MEMNUNİYETTEN DEĞİL, MECBURİYETTEN

Türkiye’de siyaset artık yalnızca isim değiştirmiyor, siyasi aidiyetler çözülüyor, adresler yeniden kuruluyor.

Özgür Özel’in CHP’den ayrılıp Yeni Parti’yi kurması, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP Genel Başkanlığına dönmesi ve son olarak Mansur Yavaş’ın CHP’den istifa ederek bağımsız devam edeceğini açıklaması, muhalefetteki tartışmayı kişilerden daha büyük bir noktaya taşıdı.

Çünkü artık mesele yalnızca kimin hangi partide olduğu değil; seçmenin kime, ne kadar ve neden bağlandığıdır.

Özgür Özel’in CHP Genel Başkanlığı dönemindeki siyasi temposunu küçümsemek mümkün değil. Meydanlardan çekilmedi, polemikten kaçmadı, görünürlüğünü korudu. Üstelik 31 Mart 2024’te CHP, 30 büyükşehir belediyesinin 14’ünü kazanarak önemli bir seçim başarısı elde etti.

Fakat siyaset, seçim matematiğinden ibaret değildir.

Kalabalık toplamak başka, siyasi ağırlık üretmek başka şeydir.

Gündemde olmak başka, gündemin istikametini belirlemek başka.

Ve en önemlisi, bir seçmenin oyunu almakla onun zihninde vazgeçilmez bir siyasi adres hâline gelmek aynı şey değildir.

Bugün Özel’in önündeki esas sınav da budur. CHP çatısının dışında artık kendi siyasal kimliğini, dilini ve toplumsal karşılığını kurmak zorunda. Çünkü geçmiş bir başarı referans olabilir, fakat geleceğin liderliği geçmişin sermayesiyle sonsuza kadar taşınamaz.

Mansur Yavaş’ın 23 Eylül’de CHP’den ayrılıp Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini bağımsız sürdüreceğini açıklaması da tartışmayı daha çarpıcı hâle getirdi.

Şimdi muhalefetin önünde basit ama ağır bir soru duruyor...
Seçmen bir siyasi harekete inandığı için mi yaklaşıyor, yoksa önünde daha güçlü bir seçenek göremediği için mi?
Bu ayrım küçümsenemez.

Çünkü siyasette destek vardır, aidiyet vardır; bir de mecburiyet.

Destek şartlara göre değişir.
Aidiyet zamanla güçlenir.
Mecburiyet ise ilk gerçek alternatifte biter.

İşte siyasi liderliğin asıl sınavı sandıkta oy almak değil, seçmene “Sana mahkûm değilim; sana inanıyorum.” cümlesini kurdurabilmektir.

Çünkü siyasette kalabalıklar iktidarın kapısına kadar gelebilir.
O kapıyı açan şey mecburiyet değil, inandırıcılıktır.