Şu Galatasaray maçından sonra “Oh be dünya varmış. Öyle mutluyum ki” cümlesini hangi Trabzonlu, hangi Trabzonsporlu göğsünü kabarta kabarta kurmadı ki!
Türkiye gıpta ile baktı..
Trabzonspor'un Galatasaray karşısında hem oynadığı futbol hem aldığı galibiyet taraflı tarafsız herkesin büyük beğenisini kazandı..
Bu takımın bu sezon şampiyonluk yarışının en güçlü adaylarından biri olacağını yazmayan yok..
Dün gazetemizin birinci sayfasının başlığında yer alan “VAHİD İLE GEÇEN GÜNLERE YANAL'IM ARKADAŞ” sözleri aslında en gerçekçi tahlil gibiydi..
Zararın neresinden dönersek kardır misali oldu!..
Halilhodzic'in gitmesinin ardından şöyle yazmıştım.
 “Un var, yağ var, şeker var, helva yapacak usta da bulundu. Trabzonspor Yanal ile başarılı olacaktır.”
Galatasaray maçında yanılmadığımızı gördük..
Müthiş bir değişim..
Sihirli değnek değmedi ama  ‘USTA ELİ’ değdi..
Çünkü Bordo-Mavili ekibin  bu sezonki oluşturulan mevcut kadrosunun ne kadar değerli, ne kadar yetenekli olduğunu dışarıdan en iyi şekilde görüp algılayan isimlerin başında Ersun Yanal'ın geldiği, teklif yapılır yapılmaz kabul etmesi ile görüldü!.
Usta, elindeki malzemenin kalitesini biliyordu..
Yani kadroya güveniyordu..
Futbolcular da Yanal ile birlikte çok şey yapacaklarını biliyordu..
Dedik ya..
Un var..
Yağ var..
Şeker var..
USTA DA ARTIK VAR..
HELVA YAPIMI BAŞLADI..
O halde bu ligde rakipleri de gördükten sonra Trabzonspor'un bence şampiyonluk yarışının en güçlü adayı olmaması için hiçbir neden yok. Buna yürekten inanıyorum.
Çünkü müthiş yetenekli bir  kadro inşa edilmiş durumda.
Yabancı transferinde ilk kez böylesine isabet oranı yüksek..
Galatasaray maçındaki muhteşem 11 dışında yedek bekleyen Yatabare, Waris, Sefa, Serdar’ın yanında sakat olan Kaptan Onur gibi bir kalecinin de varlığını, Oscar Cardozo'nun Yanal ile birlikte  daha da kendine geleceğini ve devre arasında bir de Yanal'ın isteyebileceği bir iki takviyeyi düşündüğünüz zaman Trabzonspor, bu ligin altını üstünü getirecektir.
Sadece lig değil tabi.
Avrupa'da gruptan çıkması garanti..
Türkiye kupası da var..
Yani üç kulvarda da iddialı olan bir takım..
Ne güzel değil mi?
Söylemesi bile çok güzel..

***

Amma!..
Gelelim asıl konumuza..
Çünkü uyarmakta fayda var..
Buranın Trabzon olduğunu, başarısızlık gibi başarının karşısında da rahatsızlıklar olabileceğini bilmeyenimiz var mı?
Ne yazık ki!.
Yok..
Söyleyeceğim şu..
Trabzonspor'un en büyük rakibi kendisi, yani camiası olacaktır!
Çünkü adamına göre Trabzonsporluların son yıllarda yol aldığı şehir yapılanmasının artık önüne geçilip, herkesin bu takımın bu teknik kadronun yanında  sözde değil özde bir şekilde güç birliği yapması bu şehre karşı herkesin borcudur..
Bir bütün Trabzon şehrinin, bir bütün Trabzonspor camiasının  destekleyeceği bu takımın, bu teknik kadronun uzun yılların şampiyonluk özlemini sona erdirmemesi için hiçbir neden görmüyorum..
İşte Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın bu sezonki hali meydanda..
Bu kulüp  kimsenin babasının malı değil..
Ne Sadri'nin, ne İbrahim'in, ne de bir başkasının..
Hep birlikte el ele verme zamanı..
Allah aşkına hangi Trabzon lunun, hangi Trabzonsporlunun şu Galatasaray maçında ortaya konan futbol ve alınan sonuçtan sonra göğsü kabarmadı ki!
Tekrarında fayda var..
Un var..
Şeker var..
Yağ var..
Helvayı yapacak çok iyi bir usta da bulundu..
Geri ne kaldı..
DESTEK, HUZUR VE BİRLİKTELİK.
Gelin esirgemeyelim bunu.
Kaybolan yıllara yazık değil mi?
Şimdi kolbastıyı da, horonu da birlikte oynama zamanı!

