Trabzonspor, Unics Kazan karşısına çıkarken maçı 15 ve üzerinde farkla kazanmaktan başka hiçbir sonuç anlam ifade etmiyordu.
Bu amacı gerçekten kavramışçasına başlayan takımımız da ilk çeyrekte topu iyi paylaştırarak farkı çeyrek sonuna doğru 14 sayıya kadar çıkardıs ve sanıyorum bunu yeterli gördü. Takım ve koçun bu noktadan sonra yaşamış olduğu konsantrasyon eksikliğini başka türlü açıklamanın imkanı yok.
İkinci çeyrekten itibaren Colom ve Langford’un oyuna ağırlığını koymasıyla farkı eritmeye başlayan Kazan, ikinci yarıyla beraber de oyunun kontrolünü tamamen ele geçirdi. Trabzonspor M.P oyuncuları ve özellikle teknik ekibi ise maçın kalanında buna karşılık vermeyi bırakın, adeta rakibin ekmeğine yağ sürmeye devam ettiler.
3.çeyrek başında faul haklarını erken doldurarak zaten zayıf olan savunmamızı iyice çaresiz bıraktık. Kenar yönetimi çözüm üretecek hiçbir hamle yapmadığı gibi, savunma yönü kuvvetli oyuncuları da benchte tutarak takıma büyük zarar verdi.
Giderek oyundan kopan takımımızda, hücumda topsuz hareket eden kimse kalmayınca hücumlar giderek daha da bireysel zorlamalara dönüştü. Rakibin skor üstünlüğünü ele geçirmesiyle, oyuncular yalnızca bir şekilde hücumda skor üretmeyi hedef alınca hücumda düzeni kaybettiler. Bunun bedelini ise yalnızca başarısız hücumlarla değil, savunmada dengesiz yakalanarak da ödediler ve sonuçta maçı kaybettiler.
Bugün Trabzonspor M.P, Unics Kazan’a karşı ihtiyacı olan 15 farkı yakalayamaması büyük bir kayıp olmayacaktı. Ancak koç takımın en iyi beşini, kötü oyunlarına rağmen, ikinci yarının büyük bölümünde hiç çıkarmadan oynatarak takımına çok büyük zarar verdi. Neticede bir şey kazanamama uğruna hem onları yordu, hem psikolojik olarak mağlubiyetin yükünü onlara yükledi.
Buradan Markoviç’e soruyorum: “Benchteki daha savunmacı ve enerjik olan oyuncularla oynayıp kaybetsek ne olurdu, şimdi ne kazandık?”