Ne yazdığınızı, ne söylediğinizi değil de, ne duymak ne işitmek istiyorsak öyle anlayanlardan birisi çıkıp da yukarıdaki başlığı “Ne diyor bu ya, küfüre destek mi veriyor?” diye anlarsa, bilin ki ilk maçta ilk küfürü o edecek!
Uzatmadan Trabzonspor- Rizespor maçındaki Volkan olayına getirelim sözü..
Bi defa değil kendi futbolcuna, rakibe, her hangi bir canlıya bile küfür asla ve de katiyen kabul edilemez.
Formanı giyen, seni temsil eden bir delikanlıya edilen küfürü de ‘adam’ diye nüfus kağıdı verilen hiçbir kimse onaylamaz.
***
Lakin hoş ve doğru olmasa da yöre insanımız bu küfürlü kelimelerle iç içe yaşar.
Aslında içinde küfürlü kelimeler geçse de amaç küfür değildir.
Ula bi yemek yedik ki.....
La, bi topa vurdu ki.....
***
Elbette onaylamak, sahip çıkmak mümkün değildir de bence futbolda edilen küfür şahsa değil, pozisyonadır.
-Hay senin çektiğin şuta,
-Vay senin yaptığın ortaya,
-Attığın çalıma, anlamındadır.
Çünkü bir pozisyon sonra iyi bir hareket yaptığınızda en büyük alkışı da onlardan alırsınız.
Formayı giyen kardeşiniz de olsa yanlış bir hareketine her türlü tepkiyi gösterirsiniz.
Hüsnü ile Raci Trabzonspor’da oynarken rahmetli babam çok maçı yarıda bırakıp çıkmıştı, sonra da hiç gitmemişti.
Biz de az kavgalar etmedik..
Aslında futbolun küfürünü fazla kafayı takmamak, ciddiye almamak lazımdır.
Araya yaşanmış bir olay sıkıştırırsam ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılır. Maraton tribününden izlediğimiz bir maçta adamın birisi İskender’e küfretti. İki dakika geçmeden İskender golü atınca aynı kişi yine ayağı fırlayarak ‘İskender, İskender şimdi sen benim.... ” diye az önceki küfürünü tersine çevirdi.
Hem de çok daha yüksek bir sesle..
Kaldı ki öyle kalabalığın arasına saklanıp tribün delikanlılığı yapmak kolay. Stadyum dışında geçip adamın karşısına edebilir misin o lafların yüzde birini?
***
Başka diyarları bilemem ancak ülkemiz için söylüyorum, eğer göz önünde bir iş yapıyorsanız ya da profoesyonelseniz bu işin karşılığında sadece alkış olmadığını bilecek, her türlü nahoş duruma karşı hazırlıklı olacaksınız.
Volkan’ın yaptığı gibi soyunma odasına gideceğinize, atarsınız golünüzü gidip o tribünün önüne çekersiniz hareketinizi ve en çok alkışı da o şahıslardan alırsınız.
Öyle her tepki gören yaptığı işi bırakmaya kalksa Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’a, valisinden, doktoruna, belediye başkanından gazetecisine, gece bekçisinden muhtara kadar herkesin işini gücünü terk edip evinde oturması lazımdır!..
O da kurtuluş değildir aslında.
Sabah akşam selamlaştığınız kapı komşunuzun ‘.....adamı hiç evden çıkmıyorki.’ demeyeceğinden emin misiniz?
Giderse Arap, haliniz harap!
Dünyada en çok para harcayan turistler olan Araplar, Trabzon’un adeta her tarafını kapladı. Otellerde, parkta, sokakta, kafeteryalarda, lokontalarda, konfeksiyon mağazalarında hep onlar. Ellerinde yliyecekler, kollarında satın aldıkları eşyalar, arabalarının bağajlarında koli koli mallar, Trabzon’da adeta para saçıyorlar.
Esnafın yüzünü güldürüp kasaların dolmasını sağlıyorlar. Lakin altın yumurtlayan tavuğu kesmekteki namımızla! bu işi de yüzümüze gözümüze bulaştıracağız gibime geliyor.