  • Öğretmen olmak!..

Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü..
Böyle bir güne kayıtsız kalınmaz.
Çok güzel ve anlamlı bir söz var..
‘Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum..’ 
Hazreti Ali'nin hafızalara kazınan ama bir türlü gereğini yapmadığımız bu sözü, başlı başına bu ülkede eğitim ve eğitimciye nasıl değer vermemiz gerektiğini  anlatıyor..
Başka söze gerek bırakmıyor açıkçası.
Ama ne yazık ki durum hiç de öyle değil..
Öğretmen olup da bu ülkede mesleğini yapamayan; çaycılık, kapıcılık,  işportacılık yaparak  geçinen nice öğretmenlerin var olduğu gibi mesleğini yaparken 'çile bülbülüm çile' şarkısını söyleyen nice insanlar da var..
Bakın  Eğitim-İş’in 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle, 33 ilde 1004 öğretmenle görüşerek yaptığı “Öğretmenlerin borç durumlarına ilişkin öğretmen görüşleri” adlı araştırma sonuçları çok ilginç.
Öğretmenlerin karşı karşıya olduğu ekonomik sorunları apaçık ortaya  seriyor..
Ankete katılan öğretmenlerin yüzde 81’i kredi kartına, yüzde 79’u bankaya, yüzde 41’i esnafa, yüzde 39’u ise şahıslara borcu olduğunu belirtirken, yüzde 40’ı ise annesinden ve babasından maddi destek alıyor.
Araştırmanın sonuçları şöyle:
Öğretmenlerin % 55’i kendine ait evi olduğunu, % 45’i ise kendine ait bir evi olmadığını belirtmiştir.
Öğretmenlerin % 57’si kendine ait arabası olduğunu, % 43’ü ise kendine ait bir arabası olmadığını belirtmiştir.
Öğretmenlerin % 53’ü kirada oturduğunu belirtmiştir.
Öğretmenlerin % 29’u ek iş yaptığını belirtmiştir.
Öğretmenlerin % 41’i esnafa borcu olduğunu belirtmiştir. Borcu olanların % 51’i borcunun 0-5000 TL arası, %21’i ise 5000-10.000 TL arası olduğunu ifade etmiştir.
Öğretmenlerin % 39’u şahıslara nakit borcu olduğunu belirtmiştir. Borcu olanların % 50’si borcunun 0-5000 TL arası, %26’sı ise 5000-10.000 TL arası olduğunu ifade etmiştir.
Öğretmenlerin % 79’u herhangi bir bankaya borcu olduğunu belirtmiştir. Borcu olanların % 48’i borcunun 20.000 TL ve üzeri olduğunu ifade etmiştir.
Öğretmenlerin % 81’i kredi kartı borcu olduğunu belirtmiştir. Borcu olanların % 64’ü borcunun 0-5000 TL arası, % 21’i ise 5.000-10.000 TL arası olduğunu ifade etmiştir.
Öğretmenlerin % 40’ı annesinden, babasından ya da arkadaşlarından maddi destek aldığını belirtmiştir.
İşte tablo bu!..
Öğretmenlerin çoğunun kirada oturduğunu, esnafa, şahıslara, bankalara borcu olduğunu, üçte birinin ek iş yaptığını, anne babasından ya da arkadaşlarından maddi yardım aldığını, hemen hepsinin kredi kartı borçlusu olduğu ortaya çıkıyor.  
Geçmişten bugüne değişen bir şey olmamış. Araştırmalar gösteriyor ki;
2002 yılında mesleğe yeni başlayan bir öğretmen maaşı ile 24 çeyrek altın alırken, 2014 yılında sadece 14 çeyrek altın alınabiliyor. Bu hesaba göre 2002 yılından bu yana öğretmenlerin maaşlarındaki alım gücü %41,6 oranında düşmüş.
Yani söylemlerle yapılanlar örtüşmüyor!..
Bir düşünün bu ülkede eğitimciler  internet hizmetini ücretli alabiliyor..
Dedik ya lafa geldiği zaman öğretmenler üzerinden  pembe tablo çizmek kolay..
Bakın bugün ne açıklamalar yapılacak ne?
Güllük gülistanlık..
Sonuç.. Kocaman 0..
Fazla söze gerek var mı?.