duyulup kullanılmıyorsa  bilgi hamallığıdır. İkincisi bu yüzde doksan insanımızın en az yüzde kırkı harfleri tanımakta ve eline verilen bir metni zorla okumaktadır. Bana göre okur- yazarlık kitap, dergi, gazete okumaktır ki bu oranın çok düşük olduğu bir gerçektir.Bir okur- yazar günde bir gazete, haftada bir dergi, ayda da en az iki kitap okumalıdır. Aydınlığın temel yapısı bence budur.
Bir okurumuz, bir gazeteyi eline alıp bir haberi, bir fikir yazısını okuyup anlamadıkça, Türkiye ve dünya sorunlarına ilgi göstermedikçe bu yurttaşa okur-yazar diyebilir miyiz?
Bize göre, ülkenin kalkınması, kitap okuma tutkusunu tabana yaymakla başlar. Kitaptan, okuyandan korkmamalıyız. Kitap okuma yollarını açmak ve geleceğimizi belirleyecek çocuklarımızın ve gençlerimizin önlerini aydınlatmak yönetimlerin temel işlevi olmalıdır.
Türk insanının özellikle orta sınıfın yani öğretmen, memur, küçük burjuva dediğimiz sınıfın bugünkü ederlerle kitap alması olanaksızdır.  Bu insanlarımız kitapçılarda dolaşmakta, kitap sayfalarını karıştırmakta ama cebindeki parası yetmediği için almadan çekip gitmektedir. Devlet, kâğıt da, vergide basımevlerine kolaylık sağlayarak kitap ederlerini ucuzlatabilir ve  okuyucu da ucuza kitap edinebilir. Ama gerçekten okuyan, yazan ve yazdığını, okuduğunu anlayan ve uygulayan ulus isteniyorsa yönetimin bu konu da duyarlı olması önemlidir.
Benim edindiğim izlenim, politikacılar aydın insan istemiyor ,veya ben öyle düşünüyorum. Çünkü aydın insan sorgulayan insandır. Politikacı ise sorgulayan değil evet efendimci insanlardan hoşlanır. Haksızlıklara direnen dürüst, erdemli, görevini namus bilen ve okuyan insanların önünü kesersek “hâl-i pür melâlimiz” üstüne bir bardak su içmek demektir.
Dinimizin birinci emri “Oku” dur. Peygamberimizin buyruğu da “İlim Çin’de de olsa git ara bul” olmuştur. Öyle ise neden insanımıza, kitap okuma alışkanlığını vermeden kaçınıyoruz? Yoksa böyle bir girişim var da ben mi duymadım?