Ben bu turistleri gezdiren rehberlerin ve bunları yazan gazetelerin yalancısıyım. Dediklerine göre tavuğu kesmek için ufak ufak bıçak sürmeler başlamış bile..
9,5 liralık gıdayı 95 lira satmak isteyen dükkan sahibini bizzat ben engelledim de, adam ‘Abi bunlarda para çok ya’ deyince iyi ya para çoksa doğru dürüst iş yap ki bir defalık değil devamlı kazan’ deyince ‘Eski Türk filmlerindeki kötü adamlar gibi ters ters baktıydı bana..
Sanırsın rahmetli Erol Taş’ın gençliği.. ***
Havalanı-Meydan 300, adam başı yemek 80-90, tek gecelik konaklama neredeyse bin lira, ayrıca soygun haberleri de ufaktan ufaktan gazetelerde yer almaya başladı..
Yahu akıllanmadık gitti...
Hatırlarsınız Rus işini de öyle yaptıydık!
Yaptıydık da, arkalarından aval aval baktıydık!
***
Ticaretteki kazığın yanında,
Her gördüğün Rus’u sanıp da nataşa,
Önüne gelene dediydin ya yat aşşa,
Sonra da işlerin olunca tepetaklak,
Bak, hala gidiyorsun baş aşşaa!
Sen ikinciyi çekersin!..
Yiğit namıyla anılır, Deli İsmet ile Cinemre abilerimiz İdmanocağı’nın futbolcularıdır. Bir maçta çift vuruş kazanılır, atışı kullanmak için ikisi de topun başına gider. “Sen bırak ben atacağım” tartışmaları uzayınca Cinemre ‘Dur la deli oğlan duymadın mı hakem çif vuruş verdi. İlkini ben kullanayım, ikincisini sen çekersin’ der. Bu çözüme İsmet abinin aklı yatar ve Cinemre atışı kullanır. Kaleci topu tutar, değajla oyunu başlatır. Şaşıran İsmet abi sinirle koşup hakemin yakasına yapışır.
-İkinciyi niye attırmadın?
Hakem şaşırır tabii.
-Ne ikincisi?
-Unuttunmu laa, çift vuruş vermiştin ya...
Ben buranın yabancısıyım!..
Olay Farabi Hastanesi’nde yaşanır.
Doktor eldivenlerini takar, prostat muayenesi için gelen hastaya ‘rüku vaziyeti al’ der.
Tam o esnada hastaneye büyük bir trafik kazasında ağır yaralanan çok sayıda hasta getirilir ve doktor acile çağırılır.Kısa bir süre sonra odasına geri dönen doktor hastanın hazırlanmadığını görünce ‘Niye rüku vaziyeti almadın?’ diye sorar.
Hasta kısık bir sesle cevap verir;
-Doktor Bey ben buranın yabancısı olduğum için kıblenin ne tarafa olduğunu bilmiyorum!
Ektik ama bitmedi!
Adettendir seçimler yaklaşınca yurt sathına dağılan siyasiler vatandaşla haşır neşir olur, dertlerini, sorunlarını dinler.
Geçmiş zamanın birinde iktidar partisinden bir siyasinin hem de bakanın köye geleceği duyulunca muhtar ahaliyi kahveye toplar, heyecanlı bir şekilde beklemeye koyulurlar.
Derken bakan bey yanındaki maiyetiyle birlikte gelir…
Muhtar tarafından karşılanan kafile ile köy kahvesinde sohbet başlar.
Çaylar içilir, karşılıklı istekler, temenniler dinlenir bu arada bakan bey muhtara sorar;
-Sizin buralarda erezyon olur mu?
O zamana kadar erozyon lafı duymamış olan muhtar, biraz düşündükten sonra mahçup bir ifadeyle karşılık verir;
-Beyim, ektik ama bu sene mahsül vermedi, onun yerine fındık versek olur mu?