Dün bültenlere düşen bir haber vardı..
Haberin başlığı ‘Çocuk gelindi’
İçimizi acıttı!..
İnsan olup da acıtmaması mümkün değildi?
***
Adı:Kader
Soyadı:Erten..
Doğum tarihi: 21 Temmuz 2000
Van'ın Çatak İlçesi'nden..
2.5 yıl önce kendi iradesi dışında, ailelerin onayı üzerine Siirt'in Pervari İlçesi'ne bağlı Düğümcüler Köyü'ne gelin olarak gönderilerek Mehmet Atak ile evlendirildi!..
Doğum tarihine baktığınız zaman kaç yaşında biliyorsunuz?
12..
Evet..12..
Kadere bak derler ya..
İsminin önüne 'ACI' koymak gerekirse işte buna acı kader denir!
Çünkü sonrası gel de yanmaya çıkarken, Türkiye'nin önünde daha çözeceği ne denli sorunlar olduğunun da göstergesi oluyor.
Devam edelim..
12 yaşında küçük kız Van'dan Siirt'in bir köyüne gelin olarak gönderilir!
Tabi ki yaşı küçük olduğu için resmi nikahsız olarak!
Resmi nikahsız eşi Atak'ın ailesiyle Siirt'in Pervari İlçesi'nin Düğümcüler Köyü'nde yaşamaya başlayan Kader Erten, 13 yaşında anne olur!..
Yaklaşık bir yıl sonra ikinci çocuğuna hamile kalan Erten'in eşi, iki ay önce vatani görevini yapmak üzere Edirne'nin Keşan İlçesi'ndeki birliğine teslim olur..
Ortada bir garip ‘Kader’imiz’ kalır..
Bir yaşındaki çocuğu ve karnındaki 7 aylık bebeğiyle askerdeki eşinin yolunu gözleyen Erten, erken doğumla dünyaya getirdiği ikinci çocuğunu kaybeder!
Evladını kaybetmenin üzüntüsünü yaşayan, 12 yaşında evlendirilen,13 yaşında anne olan, 14 yaşındaki Kader’imiz, odasında silahlı vurulmuş şekilde ölü bulunur!..
Savcılık ölümü şüpheli bulup soruşturma başlatır..
Olayın ardından cenaze otopsi için Diyarbakır Adli Tıp Kurumu'na gönderilir. Pervari Cumhuriyet Başsavcılığı da ölümü şüpheli bularak, soruşturma başlatır. Savcılık, Kader Erten'in eşinin ailesindekilerin ifadelerine başvurur.
Yani sonuç itibarı ile
ortada 12 yaşında evlendirilmiş, 13'ünde anne olmuş, 14'ünde silah ile yaşamına kıymış veya kıyılmış bir evladın cansız bedeni!
***
Duyarsız kalmak mümkün mü?
İntihar etmiş olsa ne olur?
Bunun adı resmen bir insanlık cinayeti!..
Bir insan, evladını göz göre göre toprağa gömüyor deniyorsa en acı örnek bu değil mi?
O nedenle Türkiye'mizin çok ama çok önemli sorunları var. Sırça köşklerde oturarak, bir elimiz yağda yaşarken, yükseklerden atıp tutarak ‘Muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak’ sloganları atarken, bu vatan topraklarının uzak diyarlarında nelerin olup bittiğinin hiç farkında bile değiliz!..
Ne yazık ki bu ülkenin hala ve hala büyük bir eğitimsizlik sorunu var!..
Hala kız evlatlarını köle gibi alınıp satılır gibi gören zihniyetler var!..
Bu ülkenin resmen cahillik sorunu var!
Öyle sırça köşklerden bakmakla, eğitim seviyemiz yüksek demekle olmuyor!..
Bu ülkenin üstekilerle alttakiler arasında uçurum denecek kadar yaşam farkı var!..
Van Çataklı Kader Erten'in öyküsü bunu anlatmıyor mu bize?
Bu acı manzara ders alınması yönünden Türkiye'nin önüne konmalı!..
Kim bu Kader?
Bizim evladımız değil mi?
Daha küçücük, daha 12 yaşında olan bir kız evladını evlendirme gibi gaflet ve delalet içine düşen, aynı şekilde gelin alan anneler, babalar hangi ülkenin insanları?
Bu ülkenin değil mi?
Peki bu kara cahillik, bu insanlık cinayeti önce kimin sorunu?
Devletimizin değil mi?
O nedenle KADER
BİZİM KADER’İMİZ.!.
Ne yazık ki 2014 Türkiye'sinin manzarasında değişen bir şey yok!..
***
Sevgili okurlar işte böylesine acı noktalarda ‘Bu dünyadaki amacımız ve varoluşumuz nedir?’ diye bir soruyu kendi kendimize hiç yöneltiyor muyuz?
Allah gereksiz hiç bir şeyi yaratmamıştır.
O bizi dünyaya göndermişse bir nedeni vardır!
Ama önemli olan iyi algılayabilmektir.
Uğur Koşar'ın ‘Allah de ötesini bırak’ adlı kitabını okurken içinde yeralan bir yazı bu noktada tam isabet gibiydi.
***
Bir gün çelimsiz, küçük bir kız çocuğu, sokağın köşesine oturmuş, yiyecek, para ya da herhangi bir şey için dileniyordu.
Üzerinde yırtık pırtık giysiler vardı, yüzü gözü kir içindeydi ve perişan bir haldeydi.
Kız dilenirken, sokaktan genç, iyi görünümlü bir adam geçti.
Kızı fark etmişti ama belli etmemek için dönüp ikinci kez bakmadı.
Büyük ve lüks evine, mutlu ve rahat ailesinin yanına geldiğinde, çok güzel hazırlanmış akşam sofrası onu bekliyordu.
Fakat az sonra düşünceleri tekrar o fakir kıza takılıverdi.
Duyguları bir şeylere itiraz ediyordu. Sonra kolay yolu tercih etti ve Allah'a yönelerek ‘Allah'ım böyle bir şeyin olmasına nasıl müsaade ediyorsun? Neden o küçük kıza yardım için bir şeyler yapmıyorsun’ dedi.
Sonra ruhunun derinliklerinden gelen bir cevap işitti..
‘YAPTIM. SENİ YARATTIM!’
***
Fazla söze gerek var mı sevgili okurlar!..
O nedenle yaşanan böylesine toplumsal sorun haline gelen olaylar karşısında başta devletimiz olmak üzere hepimize büyük sorumluluklar düşüyor..
‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ mantığının sonu yılanlarla koyun koyuna kalmaktan öte değildir ki!