Medeniyetler buluşması diye bir süreç başlatılmıştı yıllar önce. Sonra dinler arası diyalog diye bir başka süreci buna eklediler. Din adamları Hatay'da dinler bahçesine çiçekler diktiler. Urfa'da tek tanrılı din toplantıları tertip edildi. Sempozyumlar paneller yapıldı. İstanbul'da iftarlarda bir bir ağızlarına yemekler koydular.
Biz, tek din var İslam deyip içi kof tavırlara itibar etmedik. Bu buluşmaları imana zararlı faaliyetler olarak tefrik ettik. Dinler safahatını bilmeden, niyetlerin safahatını deşifre edemezsiniz dedikçe ukalalıkla suçlandık. Bizim gibi düşünenlere yaygın ve baygın medya kepenklerini indirdi. Ne kadar güya elitist derinliği olan kimlik varsa ekranları işgal ettiler.
Bakınız süreç nereye geldi dayandı. Diyalog geliştirdik dedikçe günahsız insanlar parçalanmaya başladı. Dünyanın her yerinden ve özellikle de İslam coğrafyasından birbirini boğazlayan manzaralar ortalığa döküldü.
Demek ki mesele diyalog meselesi değil insan temelli bir dünyadan uzaklaşma meselesiymiş. Senin dinin sana benimki bana ayetini görmezden gelip dünya saadete eremiyormuş.
Dünyayı; ekmeğin adil paylaşıldığı, açın sefilin yardımına koşulduğu, adaletin asgari ölçülerde sağlandığı bir çizgide tutarak uluslararası hukuku herkese teşmil etmek yerine korkuları heyulaya döndürdüler.
Aslında dinler diyalog kurmaz. Allah tarafından yenisi gönderilerek geçersiz kılınmış dinleri hakiki olanla diyaloğa sokmak Yaradanın bozulmuş dediğini hayır tahrifli değil mertebesine taşımaktır. Zaten bizim itiraz noktamızı da burası oluşturuyordu. Yoksa ilahiyat üzerinde akademik çalışmalar yapanların ilmi sahada doğruyla yanlışı tartışması elbetteki devam etmeli. Diyaloğu sen avam mertebesine indirgersen, ehliyetli ehliyetsiz kişilerin elinde oyuncak yaparsan buradan ancak çıksa çıksa kaos çıkar. İşte bugün dünyanın yaşadığı şey de budur.
Dünyada uzun yıllar İslamın bayraktarlığını yapan Türk milleti aslında karşısına belli bir muhattap almadan bütün insanlığa seslenen gönül erleriyle sözünü hep söyleyegelmiştir. Yunus Emreler, Hacıbayrami Veliler, Hacıbektaşi Veliler ve Mevlanalar diyalog denen safsatayı muhtevayla donatarak işitmek isteyene muhattapsız ikram etmiştir. Yani karşısılarna bir adam koymadan, hakkı; gönül tellerinden dünyanın her köşesine yankılanan bir akis yapmışlardır.
Bu diyalogu duyan gelmiş feyiz ve bereketini deruhte ederek memleketlerine dönmüşlerdi. Onların yaptığı, ne dinler bahçesi buluşmaları, ne de papazlar ve hahamlar podyumu değildi. Sadece hakkın durduğu noktadan konuşmalarıydı. Yani akilin sakile seslenişi.
Günümüz diyalogunda akille sakil sarmaş dolaş.
Fark bu..